1. YAZARLAR

  2. Halil METİN

  3. Sihirli kutu mu, aptal kutusu mu?
Halil METİN

Halil METİN

YAZAR
Yazarın Tüm Yazıları >

Sihirli kutu mu, aptal kutusu mu?

A+A-

 “Türkiye'nin yüzde 7'si tuvalette dizi izliyor”

Evet; yukarıdaki başlıkta geçen yüzde yedi oranı aslında bizi şaşırtmıyor. Her akşam televizyonun karşısında dizilerin tutsağı olmuş bir toplumdan söz ediyoruz. Reytinglerin havalarda uçuşan yarışı ispata yeter de artar bile…

Netflix’in* yaptığı araştırmaya göre Türkiye’de insanlarımızın yüzde 77’si evlerinin yanı sıra işe gidip gelirken veya yolculuk yaparken de dizi izliyor. Olayı bir tık ileriye taşımayı da başarmışız. Araştırmaya göre; tuvalette cep telefonundan dizi izleyenlerimizin oranı da yüzde 7’lerde…

Özelde dizi izleme alışkanlığı, genel anlamda da televizyona olan bağımlılık öyle yabana atılacak bir konu değil.  İletişim bilimcileri, özellikle Batılı araştırmacılar, televizyonun olumlu ve olumsuz yönlerini, davranış ve düşünce üzerindeki etkilerini etraflıca incelemiş ve araştırmışlar.  Kimi zaman, sosyologların, kimi zaman psikologların yakından incelediği bu ‘sihirli kutu’nun insan üzerinde daha çok olumsuz etkilerinin olduğunu kanıtlamışlar.  İnsanlarımızın öncelikli eğlence ortamı olan TV,  salt bir eğlence aracı olmanın çok ötesinde bir aygıt. 

Televizyon; insanların korkularını, kaygılarını devşirmekle kalmaz, kendi dünya görüşünü de en katmerlisinden dayatır.  Bizi kalbimizden vurur, fikrimizi değiştirir.  Bizi şuna buna ikna etmek yerine, ne düşüneceğimize karar verir. Bizler farkında olmadan, dayatılan gündemlerin, ekranlardaki cümbüşün içinde buluruz kendimizi.

Aslında, televizyon izlenme oranlarının bu denli yüksek olmasının sadece düşüncelerimizi yönlendirmesinin de ötesinde uzun dönemli etkileri var.

Ortalama bir vatandaşın TV karşısında 6-7 saatini geçirmesi onun televizyon bağımlısı olduğunu gösterir. Bu bağımlılığın olumsuz etkileri saymakla bitmez; ama bana göre en önemli zararlarından bir kaçını burada sıralamakta fayda var:

*Beyin gelişimi üzerine araştırma yapan bilim insanlarına göre aşırı televizyon izlemek, analitik düşünme, okuma ve dil gelişimi için gerekli olan beynin sol yarısının uyarılmasını azaltıyor. Bu nedenle çocuklara 2 yaşına kadar televizyon seyrettirilmemesi öneriliyor.

*Televizyonun çocuklar üzerinde önemli etkilerinden biri de televizyon karakterlerinin çocuğun hayal dünyasında birer kahramana dönüşmesi ve kendisini bu karakterlerle özdeşleştirerek davranmaya başlaması.

 *Öğrenciler arasında en çok zaman kaybına neden olan eylemlerin belirlendiği araştırmalarda televizyonun ilk sırayı aldığı görülüyor. Çünkü televizyon izlemeye başlarken kişide olan kontrol, izleme sırasında televizyona geçiyor ve öğrenci bunun farkına varamadan vakit uçup gidiyor.

 *Televizyonun sağlığa zararlı etkilerinden birisi de ışığa duyarlı epilepsiyi tetiklemesi. Televizyondan yayılan kırpışan, parlak ışınların epilepsiye hazırlayıcı faktör olarak rol oynadığı kabul ediliyor. Yapılan bir araştırmada bir gözü kapalı iken televizyon seyreden epilepsili hastalarda EEG'de anormal beyin elektrik aktivitesi daha az görülmüş.

Bu liste daha da uzar gider. Bu ‘sihirli kutu’ artık insanın yaşam enerjisini, hayattan aldığı zevki doğrudan etkileyebilecek önemli bir etken haline geldi.  “Çizgi film karşısında donuk ve anlamsız bakışlarla saatler geçiren bebekler, okuldan gelir gelmez televizyonun karşısına geçen çocuklar, yanlış karakterleri rol model alarak sokaklarda şiddet uygulayan gençler veya televizyon karşısında uyumayı alışkanlık hâline getiren yetişkinler, kadın, evlilik ve moda programlarında gelecek hülyası kuran genç kızlar…” Etrafınızda bu davranışları normalleştiren insanlar ne kadar fazla değil mi?

Millet olarak televizyon izlemeye bayılıyoruz. Televizyon dizilerinin gönüllü birer kölesi haline geldik. Bir türlü kendimizi izlemekten alıkoyamıyoruz. Ailecek televizyon karşısına geçtiğimiz zaman, her şey bir an da unutuluveriyor. Sohbet, muhabbet, paylaşım, bağlar inceldikçe inceliyor. Sonra; gelsin hüsran, yıkım, kaygı, hayallerin yıkılması, aile içi şiddetli geçimsizlik, kin, nefret, üzüntü, keder, stres, depresyon, cinnet, boşanma... Bunlar yetmez mi?

Evimizin en güzel köşesine kurulan bu canavarın bize ettikleri, beynimiz, bünyemiz, yüreğimiz ve vicdanımız üzerindeki tamir edilemez etkileri ve sonuçlarıyla er geç yüzleşeceğiz. İş işten geçmiş olacak.

Faydalarına ben girmiyorum. Onu da herkes kendi hayatında görüyordur. Dengeyi ve tedbiri elden bırakmadan kontrollü bir TV izleyicisi olmak elimizde ve çok kolay; ancak biz tercihimizi yapmışız. Bakalım neler olacak?

*Üyelerine diziler, belgeseller ve sinema filmleri sunan internet eğlence hizmeti.

Bu yazı toplam 1065 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.