1. HABERLER

  2. YAZARLAR

  3. Kendimi güzel bulmadım
Kendimi güzel bulmadım

Kendimi güzel bulmadım

Doğrusunu söylemek gerekirse, ben aynaya bakınca kendimi hayatım boyunca güzel bulmadım. Zaten de öyleyimdir ne yalan söyleyeyim. Ama Anam derdi ki; “Güzellik...

A+A-
Doğrusunu söylemek gerekirse, ben aynaya bakınca kendimi hayatım boyunca güzel bulmadım. Zaten de öyleyimdir ne yalan söyleyeyim. Ama Anam derdi ki; “Güzellik sofraya konup yenmez, kalbin güzel olsun. O zaman her şeyin sonu güzel olur” derdi. Bende aynı kanaatteyim diyor şair ve yazar Sait Sargın. Bu günkü röportajımın konuğu yöremizde on parmağında onlarca marifet olan kültür ve gönül adamı sıfatlı şair, yazar, tiyatro yazarı ve oyuncusu olarak bilinen Sait Sargın. Çeşitli etkinliklerde, Radyo ve Televizyon programlarında sunuculuk da yapıyor. *Kimdir Sait Sargın? Kısa özgeçmiş rica ediyorum, lütfen? 15.05.1966 Tarihinde Kırşehir ili Mucur ilçesi Geycek Köyünde doğdum. İlkokulu köyümde, Orta ve Lise tahsilimi Mucur İmam Hatip Lisesinde tamamladım. 1997 yılında AÖF Sosyal Bilgiler Bölümünü bitirdim. Evli ve üç çocuk babasıyım. Mucur İmam Hatip lisesinde Memur olarak çalışmaktayım. *Şairliğinizden konuya girelim: Yayımlanmış şiir kitabınız var, biliyorum. Şiir ve edebiyat zaten benim ilgi alanım. Amatör de olsa iki tane şiir kitabı yayınlanmış bir insanım. Zaten siz benim sosyal aktivitelerimi yakinen bilenlerdensiniz. Evet, Kırşehir Belediyesi’nce yayımlanmış “Güneşin Gölgelediği Sevda” ile diğeri de “Bir Canımın Bin Yarası” isimli iki tane şiir kitabım var. Ayrıca, şu anda bir kitap bastıracak kadar şiirlerimin olduğunu da söylemek isterim. Resim ve sair diğer güzel sanatlarla çok fazla ilgim yoktur desem, yeridir. *Madem doğrudan konuyu eğitim-kültür ve edebiyat alanına getirdik. Tiyatro eserlerinize değinirseniz? Şimdiye kadar bizzat yazıp oynadığım yöremiz kültürümüze ilişkin 15 adet tiyatro eserim var. Bu hususta iddialı değilim. Amatör bir ruhla hem yazıyor ve hem de bizzat rollerden birisini içtenlikle oynamaya çalışıyorum. *Mucur’da yaşıyorsunuz. Öyleyse “Mucurluysan geç yukarı” deyimini irdeler misiniz? Aslında bu konu uzun hikâye de ben biraz kısaca temas edeyim… Adamın biri yıllar önce misafireten Mucur’a gelmiş köşede yer vermişler. Tabi Mucurlularda odada başköşeye geçme alışkanlığı varmış o zamanlar… Gelen Mucurlu köşeye sıkışmış, onlar sıkıştırdıkça da adam bir ileri kaymış; derken, adam sonunda kapının ağzına kadar gitmiş. Bu arada bir adam tazısıyla beraber içeri girmiş... Bizim misafir tazının çulundan tuttuğu gibi köşeye fırlatmış… ve demiş ki; “Mucurluysan başköşeye”… sanırım böyle duymuştum. *“Pekmez akıllı Kırşehirli!” sözünü duydunuz mu, ne dersiniz? Öteden beri Kırşehirliler için pekmez akıllı derler. Lâkin anlatılan hikâyeleri yersiz buluyorum. Buradaki pekmez akıllı ifadesini de çok akıllı olarak tanımlıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse çok da önemsemiyorum. *Pek değinmediniz, ama siz memuriyete imam olarak başladınız. Sesinizin güzel olduğunu, türkülerimizi güzel söylediğinizi de biliyorum? Türkü söylerim, ancak iyi mi yoksa kötü mü? Ona bir şey diyemem… Özellikle Kırşehir ve civarındaki söylenen bozlaklar, kırık havalar, uzun havalar, ağıtlar hepsi de ilgi alanıma giriyor. Dost meclislerinde zaman-zaman türkü söylediğim oluyor. Türkü söyleyen insandan kötülük gelmediğine inananlardanım. Bana göre türkü güzel düşünmenin temelidir. Zaten türkülerimizdeki o hiç eskimeyen sözler bizim sosyal yaşantımıza yön verir. Bize geçmişimizi öğretir. Bu gün adını unuttuğumuz birçok yer adı, nice kara gözlü yiğitlerin ya da bağrı yanık gelinlerin yaşadıkları ve adları türkülerimizle yaşamaktadır. *Bu arada mûsikî zevkinizden de bahset dersem? Mûsikî derken Türk Sanat Mûsikîsini kast ediyorsanız, elbette ki hoşuma gider… Zekai Tunca, Samime Sanay, Ahmet Özhan ve daha nicelerinin nameleri kulaklarımda… Yok eğer bütün müzik dallarını kastediyorsanız; güzel olan her türlü müziği severim. Tabii ki de favorim Türk Halk Müziğidir. *Doğal mısınız? Tiyatro yazıp-oynadığınıza göre ‘artistler gibi’ yaşadıklarınızı ‘Rol’ gibi mi görürsünüz? Tabi ki de doğalım. Doğal olmak halktan biri olmak en çok hoşuma giden şeydir. Doğal olmayan her şey aslının aynı değildir. Bu da zamanla dejenere olur. *Aynaya bakınca kendinizi nasıl buluyorsunuz? Doğrusunu söylemek gerekirse, ben aynaya bakınca kendimi hayatım boyunca güzel bulmadım. Zaten de öyleyimdir ne yalan söyleyeyim. Ama Anam derdi ki; “Güzellik sofraya konup yenmez, kalbin güzel olsun. O zaman her şeyin sonu güzel olur. Bende aynı kanaatteyim. *Hayvan ve tabiat toprak-ağaç-çiçek sevginiz? Toprak ağaç ve çiçek sevgisi olmayan insanı tarif edemem. Tabiatı da severim lakin hayvan sevgim daha fazladır. Biliyorsunuz ki; ben be bir halk şairiyim. Ve ilk şiirimi bir eşeğimiz vardı kaybolmuştu. Adı: Civandı. Civanım isimli ilk şiirimi ona yazmıştım. Hatta birinci kıtası da şöyleydi.. Hiç eve gelmedin dağlarda gezdin// Sırtına çok bindim bana mı kızdın//En sonunda yine dağlarda azdın// Aksi idin aç mı kaldın Civanım//Bu şiir uzun gider ben bu şiiri yazdığımda 12 yaşında idim. *Bir fıkra anlat dersem; ne anlatırsınız? Fıkra değil de ben yazdığım bir yarenliği anlatayım: Nüfus sayımının birinde beni kendi köyüme yani Geyceğe Sayım memuru olarak görevlendirdiler. Ben bir gün önceden gittim. Köyde akşamladım. Bu arada da bazı yakınlarımı Nüfus kütüğüne kaydettim. Saat 18.00 civarı dayımın evine vardım. Durumu anlattım. O da buyur yeğenim dedi. O zaman defterlerin üzerinde şöyle bir soru vardı ve her memur bu soruyu sormak zorundaydı.”Ailenizde zihinsel ya da bedensel özürlü var mı?” Ben dayımın evini biliyorum ama şaka olsun diye sordum. Dayım dedi ki gerçekten böyle mi yazıyor. Bende yazıyı gösterince düşündü ve bak yeğenim bu Köyün yüzde doksanı özürlü diyerek köyün üst ucunda saymaya başladı. “Şahin sakat, Bahar sakat, İrbaam çavuşun Osman sakat, Kazımla Hüseyin tüm sakat, Hurşut sakat, Serdar sakat derken, Memmet emminin evine geldi. Adamın bi sakatlığı yok. O ara kem küm etti. Ben dedim ki Dayı bak Allah için Memmet emminin bi sakatlığı yok. İşte o zaman dayım şöyle derin bir nefes aldı ve dedi ki: “O da minafık, namussuz” inanmayacaksınız ama o sayımda bir tek dayımı özürlü gurubuna yazdım. *Olmazsa olmaz özel zevkleriniz var mı? En büyük zevkim Köyde yaşlı bir babamla anam var. Fırsat buldukça gider onlarla yemekli sohbetler yaparım. Babam oğlum ve ben üçümüz birden türkü söylemeye başlayınca anam hemen bağırır “Millet sizi kınar” hoş biz de pek anamı dinlemeyiz. *En sevdiğiniz yemek-şair-yazar-coğrafi bölge. vs.? Yemek konusunda çok ayırım yapmasam da; Gülcacığı, Ayva Dolması, Mercimekli pilav, ayran çorbası vazgeçemediğim yemeklerdir. Genel olarak: Yunus, Akif, Necip Fazıl, Abdurrahim Karakoç, Cemal Safi beğendiğim şairlerdir. Ama farklı görüşteki birçok şairi de okurum. Yani Nazımın şiirlerini, Orhan Veli’yi defalarca okumuşumdur. Yerel olarak da; Geycekli bir çok şairin dizinin dibinde oturma imkanı buldum. Aşık hasan, Efendi, Nasibe bunlardan birkaç tanesidir. Yazarlar da pek ayırmayacağım. Fırsat buldukça ayırmadan okumaya çalışıyorum. Edirne’den Kars’a Türkiye’mi çok seviyorum. *Sizce internet-televizyon-akıllı telefon nedir ne değildir? Şayet amacı doğrultusunda kullanılırsa faydalıdır, amacını aşarsan, işte o zaman sıkıntı. *İçki-sigara ve sair bağımlılıklar? Çok şükür kötü alışkanlığım yoktur. *Sporla aranız nasıl, hangi takıma ilgi duyarsınız? Yıllarca amatör olarak spor yaptım. En çok da futbol. Futbolun bana çok zararı dokundu, desem yeridir. Bu gün ayak tırnaklarımın batması, boyun fıtığı ameliyatı olmam, diz de Menüsküs olmam hep futbolun eseri. Tabi şimdi artık sadece ara da bir yürüyorum. İyi bir Galatasaraylıyımdır. *Samimiyet ve öfke denilince ne anlatırsınız? Doğumdan ölüme kadar samimi olmak görevimizdir. Peygamberimiz diyor ki “Ümmetimin en hayırlısı öfkelendiği zaman öfkesini yenendir” çizgisi örnek aldığımız çizgidir. *İyi kileriniz nelerdir? İyi ki tiyatroyu sevmişim. Muhafazakâr bir toplumda olduğumdan sıkıntılar çektim.  Ancak; cesaretli davrandığımı düşünüyorum. İyi ki de Hasanlardan evlenmişim. Ben evlenirken Hasanlardan evlenme onlar şişkin olur dediler. Hiç etkilenmedim ve evlendim gayet mutluyum. Şimdiye kadar bir şişkinlik görmedim.50 yaşında sonra olursa ona da bir diyeceğim olmaz. *Keşkeleriniz nelerdir? Keşke diyen adamı sevmem. İçinden gelen meşru şeyleri yaparsan, dizine vurmazsın. Bu konuda cesur olduğumu düşünüyorum. *Zengin misiniz? Elhamdülillah geçinip gidiyoruz. Ancak öyle malımız mülkümüz, çok bir şeyimiz yok. Bir maaşımız bize yetiyor. *Neden korkarsınız? En çok korktuğum şey iftiradır. Yapmadığın bir şeyin altında kalmak ezer geçer. *Sizce mutlu ve mükemmel yaşantının formülü nedir? Allahın yap dediğini yapacak, yapma dediğini yapmayacaksın. Bir de kimsenin tavuğuna kış demeyeceksin o kadar. Biz biraz şair olduğumuz için küçük şeyler mutlu eder bizi ancak; küçük şeyler de mutsuz eder. *Kaza ve kader sizce ne anlama gelir? Kaderciyimdir. Ama ölüm ve ruh hali haricinde insanın kaderini kendisinin çizdiğine inanırım. Eğer insan kaderini çizmeseydi haşa Allah insana zulmetmiş olurdu. Halbuki Kur’an Allah’ın zulmetmediğini söyler. *Ölüm ve ölümsüzlüğü tarif eder misiniz? Ölüm bize ne yakın//bize ne uzak ölüm//ölümsüzlüğü tatmışız// bize ne yapsın ölüm// Merhum Akif konuyu böyle özetliyor. Nefislerimiz o kadar zalim ki ne ölümden, ne de ölenlerden ibret alıyoruz. Allah hepimize imanlı ölüm nasip eylesin. (Amin) *Sevgili Sait hocam! Sizi bir kaç satıra ve sayfaya sığdırmak çok zor.  Soramadıklarım da gelecek röportaja kalsın diyor, ilgi ve nezaketiniz için Anadolu Gazetesi’nin okurları adına çok teşekkür ediyorum. Anılmaktan daha öteye daha güzel ne olabilir? Asıl ben teşekkür ediyorum.
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.