1. YAZARLAR

  2. Alaattin Karaer

  3. Ekmek, su, kitap ve kütüphane
Alaattin Karaer

Alaattin Karaer

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Ekmek, su, kitap ve kütüphane

A+A-

“Elime biraz para geçti mi kitap alırım; geriye kalanla da yiyecek ve giyecek.”

Desiderius ERASMUS

26 Mart-01 Nisan Kütüphane haftası dolayısıyla, Kırıkkale İl Halk Kütüphanesinin davetlisi olarak konferans vermeye gelen ve “Ekmek, Su, Kitap ve Kütüphane” isimli deneme kitabını okuyucularına imzalayan, TBMM Araştırma Hizmetleri Başkanlığı Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Erol Yılmaz’ın okuduğum kitabının, aynı adını taşıyan bölümünü sizlerle paylaşmadan geçmek istemedim.

* * *

Okuma alışkanlığı, millet olarak en büyük eksikliğimizden biri. Türk insanını n okumayla başı hiç hoş değil. Kitap, gazete, dergi vs. bilgi ve kültür taşıyıcısı entelektüel ürünlere günlük, haftalık, aylık ve yıllık ajandasında yer vermiyor ülke insanı.

Bu durumun belki küçük bir istisnası olarak ara sıra gazete okunuyor. O da çok küçük bir azınlık tarafından ve çoğunlukla spor sayfasından başlanarak.

Rakamların yalancısıyız. Yakın tarihimizde hemen hiç bir dönem, 35-40 başlık gazetenin tirajı beş milyonu bulmadı. Kısa zaman dilimlerinde ve dönemsel olarak bulduysa da aşamadı. Onca promosyona rağmen. Kitap ve ansiklopedi bir yana, makarna, çorba, tencere, tava, çakı-çakmak, ayna-tarak… Neler neler verildi de bu makûs talihin önüne geçilemedi.

Yani her şeye yer varda Türk milletinin yaşamında okumaya, kitaba, bilgiye yer yok. Her şeyler yer alıyor da insanımızın yüreğinde ve beyninde, entelektüel bir ivme yakalamasına yol verecek okuma ve bilgi edinme ne yazık ki kendine yer bulamıyor.

Oysa modern, gelişmiş, uygar vs. sıfatlarla anarak peşinden koştuğumuz dünyada bambaşka bir tablo var bu konuda.

Kütüphanecilik biliminin teorisyenlerinden Shera, bireylerin geleneksel ihtiyaçları olarak bilinen “hava”, “su”, “yiyecek” ve “barınma” nın yanına, beşinci olarak “bilgi”nin eklendiğini yaklaşık kırk yıl önce dile getirmişti. Kırık yıl sonra bile ülkemizdeki durumu görse kim bilir ne derdi acaba?

Böyle bir durumun tesadüf olmayacağı da çok açık…

Yıllık basılan kitap ve dergi sayıları, gazete tirajları, AR-Ge çalışmalarına ayrılan kaynaklar, okuma alışkanlığına ilişkin oranlar ve nihayet farklı türleri bulunan kütüphanelerin birey, toplum ve devlet yaşamındaki olmayan yeri.

Tüm bu başlıklarda, dünyaya yön veren birkaç batılı ülkenin durumuna bakmak, ülke ve millet olarak içinde bulunduğumuz durumu tüm açıklığıyla gözler önüne serebilir.

Söz konusu ülkelerdeki okulların yaşayan kütüphanelerine, toplumca sahiplenilmiş halk kütüphanelerine, üniversitelerin merkezini oluşturan akademik kütüphanelere ve nihayet millî kütüphanelere bakıldığında, tüm bu bilgi merkezlerinin okumanın, araştırmanın ve bilgi üretiminin odak birimleri olduğu net bir biçimde görülebilecektir.

Peki, bu bağlamda Türkiye fotoğrafı ne renktedir? Ya da iç açıcı tabloyla karşılaşmak olası mıdır?

Sırayla gidelim…

Ülkemizdeki okul kütüphanesi denildiğinde, kısaca, adı var kendi yok durumunun yaşandığı söylenebilir. Bu kütüphanelerle ilgili olarak Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir birimin var olmasına karşın kütüphane, tüm kademe okullarımızda yasak savma türünden, var desinler, diye düşünülen, kıyıda köşede kalmış bir odacıktan ibarettir genellikle. Tabii o da varsa ve ilk ihtiyaç halinde elden çıkarılmazsa.

Genel olarak söylenebilecek olursa, ne okul yöneticilerinin ne öğretmenlerin ne de öğrencilerin alınan bu yönde bir sıkıntıları vardır. Google hazretlerinden alınan iki sayfalık bir çıktı, hem sınavlara odaklı olduğundan yarış atına döndürülmüş öğrencilerin hem de öğretmenlerin işini kolaylaştırıverir. Alan memnun, satan memnun durumu yani…

Batının halk üniversitesi şeklinde taç taktığı halk kütüphaneleri konusunda da karneniz kırıklarla dolu. Devletin aklına gelmeyen, hızla elden çıkarılmaya çalışılan, oysa batılı ülkelerde halkın yaşam boyu öğrenme merkezleri olan bu kurumlar, halkımızın gündemine ise pek nadir girebilmektedir. Ne varlığı anlamlıdır onlar için ne de yokluğu bir kayıp.

Örnek mi?

Yıllar önce, başkent Ankara’nın göbeğinde yer alan ve her gün önünden binlerce insanın geçtiği il halk kütüphanesi üç dört yıl gibi uzun bir süre tadilat nedeniyle kapalı kalmıştı da, kamuoyuna yansıyacak düzeyde bir tane bile tepki gelmemişti halktan.

Bilgi toplumu olmayı başarmış ülkelerde, kütüphanenin, üniversite sisteminin odağında yer almasına karşın, sayıları iki yüze yaklaşmış üniversitelerimizin pek azında uluslararası standartlar seviyesinde hizmet veren kütüphaneler görmek mümkündür.

Bunun birçok nedeni olmakla birlikte, bu konudaki algı yanlışlığı, tüm nedenlerin önüne geçmektedir. Bir diğer ifadeyle, kütüphaneyi kampüs içi yolların kaldırımlarından daha az önemli/öncelikli gören zihniyettir, bu sorumun temelinde yatan.

Ülkelerin çok yönlü (araştırma, bilim, kültür, eğitim vb.) gelişmişlik göstergelerinden biri, milli kütüphanelerinin sahip olduğu düzeydir. Bu noktada, Milli Kütüphanemiz için de olumlu ifadeler kullanmak pek mümkün değil.

Tüm kendini yenileme gayretlerine ve geliştirme çalışmalarına rağmen araştırmalara destek olmaktan ziyade, üniversite öğrencilerinin vize ve final dönemlerinde kışları sıcak, yazları serin ve tüm zamanlarda sessiz çalışma mekânı olmaktan öteye sıçramıyor ne yazık ki ulusal kütüphanemiz. Tabii bir de oldukça ucuz olan kafeteryası nedeniyle buluşma noktası rolü oynadığını da belirtmek gerekiyor.

Kullanıcılara sorsanız hizmet kalitesi düşük, yeterli hizmet verilmiyor; kütüphanecilere ve diğer kütüphane personeline bakılırsa da gerçekten araştırma amacıyla kütüphane personeline bakılırsa da gerçekten araştırma amacıyla kütüphane kullanmaya gelen nerdeyse yok gibi.

Tüm bunlar aslında somut bir noktaya işaret ediyor…

Örgün eğitimin hiçbir kademesinde bilgi gerçek anlamda gereksinim olarak algılanmıyor. Ne sivil ne de siyasal toplum tarafından.

Çok bilenden ziyade, sınavlara çok iyi hazırlanan ve sınav sistemini “çözen” ler başarılı bir sonuç elde edebiliyor.

Bilgi deryası olan değil, Allah vergisi güzelliği ve yakışıklığıyla ya da futbol yeteneğiyle öne çıkan “yırtıyor”, deyim yerindeyse. Bir şekilde maddi zenginliğe erişilmişse eğer zaten yırtılmış bir durum söz konusu oluyor.

Yani Shera’nın “hava”, “su”, “yiyecek” ve “barınma”nın yanına beşinci sırada temel gereksinim olarak koyduğu “bilgi”nin yerini başka şeyler alıyor ülkemizde.

Ve çoğu zaman, bireyin toplumsal yaşamdaki statüsünü belirlemede, bilgi değil-önemli oranda- o şeyler rol oynuyor.

Shera’nın kulakları çınlasın!

(Doç. Dr. Erol Yılmaz; Ekmek, Su, Kitap ve Kütüphane-Sayfa:129-130-131-132)

Doç. Dr. Erol Yılmaz, torunum “Deniz” için kitabını imzalarken!

Bu yazı toplam 403 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.