1. YAZARLAR

  2. Tayfun Bayrak

  3. Vakit diriliş vakti!
Tayfun Bayrak

Tayfun Bayrak

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Vakit diriliş vakti!

A+A-

Boğaziçi Köprüsü’nün tanklar ve keskin nişancılar eşliğinde askerler tarafından kapatıldığını işiten Ömer Astsubay, Ankara’da karargah merkezinde otururken neler olduğuna anlam verememişti.

Aman Allahım tepemizde alçak uçuş yapan jetler de neyin nesi?

Olay kısa sürede anlaşılmıştı, darbe kalkışması yapan hainler Özel kuvvetleri ele geçirip direnişin belini kırarak yönetimi ele geçirmek istiyordu. Kurtuluş savaşında düşmana ilk kurşunu sıkarak direnişi başlatan Hasan Tahsin gibi, Ömer Astsubay da Özel Kuvvetleri ele geçirmeye gelen generale ilk kurşunu sıkarak gecenin seyrini değiştirmekle kalmıyor, bir milletin kaderini değiştirip dirilişin fitilini de ateşliyordu.

Bizler Türk milleti olarak, Roma’da Atilla, Çin Sarayı’nda Kürşad, Anadolu’da Alparslandık. Kudüs semalarında Selahattin Eyyubi, Bilecik otağında Ertuğrul Bey olduk. İstanbul surlarında Fatih Sultan’la, Sina çöllerinde ise Yavuz’la kılıcımızı çektik. Çanakkale'de Mustafa Kemal Atatürk olup düşmana korku saldık. Son olarak Ankara’da Ömer Halis Demir gibi tarih boyunca ölümü öldüren onurlu bir millet olduk

Şanlı tarihimiz boyunca yeryüzünde kazandığımız zaferler sonrası millet olarak dünyada adaletin ve barışın en büyük tecellisi olduk. Düşman hiç boş durmadı, çeşitli entrikalar ile her dönem kendini gösterdi.

Amaç hep aynı, Türk Milleti güçlü olmasın Türk Milleti dünyada söz sahibi olmasın, kısaca Dünya 5’ten büyük olmasın!

Son olarak kahraman milletin, kahraman evlatları 15 Temmuz hain darbe girişiminde Ankara ve İstanbul’da diriliş ruhunu sergilemiş düşmana en büyük darbeyi indirmişti. Müslüman Türk alemine öncülük yapan, aziz millet “Diriliş ruhu" gösterdiğinde, rehber kuran, hedef Turan diyerek Kızıl elma yolunda ilerlediğinde şüphesiz zafer kaçınılmaz olacaktır. Şanlı geçmişimize biraz göz atıp azda olsa o günleri yad edelim

Yıl 450 Yer ROMA!

-Neden mi kaybetmiyoruz, çünkü bizim göklerde de ordumuz var.

Atilla Roma önlerinde Allah’ın kılıcı olmuş düşmana korku, dosta güven aşılıyordu.

“Allah tektir ordusu Türk’tür.”

Atilla Roma önlerinde düşmanı perişan edip mazluma merhamet ediyordu

 

Yıl 639 Yer ÇİN sarayı!

"Dünyada en üstün ırk Türk ırkı;

Çin Sarayını bastı Kırkı"

Karanlık ve fırtınalı bir gece!

Kürşad ve Kırk yürekli bozkurt, koskoca Çin sarayı basarken şaka yapmıyordu. Son kılıç düşene kadar atın üstünden düşmeyen yiğitler, öleceğini bilse de devlet ve milletin dirilişinin önünü açıyordu

Madem ki unuttunuz Kürşad adlı çeriyi, hatırlatırız yine yağmur kokan geceyi!

Yıl 1071 Yer MALARZGİRT!

-Size öyle bir vatan aldım ki; Ebediyen sizin olacaktır.

Başbuğ Alparslan, Anadolu’nun kıyamete kadar Türk milletine yurt olacağını bin yıl önce haber verirken, Dombra eşliğinde, mızraklar havada, tekbirler Arş-ı ala'da buluşuyordu…

Yıl 1187 Yer KUDÜS!

Sultan Selahattin, Nuveyba Limanı’nda atının üstünde durmuş;

“O esirken ben nasıl gülerim” dediği Kudüs'e bakıp yönünü oraya çeviriyordu.

Şehrin anahtarlarını alıp Mescidi Aksa’da namazla miraca yükselirken, ilk kıblemiz düşman zulmünden kurtulmuş, tüm dinlerin mensupları artık Müslümanların iradesinde özgür şekilde ibadetini yapıyordu

Yıl 1453 Yer İSTANBUL!

-Gemiler karadan yürüyordu sanki!

-Surların önünde devasa dökme toplar da neyin nesi acaba?

-Hayır, rüya olmalıydı bu!

Şanlı ordu, şanlı komutan Mehter Marşı eşliğinde Bizans surlarını aşmaya başlamıştı çoktan. Ulubatlı Hasan, Konstantiniyye surlarına sancağımızı dikmişti.

Şükürler olsun!

Bir devir kapanıp bir devir açılmıştı. Peygamber efendimizin müjdesine nail olmak Müslüman Türk milletine nasip olurken bir Haçlı zulmü daha tarihin derinliklerine gömüldü. Zulmünden kurtulan Hıristiyan teba bile özgürlüklerini kısıtlamayan yüce sultana şükranlarını sunuyordu

Yıl 1517 Yer MISIR Sina Çölleri!

Gündüz 30-40, akşam 0 derece!

Yavuz derin düşünceler arasında atından inmişti.

Hasan can;

-Padişahım neden atınızdan indiniz?

Yavuz Selim;

-Peygamber efendimiz ordunun önünde yürürken ben atımın üstünde nasıl giderim Hasan?

Yüce Allah'ın izni ile Mısır'ın aşılmaz Sina Çölleri mucizevi şekilde aşılıyordu

Kararlılığı ve cesareti ile Sina Çöllerini aşıp, Halifeliği Türk topraklarına getiren, Yavuz Sultan ve muzaffer ordusunun hakkaniyetli yönetimi bugün bile hala Ortadoğu’da mumla aranıyor.

18 Mart 1915 Yer ÇANAKKALE!

Şu boğaz harbi nedir, var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi!

Mustafa Kemal Atatürk komutasındaki kahraman Mehmetçik, Gelibolu'da yeni bir diriliş kimliğine bürünüp düşmanın karşısına bir kez daha çıktı. Yenilmez denilen Emperyalizm güçlere karşı nice vatan evladı şehit düşmüş, Allah’ında da yardımı ile islam sancağı yere düşmüyordu

"Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber, Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber"

Çanakkale’de “Yurtta sulh cihanda sulh” diyerek dünyaya insanlık mesajı veriyorduk

Binlerce yıllık tarihimizin son perdesi olan Çanakkale'de düşmana darbe vuran milletimiz, bugün itibariyle “Modern” düşmanla derin bir mücadelenin tam ortasındadır. Türk-İslam karşıtı sömürü düzeni ile mücadelemiz ne ilk, ne de son oldu. Türk milletinin varoluş tarihini kısaca yad ettik. Türkiye Cumhuriyeti sonrası siyasi tarihimizi parantez içine alacak olursak 15 Temmuz 2016’ya kadar uzanan mücadeleyi dilimiz döndüğünce kısaca bir kez daha hatırlayalım

DARBELER CUMHURİYETİ TÜRKİYE!

Cumhuriyet sonrası siyasi tarihimize göz atacak olursak, üst akıllar vatanımız üstünde her dönem oyunlar oynayıp milletimizi karanlık günlere sevk etmiştir. Tek adam rejimi, açık oy gizli sayım kurallarından kurtulup ezanın Türkçeden Arapçaya dönmesine kadar demokrasi sistemi yeni yeni oturtulmuştu. İşte tam da bu dönemlerde yeni reformlara imza atılırken ülkemiz 1960 darbesi ile tanıştı. Dönemin seçilmiş Başbakanı Adnan Menderes ve arkadaşlarının idam edilmesine kadar giden süreç, tarihte kara bir leke olarak vicdanlara işlenmiştir. Dönemin Albaylarından Alparslan Türkeş'in "En kötü demokrasi bile, en iyi darbeden iyidir" sözleri ise o günlerden bugünlere akıllarda kalan söylem olmuştur.

1960 darbesi sonra Türkiye yine düzlüğe çıkmaya çalışırken bu seferde 1980 darbesi adı altına gizlenen düşman karşımıza kanlı bir ihtilal ile çıktı. Darbeci zihniyet gerek ekonomik gerek siyasal düzeni bozup demokrasiye baş kaldırmıştır.Özellikle 1980 darbesi büyük hasarlara neden olmuştur.

"Bir sağdan bir soldan astık"

"Bugün olsa yine yapardım" diyerek uzun yıllar gaddarlığını gösteren dönemin darbeci başı, emperyalizm uşağı Kenan Evran ve ekibi gencecik fidanların ölümüne, yüzlercesinin ise zindanlarda çürümesine sebep oldu.

Neyse ki bayrakla dertleşen, toprakla birleşen, Can verip devleşen vatansever birleri çıkmış Sovyet sömürge imparatorluğunun ülkemizde yayılma hayallerini kanı ile canı ile yok etmiştir. Taş medreseli yiğitler vatan savunması için hayatlarını ortaya koyarak ağır hasar alan ülkemizi en azından komünizm zulmünden kurtarmıştır. Koskoca dünyaya sığdırılamayan Türk gençleri bir metrekarelik hücrelere sığdırılarak, ülkemiz üzerinde oynanan oyunu acı şekilde gözler önüne sermiştir.

Ülke yararına “çivi çakılmayan” dönemlerden sonra gelelim 28 Şubat'ta 1997 yılına!

Refahyol hükümeti başbakanı Necmettin Erbakan kısa süre kaldığı Başbakanlık koltuğunda milletin gönlünü kazanmış ama iç ve dış güçlerin kininden kurtulamamıştır. İşçi, çiftçi ve memurun ekonomik şartlarına verdiği haklar ve iyileştirmeler bugün bile konuşulmaktadır.

Türkiyede millete hizmet, ülkeye hizmet hayra alamet değildi. Sincan’da yapılan Kudüs gecesi ve sahte şeyh kılığına bürünmüş hainlerin eylemleri baz alındı. Şeriat geliyor bahanesi ile Ankara Sincan’da tanklar yürümeye başlamış post-modern darbe gerçekleşiyordu.

Dönemin seçilmiş başbakanı Necmettin Erbakan gerek küresel güçler gerek medya ve işçi patronları baskısı ile istifaya zorlanmıştır.

Büyük Birlik Partisi başkanı Muhsin Yazıcıoğlu " Namlusunu milletine çevirmiş Tanka selam durmam" sözü hafızalara kazınmıştır. Yazıcıoğlu’nun tek başına Erbakan hocanın yanında durması bile başımıza daha fazla felaketlerin gelmesine bir nebze olsun engel olmuştur

Tüm yaşanan kargaşalara rağmen “demokrasiye balans ayarı verdik” diyen generaller 28 Şubat muhtırasını gerçekleşmiştir. Ülke ekonomisine ağır yara veren girişim sonrası analarımızın başörtüsüne el uzatılmış, imam hatipler kapatılmış, neredeyse namaz kılan herkes fişlenecek hale gelmişti. Ülke 50 yıl geriye giderken demokrasi yerle bir olmuştu.

Ezan dinmez diyen, bayrak inmez diyen, Şehitler ölmez diyen, birileri çıkmış tüm ağır cezalara rağmen haklı davasını savunarak 28 Şubat sürecinde ağır bedeller ödemiştir

Gördüğünüz ve bildiğiniz üzere ülkemizde cumhuriyet sonrası halkın seçtiği siyasiler ne zaman reform yapmaya kalksa ne zaman milleti refaha ulaştırmaya çalışsa başına bir balyoz indirilip, her alanda geri bırakılmıştır

Ve 2000’li yıllar gelip çattı!

Ülkemizde yaşanan ekonomik krizler ve geri kalmışlık sonrası bunalan vatandaşlar artık bilinçli hale gelmiş ve siyasi iktidarı tek başına göreve getirmiştir. Yapanların 1000 sene sürecek dediği ve kanunda ağır maddeler ile sağlamlaştırılan 28 Şubat eziyetinden Türkiye bir bir kurtulmaya başladı. Memleket adeta çağ atlamış, hayal olan projeler gerçekleşirken toplumun refahı da artmıştı. Cumhuriyet tarihinde görülmemiş, karayolları, demiryolları, havalimanları, Marmaraylar, hızlı trenler, boğaz köprüsü, şehir hastaneleri, stadyumlar, yerli savunma sanayi ve aklımızın ucundan geçmeyecek birçok proje tamamlanmış milletin hizmetine sunulmuştur. Millete yapılan tüm bu hizmetlerden rahatsız olan düşmanlar bir bir ortaya çıkmaya başlamış dışarda ve içerde yine birileri rahatsız olmuş, 15 Temmuz 2016’da olmaz denilen darbe girişimine kalkışılmıştı. Tam tesisatlı olarak darbe girişimine katılan cuntacılar ülkeyi kana bulayarak daha önceki darbelerde görülmemiş uygulamalar ile millete polise silah sıkmaya bomba atmaya kadar işi götürmüştü. Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan "onların uçağı, silahı varsa milletin imanı var” diyerek vatandaşları sokaklara çağırdı

15 TEMMUZ 2016!

1980 darbesi ve 28 Şubat döneminde istediğini elde eden cuntacılar bu kez görülmemiş şekilde önüne çıkana kurşun sıkmaktan geri kalmayıp hainlikte sınır tanımamıştı. Darbeci askerler ile Özel kuvvetlere gelen hain generali fark eden Ömer Halis Demir, ak sakallı komutanından “haini vur, bunun sonunda şehadet var” diyerek helallik alıyordu. Tıpkı 57. alayımızın şehitleri gibi öleceğini bile bile Ömer Astsubay oracıkta düşmana ilk kurşunu sıkarak kendiside şehadet şerbetini içiyordu. Birbirinden farklı hikayeleri içinde barındıran 48 saat sonunda bilanço ağır olmuştu. Yüce Türk milleti 248 şehit vermiş, 2200’e yakın vatandaşımız ise gazi olmuştu. Gazi Meclis başta olmak üzere bombalamalardan yerle bir olan merkezler bir tarafa ülkenin uğradığı maddi manevi zarar ise tarifsiz kalıyordu.

Karanlık gecenin ardından kahramanlık örneği gösteren milletimiz sayesinde Emperyalist güçlerin oyunları 15 Temmuz'da yerle bir olmuş, millet Malazgirtte, Ortadoğu ve Çanakkale'de gösterdiği kahramanlığı bu sefer Ankara ve İstanbul'da bir kez daha göstererek tarihi tekerrür ettirmişti.

 

Önce Vatan millet sonra Ana ve Yar, bu yolda savrulan birileri ise tankların önüne, silahların karşısında çıkmış, cuntacılara karşı darbeyi bu sefer Türk millet yapmıştı. Darbe milletimizin gücü ile bastırılarak ülke adete uçurumun kenarından dönüyor, şanlı millet tarihin altın sayfalarına bir kez daha adını yazdırıyordu. Bundan önce olduğu gibi bundan sonrada karanlık güçler ortaya çıkacaktır. Milletimiz ve ülkemiz üzerinde plan yapanlar tarihe bakın ve gözünü kırpmadan bu uğurda şehit olacak birilerinin olduğunu sakın unutmayın.

Edirne'den, Kars'a 81 vilayette haftalarca meydanları kırmızı beyaz renklere çevirerek nöbet tutan milletimiz üzerine oyun oynamaya kalkışmayın

Alemde şer, Oğuz’da er tükenmez!

Bu yazı toplam 1089 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.