1. HABERLER

  2. YAZARLAR

  3. Kendin pişir kendin ye stratejisi nedir?
Kendin pişir kendin ye stratejisi nedir?

Kendin pişir kendin ye stratejisi nedir?

Sosyolojik, psikolojik ve antropolojik açıdan insan ve toplum yaşamını ele aldığımızda;  değişimde direnç gösterilen insan hayatının perde arkasındaki...

A+A-
Sosyolojik, psikolojik ve antropolojik açıdan insan ve toplum yaşamını ele aldığımızda;  değişimde direnç gösterilen insan hayatının perde arkasındaki hakikat olan mutlak gerçeği şöyle açıklayabiliriz; Organik olarak sıkıntısı olmayıp, psikolojik olarak felç olan birisi, çevreden gördüğü ilgiden dolayı iyileşmek ister gibi görünmekle birlikte aslında asla gerçekte hiçte iyileşmeyi istememektedir. Eğer iyileşirse etrafında gördüğü ilgi azalacak ve tek başına kalacaktır. Dış mihrak destekli uygulamalarla köreltilen zihinler bir nevi gelecek kuşaklara yönelik drama sanatı öncülüğünde mazoşizm kültürünü enjekte etmektedir.  Bunu sağlarken de hedef gösterilen o kültürün temel yapı taşlarına uyum içerisinde hareket ederek yapay ideolojik enstrümanları kullanmaktadır. Edebiyat ve tarih açısından da bir hamle sarf edip bunu okuryazar kitleye sunarken insan zihninin körelmesine öncülük ederken basın ve medyayı da bir nevi zehir olarak kullanmaktadır. Bunları sunarken de alın buyurun felaketinizi dememektedirler en nihayetinde. Süslü mankenler, alımlı gözler, alakalı sözler, lüks yaşam içerisinde sunulan dizi ve reklam propagandaları ile işlevsellik kazanmaktadırlar. Geçmişte uygulanan kitle psikolojik hamleler üzerine yaptığımız bir araştırmada örgütsel olarak terör propagandasını aşılarken haşlanmış makarna üzerine dökülen ketçap ile tasarlanan bir sunumda bulunmuşlar. Makarnayı mazlum halk olarak ele almışlar. Haşlama işlemini devlet olarak tabir etmişler, tat veren ketçabı da küresel güç olarak tanımlamışlar. Bir müddet sonra direniş gösterecek psikiyatrik uygulamaların ardından siz makarnamısınız hayır değilsiniz, o zaman neden haşlanıyorsunuz ve küresel güçlerin maması haline geliyorsunuz sorusu ile zihin çıkmaza sürüklenerek ardı arkası tükenmez cevapsız sorularla birlikte uyuşmazlık kavramı teoriden pratiğe uygulamalı olarak işlenmektedir. Öte yandan ikinci ünite olarak algı perdeleri kapatılıp adaptasyon duvarının yıkılması ile analitik düşüncenin yanı insanın akli melekelerinin devre dışı bırakılması hadisesi gerçekleştirecek yeni ünitelerin uygulamasının vakti gözetilmektedir. Buradaki ana figüran üzümdür. Birisi çıkar ve halka siz üzümsünüz der, tatlısınız, güzelsiniz, alımlısınız, yükseksiniz, serinsiniz der. Size sahip olamayanlar sizi kıskandıkları için dövmektedir. Yediğiniz dayaktan ve tattığınız acıdan dolayıdır ki teriniz bir o kadar lezzetlidir der ve şarap kadehi ile devrimsel düşünceleri insan odaklı bütünleştir. Nitekim bu ve benzeri hadiselerle birlikte paylaşan, bölüşen, huzur ve refahı tadan toplum arasında, egoizm, mazoşizm ile faşizm düşünce akımının yaygınlaşması ile kavga ve nifak kaçınılmaz hale gelmiştir. Bütün bu süreçlerin sonucunda ortaya çıkan kaos atmosferini sindirmek için devlet haklı olarak mutlak suretle güvenlik güçlerini kullanmaktadır. Yine sürecin iç mimarları olup dışardan medya gözü ile dengeyi baltalayan mekanizmalar bu hamleyi kaba kuvvet olarak tanımlayarak diplomatik erozyon oluşturmaya kalkarlar derken uzayıp gider hadise velhasıl bu sürece giren ve atmosferi tadan bir daha kolay koloy içinden çıkamamaktadır. Nitekim konuya çözüm politikası olarak farklı açılardan bakmak gerekiyor. İnsan, dünyaya gönderildiğinde bir denge içerisinde adil bir şekilde yaşayarak yaratıcı olan Allah’ı bulmak ve ona layık olan bir kul bilincinde erdem sahibi olarak yaşamak için gönderilen canlı olduğunu ele alırsak yine insanın öncelikli olarak görevi kendisini tanımasıdır (antropoloji). Daha sonra yaratıcı güç olan Allah’ın ona sunduğu imkanları, doğayı, tabiatı, çevreyi kısacası yaşamı tanımalıdır ( sosyoloji). En önemli görevi ise her ikisi arasındaki etkili iletişime sahip olmalıdır ( psikoloji). Aksi takdirde gözler görmez, kulaklar duymaz, dil doğruyu söylemez, beyin sadece eğlenceyi düşünür ve insan insan vasfını kaybederek mutasyona sevk edilir. Bu bilimsel tezden yola çıkarak devletimizin; ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğünü sağlamak, adil düzen ve refah atmosferini koruyup artırmak için öngördüğü milli güvenlik stratejisine sosyoloji, antropoloji, psikoloji bilim dallarını vb. alanları kapsayan düşünce ve strateji odaklı saha çalışmaları ile yabancı güdümlü kitle psikolojilerine karşı mücadele edecek bilimsel ve yerli üniteler inşa etmesi gerekmektedir. Bu üniteler felaketlerden soran yardım kampanyalarını değil, felaketlerden önce bu olumsuz hadiselerin oluşmamasını veya daha kısa süre içerisinde önleyerek etkisiz hale getirilmesini sağlayacak teoriler üretecektir. Böylelikle bu teoriler devletimizin stratejiye çevirip politika yapıcıları tarafından uygulamaya alınarak milli güvenliğimizi temin edecektir. En önemlisi yerli ve milli stratejilerin kurucusu bu vatanın fertleri olması hasebi ile bir sonraki eylemin gidişatı da milli olup dış etkenlerin öneri ve tavsiyelerine gerek duyulmayacaktır. Kendi yaramızı kendimiz pansuman edeceğiz, kendi sırtımızı kendimiz sıvazlayacağız, kendi ağıtımızı kendimiz dindirerek bir olacağız, diri olacağız, iri olacağız ama ne olduğu belirsiz yabancı stratejilerle ihtiyacımız kalmayacağından asla obezite olmayacağız. Strateji mutfağında milli teorileri kendimiz pişirip kendimiz yiyeceğiz. Misafirperver bir millet ve devlet olduğumuz için uluslararası sofralara da insanlık ve insafın güzelliklerini ikram edeceğiz.
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.