1. YAZARLAR

  2. Mevlana Baş

  3. Ekonomik istiklal marşımız: Şeker
Mevlana Baş

Mevlana Baş

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Ekonomik istiklal marşımız: Şeker

A+A-

2000’li yılların başında ivme kazanan özelleştirme furyasının öteden beri özelleştirmeye uğraştığı sektörlerden biri olan şeker sektörü 2018 itibari ile tekrar Özelleştirme İdaresi’nin gündemine girdi. Daha önce 2008 yılında da şeker fabrikalarının özelleştirilmesi gündeme gelmiş ancak Danıştay tarafından yürütmeyi durdurma kararı verilmişti. Meseleyi ilk defa 2018 Şubat ayında duyanlar için söylemek gerekirse şekerin özelleştirilmesi için bu girişimler yeni değil.

Her özelleştirme işinde olduğu gibi şeker fabrikalarının özelleştirilmesi olayı da kamuoyu olarak çokça tartıştığımız, adeta madalyonun farklı iki yüzünden bakanları karşı karşıya getiren bir mesele oldu.

Toplumu ilgilendiren her meselede görüş belirtmeseler dahi bu meselede vatandaşlarımız, üniversite öğrencilerimiz, işçimiz, köylümüz, akademisyenlerimiz iş özelleştirmeye hele hele de şekerin özelleştirilmesine gelince bir şekilde görüşlerini açıklama gayretinde bulundular.

Zannımca tarafların bu konuda bu derece irade açıklamalarının ardında devletin özelleştirme fonksiyonuyla olan ve eskiye dayanan bir hesaplaşma güdüsü yer almakta. Zira bizde özelleştirme kelimesinin eş anlamlısı yediden yetmişe kime sorarsanız sorun “satmaktır.”

Her ulusun iki istiklal marşı olur. Bunlardan birincisi her yurttaşının ezbere bildigi kalem ve kağıt ile kayda alınmış edebi marştır ve bağımsızlık ilan etme hususunda diğer uluslara bir egemenlik sinyali yollamanıza yardımcı olur. Diğeri ise zaman içerisinde ağır ağır yazılan, dönem dönem yazılmasında krizler, darboğazlar yaşanan ve kalem kağıt ile değil de demir, çelik, toprak, insan, makina ve fabrikalar ile yazılan ekonomik istiklal marşıdır. İlki sizi bir kereliğine dünya milletleri huzurunda bağımsız olarak tanıtır ikincisi ise sizi yaşam boyu bağımsız kılar.

Bu özelleştirme işleri biraz da şuna benziyor: Genç arkadaşlarım daha iyi anlayacaktır bazen telefonlarımıza yeni bir uygulama indirmek istiyoruz fakat telefonunuzda yeterli depolama alanı yok diye bir uyarı geliyor. Sonra anlıyoruz ki yeni uygulama istiyorsak telefonumuzdaki eski şeylerden vazgeçmemiz gerekiyor. Hemen bakınıyoruz telefonlarımıza acaba hangi programları hangi resim ve şarkıları silsek te yeni programa yer açsak diye. İş bu duruma gelince önemsizden önemlilere doğru silmeye başlıyoruz. Ama hiç birimiz telefonunuzda asıl yer kaplayan ve bağımlısı olduğumuz Twitter, Facebook, Instagram gibi uygulamaları silmiyoruz, silemiyoruz ve onlar yerine çok sevdiğimiz bir fotoğrafı, sıkılınca dinlediğimiz ve bizi uzaklara alıp götüren bir Neşet Ertaş türküsünü gözden çıkarmak, silmek zorunda kalıyoruz. Bir koltukta iki karpuz taşınmaz misali ya depolama alanı açmak; resimlere, anılara, türkülere elveda demek yahut da yeni uygulamadan vazgeçmek arasında tercih yapıyoruz.

İşte hayatımızda rastladığımız bu sıradan duruma benziyor özelleştirme işleri. Devletimiz de yaşadığı her kapasite sorunundan, her ekonomik darboğazdan çıkabilmek için en az Neşet Ertaş türküleri kadar bize ait ve bizden olan üretim tesislerimizi gözden çıkarmak durumunda kalıyor. Bazen bu özelleştirilen şeyler o kadar bizden oluyor ki iş şekere kadar varabiliyor.

Yani ekonomik istiklal marşımız sanayimiz, turizmimiz, fabrikalarımız, tarımımızdan oluşan 10 kıtalık bir şiir ise; stratejik öneme sahip şeker fabrikaları da bizim ekonomik istiklal marşımızın kıtalarını oluşturan mısralarımızdır, diyebiliriz.

Hal böyle olunca bizde bu yazımızda kafaları meşgul eden birkaç soruya cevap aradık. Kültürümüzdeki yerinden başlayarak şekeri, şeker üreticisini, fabrikaları, yapılacak olan ihaleleri, özelleştirmeden sonra çiftçi ve kooperatiflerimizi bekleyen sorunlara değinmeye, karınca kararınca anlatmaya çalıştık.

Vefat yıldönümü nedeniyle hayırla yâd ettiğim rahmetli Başbakan Necmettin Erbakan için bir okul arkadaşı şöyle demiş idi: “Necmettin'e makina nedir diye sorsanız size civatadan başlar anlatmaya ve o kadar detaylı anlatır ki sonunda makinayı açıklayamadan namaz vakti gelir ve namaza gider sizde sorunuzun cevabını tam alamazsınız.”

İşte bizde bu destur ile yazımıza şu soru ile başladık, inşallah özelleştirme ihalesi yapılmadan diğer soruları ve müstakbel cevapları da yine bu gazetemizden tarihe not düşmek imkanını yakalayabiliriz.

Bizim kültürümüzde şeker nedir

Dünyanın her yerinde Ramazan Bayramı “Ramazan Bayramı” olarak kutlanırken biz kendi kültürümüze göre de başka şekilde isimlendirip “Şeker Bayramı” demişiz. Neden bu şekilde isimlendirdiğimiz noktasında ise farklı görüşler bulunmakta;

İlk olarak Tarihçi-Yazar Murat Bardakçı’ya göre Arapça’da şeker ve şükür kelimelerinin ikisi de ‘şın, kef ve re’ harfleri ile yazılmakta ve Osmanlı’da ŞÜKÜR BAYRAMI denilirken zamanla ŞEKER BAYRAMI’na dönüşmüştür.

Prof. Dr. Güngör Uras ise Bardakçı’dan farklı olarak bu durumu şöyle açıklıyor; “Sarayın, ramazanın on beşinden sonra askerlere tepsi tepsi baklava göndermesi, oruç sonunda insanların tatlı yemesi, oruç dönemi tamamlandıktan sonra kutlamalarda insanlara şeker ikram edilmesi, çocukların bayram harçlığını alır almaz şekercilere koşması nedeniyle bu bayram 'Şeker Bayramı' olarak anılmaya başlanmıştır."

Yine Uras’ın belirttiği bu anlayışın sonucu olsa gerek “Tatlı yiyelim tatlı konuşalım” diye bir atasözüne sahibiz. Tüm bunlar göz önünde iken şimdi millet olarak şeker fabrikalarının özelleştirilmesi noktasında nasıl irade açıklamayalım?

Bu bölüm hakkında son sözlerimiz, çaya aşık bir millet olarak şekeri sadece çayın tamamlayıcı maddesi olarak görmekten vazgeçelim. Bugün gıda sanayisinde en uç örnekler olarak ‘turşu ve ketçapta’ bile şeker kullanılıyor.

Devam yazısı önümüzdeki gün yine bu köşede yayımlanacak.

Bu yazı toplam 742 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.