1. YAZARLAR

  2. Senem Güler

  3. Esrarengiz yolculuk
Senem Güler

Senem Güler

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Esrarengiz yolculuk

A+A-

“Ülkeleri, şehirleri, yöreleri, medeniyetleri, uygarlıkları taze ve canlı tutan içinde barındırdığı tarihtir” güzel cümle oldu değil mi?

Bu cümleyi kurarken emme basma tulumba, içi boş günlük, klasik söylemlerden feyz almadım. İnanarak yazdım. Neden mi?

Çünkü tüm ülkelerde ya da şehirlerde eğer, yaşanmışlık varsa, yani tarih! O yöre, o ülke, o şehir sana bunu gözüne soka soka gösterir. Tabi görebilirsen!

Ben bunu Hatay’da yaşadım. Gezimizin 2. günü sadece bir ilçe olma dışında tarihin “gel beni oku” dediği Samandağ’a gittik… Ne vardı Samandağ’da?

Denize kıyısı olan, eğlence hayatı olan, sahilde küçük güzel villaların ve yaşamların olduğu, her yer gibi kafesi, restorantı olan küçük sevimli bir yaşam vardı. ama dedik ya görebilmek!.. Ben bunların dışındakileri görmeye çabaladım ve düştüm tarihin izlerinin peşine. Samandağ Hatay’ın küçük güzel bir ilçesi desek yeterli olmaz. Çünkü dünyanın en büyük ve en uzun ikinci büyük sahili olan Çevlik bu ilçededir. Halkın gelir seviyesi yüksek ve büyük ahalisi Nusayri (Arap Alevisi) vatandaşlarımızdan oluşan sayfiye yeridir. Duyumlarıma göre hafız Esad aslen buralıymış. Neredeyse herkesin Arapça konuştuğunu söylüyorlar, birde çıplak gözle denizin ötesinden Suriye’nin görülebildiğini… Rivayete göre burası Hz. Hızır ile Hz. Musa’nın buluştukları yermiş ve bu yüzden meydanda yolun tam ortasında beyaz bir türbe bulunmaktadır. Hz. Hızır makamını günde yüzlerce kişi ziyaret etmekte ve etrafını en az 3 kez dönmek gerekmekteymiş. Bizde vazifemizi yapıp duamızı ettik.

Hz. Hızır ile Musa’nın Samandağ’daki buluşmasından sonra Hıdırbey Köyü’ndeki Musa Dağı’na yola çıktıkları rivayet edilir. Bizde düştük yollara.

Efsaneye göre; Hz. Musa çok susar. Durduğu yerde bastonunu yere bırakıp dereye su içmeye gider. Asasını bıraktığı yerde unutarak yoluna devam eder. Fark edip döndüğünde Hz. Musa asasının yeşerdiğini ve bir fidan haline geldiğini görür. O günden bugüne 1000 ya da 2000 yaşlarında olduğu düşünülen Musa Ağacı Hıdırbey Köyündedir. Devasa bu çınar ağacının gövdesi oyuktur, içerisine girip fotoğraf çektirebilir, gölgesinde sabah kahvaltısı yapabilirsiniz. Burası aynı zamanda Samandağ’daki ünlü Vakıflı Köyüne komşudur. Musa dağına çıkmalı ve Musa Aağacını mutlaka görmelisiniz. Önceden Ermeni vatandaşların yaşadığı bir köymüş. Köydeki tarihi evler, kemerli köprü restore edilerek vatandaşların hizmetine açılmış, kenarından geçen dere ise efsaneyi doğrular nitelikte. İnsanın bu mekanda tüyleri diken diken oluyor. Vakıflı Köyü ise yol üzerinde Türkiye’deki son etnik ermeni köyüdür. Birde Vakıflı Ermeni Kilisesi var. Bu köyün hikayesi çok uzun ve bir başka yazımızın konusu.

Sonraki istikamet Titus Tüneli ve beşikli mağara. Tümüyle dağ içine oyulan tünel 1380 metre ve 7 metre yüksekliğinde. İ.Ö 1. Yüzyılda Roma İmparatoru Vespasian tarafından dağlardan inen sel tehdidine karşı yapılmış. Kaynaklar derki; antik mühendisliğin anıtsal bir örneği ve bir şaheser. Biraz içerisinde beşikli mağara var. Bu mağara tünelin deniz tarafındaki girişine yakın. İçerisinde kaya mezarları var. Taş mezarlar, taş sütunlar ve kemerlerin bağladığı yerler, bölümler halinde olup 12 tanedir. Yukarıdan aşağıya merdivenlerle inilmektedir. Kayaların oyulması ile meydana getirildiği düşünülen bu yapı değişik motiflerle süslenmiştir. Samandağı bitirmek mümkün değil. Efsaneler Titus Tünelinde ve beşikli mağarada da çok mitolojik. Sayfalar dolusu sihirli bir yolculuk. Devasa sütunlar arasında kendinizi kaybediyorsunuz. Esrarengiz bir yolculuğa çıkmış gibi soğuk ve merak uyandıran, birazda korku verici ve heyecanlandıran.

Dedik ya esrarengiz yolculuk…

Etrafınızda her yerde su sesleri, dereler, şelaleler, ileride deniz, bol yeşil, kuşlar, doğa ve tarih…

Kimisine göre bu tünelde ne var ki?

Taş yığını…

Unutmayalım mekanlara, şahsiyet kazandıran içerisinde barındırdığı tarih ve yaşanmışlık demiştik. Tünelin tamamını gezebilmek biraz ürkütücü, biraz korkutucu. Ben tünelin bu kısmını da merak ettiğim için devam ettim. Tünelin sonundan bir ormana çıkıyorsunuz. Çalılar ve değişik bitki türleri var. Bazı yerlerde dik uçurumları kesen derin vadiler var. Manzara güzel ama temkinli yaklaşmakta fayda var. Zaman tünelinde gibisiniz. Geri dönene dek yolu bulmak biraz ezber istese de ben bu konuda şerbetliydim. Doğa yürüyüşlerine çıkıyorsanız hiç zorlanmayacaksınız. Çok uzun ve eğlenceli bir parkur olarak düşünün. Hava kararmaya yakın tünelin tamamını ve beşikli mağarayı bitirip mekanı terk ettik ve çıktık Çevlik’in en esrarengiz tepesine. Hava çok açık. Yıldızlar pırıl pırıl. Tek bir ses yok, çekirgelerden başka. Karşımızda çarşaf gibi kocaman simsiyah bir deniz sırtımızda dağlar. Denizde küçük cılız idare lambalarının aydınlattığı balıkçı tekneleri. Nefesinizi içinize çekip, temiz havayı soluyorsun. O kadar sessiz bir tepe ki sadece dalgaların sesi ve ürkütücü karanlık. terkedilmiş sanki buralar. İnsanlar uzun süre önce ellerini ayaklarını çekmiş. Ama çekinmeden bu dağın tepesine çıkıp o manzarayı izlemek cesaret işi. Çevlik görülmesi en acil yerlerden…

Ve yine bir esrarengiz yolculuk daha bu dağın tepesinde son buluyor…

Dönüşe geçtiğimizde insanlar deniz kenarında seyyar balık ekmek minibüslerinin yanına yanaşmış iki küçük tabure bir küçük masayla hayattan zevk çalıyor.

Velhasıl hayattan sizde biraz mutluluk ve zevk çalmak için, kendinize ekstra zamanlar yaratın. Unutmayın; bu gün yarın diyerek hayatın dörtnala koşturmacasında kendinizi dinlemeyi unutuyorsunuz.

Lütfen artık kendinizi dinleyin!..

Çıkın bir esrarengiz yolculuğa!..

Bu yazı toplam 298 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları