Ahmet Sandal

Ahmet Sandal

Yazar / Şair
Yazarın Tüm Yazıları >

Adam kıtlığı (Kaht-ı rical) en büyük mesele

A+A-

Eskiler “adam kıtlığı” demezlerdi. “Kaht-ı rical” derlerdi. Biz adam kıtlığı diyoruz. İster kaht-ı rical diyelim, isterse adam kıtlığı diyelim maksadımız, Devlet yönetiminde ya da özel sektör yönetiminde işin ehli, adil, çalışkan, dürüst, güvenilir, fedakar, mütevazi, şeffaf, hoşgörülü, iyi ve doğru  insana olan ihtiyaçtır. Bu insan sayısı da sandığınız gibi çok değildir. Bilakis çok çok azdır.

Sanılmasın ki, adam kıtlığı meselesi günümüze özgü bir meseledir. Hayır. Tarihin her döneminde adam kıtlığı bir mesele olmuştur. Nitekim, M.Ö.411 ile 324 tarihleri arasında yaşamış Filozof Diyojen’in “adam arıyorum adam” dediği tarih kitaplarında kaydedilmiş bir gerçektir. Tabi burada “adam arıyorum adam” sözünden kasıt, rastgele adam değil elbet. Dört dörtlük adamdır.

Rastgele adam heryerde var. Sokaklardan adamdan geçilmiyor. Ancak, “adam gibi adam” bulmak zor. İşte bu nedenle gündüz gözü elinde fenerle dolaşıp da “adam arıyorum adam” diye meydanlarda haykırmıştır.

Günümüzde de “adam arıyorum” derse birisi, elbette rastgele adam aramıyor ve kalifiye adam arıyordur. Kalifiye adam dediğimizde de “özelliği olan” insan akla gelir. Aynı zamanda güvenilir ve doğru insan akla gelir.

Bu nokta itibariyle şu hususu da özellikle belirtmek gerekir. Kaht-ı ricâl sorunu başlı başına bir bakış açısına dayanan bir sorundur. Aradığınız “adam” ise, size göre kaht-ı ricâl yoktur. Çünkü, sokaklar “adam kaynıyor.” Ama aradığınız, “adam gibi adam” ise kaht-ı ricâl vardır. Çünkü, “adam gibi adamı” bulmak, her devirde zor iştir.

Yukarıda belirttik, Filozof Diyojen adam kalabalığın ortasında, elinde fener, “adam arıyorum adam” diye haykırmıştır. Filozofik bakış açısıyla bakarsan “kaht-ı ricâl” sorununun yaşandığını görürsün. Bu bakış açısıyla bakarsan, Devlet yönetiminde, herkese görev vermez ve ehil, adil, çalışkan, dürüst, güvenilir, fedakar, mütevazi, şeffaf, hoşgörülü, iyi ve doğru insanı ararsın. Ararsın da bulur musun? O biraz zor.

Filozofik açıdan değil de kendi bakış açınla ya da kendi menfaatin açısından bakarsan, Devletin âli menfaatlerini değil de kendi basit çıkarlarını düşünürsen, ona göre adam ararsın, o tür adamları da kolay bulursun. Mebzul miktarda çoktur onlar. Öyleyse, atama noktasında söz sahibi olan yönetimdekilerin bakış açısına göre, “kaht-ı rical vardır ya da yoktur.” Filozofik açıdan bakarsan, kaht-ı rical sorunu her zaman vardır.

Bir kere daha belirtiyorum: Konuya “adam gibi adam” bulma noktasından bakıldığında, konu bir vakıa olarak orta yerde durduğu için tartışmaya dahi lüzum yoktur. Böyle bir sorun vardır.

Adam kıtlığı sorununu tartışmayalım ancak, gelin şunu tartışalım. “Devlet idaresini nasıl, ehil, adil, çalışkan, dürüst, güvenilir, fedakar, mütevazi, şeffaf, hoşgörülü, iyi ve doğru insanlar teslim ederiz? Daha açıkçası, Devletin tüm kademelerinde ve özellikle üst yönetim kademelerinde görev alanların bu özelliklerde olmasını nasıl sağlarız?”

Öyle bir atama ve öyle bir yükselme sistemi kurulmalıdır ki, üst yönetim kademelerinden ta alt yönetim kademelerine kadar herkes, işinin ehli, adil, çalışkan, güvenilir, fedakâr, mütevazı, şeffaf, hoşgörülü, iyi ve doğru olsun. Bu nitelikteki insanları nasıl işbaşına getiririz? Gelin bunu tartışalım.

Gel gör ki, atamalar bu kıstaslara göre değil de, herkesin de bildiği ve gözlemlediği gibi, başka kıstaslara göre yapılıyor. O kıstasların ne olduğunu da herkes biliyor.

Üst yönetime atanmak için “tanıdık-bildik olmak”, “birileri tarafından refere edilmiş (önerilmiş, desteklenmiş) olmak”, “birilerine hizmet etmeye hazır olmak” gibi ölçütler geçerlidir. Bu ölçütlere göre adam bulmak kolay. Bu durumda adam kıtlığı sorunu değil, adam bolluğu vardır. Tabi bu durumda da Ülkenin huzur ve refah içinde yönetilmesi mümkün değildir.

Osmanlı nasıl ki adam kıtlığından dolayı yıkıldı, adam kıtlığı Ülkelerin sonunu hazırlar. Bu noktaya özellikle dikkat çekmek istedim.

Evet, bu noktada sözü Osmanlı Devleti’nin yıkılış yıllarına getirelim: Evet, kaht-ı rical sorunu en çok da Osmanlı Devleti’nin son yıllarında mevcuttur. Kaht-ı rical sorununu en çok hissetmiş ve yönetici ararken zorlanmış kişilerden birisi de Sultan Abdülhamid Han’dır. Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han, kendisine yardım edecek ve Ülkeyi, ayakta tutacak ehil yönetici bulmakta büyük zorluk çekmiştir. Bu zorluğa rağmen, Sultan Abdülhamid Han Ülkemizi 33 yıl ayakta tutmuştur.

Sultan Abdülhamid Han İttihatçı Talat tarafından, 27 Nisan 1909 tarihinde, silah tehdidi altında Meclis’ten Hal’ kararı çıkartılarak tahttan indirilmiştir. Kaht-ı ricâl’in en belirgin bir örneği de, II. Abdulhamit’in hall (görevden alınma) kararını bildiren heyette tezahür etmektedir. Bu heyette kimler mi var? Yahudi Emanuel Karaso, Ermeni Komitecisi Aram Efendi, Arnavud Es’ad Toptani Paşa ve Gürci Ârif Hikmet Paşa. Ulu Hakan Abdulhamid Han’ın tahttan indirilme kararını bu isimlerini saydığım adamlar Padişah’a bizzat bildiriyor. Bu durumu resmeden bir meşhur fotoğraf vardır. Padişah’ın tahttan indirildiğini bildirmek için huzura gelen bu adamlar arasında Ulu Hakan Abdulhamid Han mahzun, ancak düşünceli bir şekilde durmaktadır. O resme ne vakit baksam, yüreğimde bir sızı duymaktayım. Ulu Hakan mahzundur, çünkü, haksız bir şekilde iftiralarla, yalan ve dolanlarla tahttan indirilmektedir. Ulu Hakan düşüncelidir, çünkü, Osmanlı Devleti’nin akıbeti karanlıktır. Ve Ulu Hakan haklı çıkmıştır. Çok geçmeden Osmanlı Devleti yıkılmıştır. Osmanlı Devleti’nin yıkılışına onlarca sebep bulunabilir. En büyük sebeplerden birisi de “adam kıtlığı, yani kaht-ı rical’dir.”

Osmanlı’nın son dönemlerinde kaht-ı ricalin bir başka türü daha görülmektedir. Komitacılar, zorbalar ve masonlar meydanı doldurarak, kendilerinden olmayanlara hayat hakkı tanımamışlar ve doğru, sadık, güvenilir ve ehil insanları yönetimden uzaklaştırmışlardır. Bu da en önemli bir sorundur. İşte bu durumdan dolayı şöyle sesleniyorum: “Hey Koca Osmanlı hey, senin son dönemlerinde paşa-maşa unvanıyla seni kimler yönetmiş böyle! Ey Osmanlı ey! Son yıllarında Seni senden olmayanlar yönetmiş. Senden olmayanlar meydanı doldurarak iyilerin, doğruların ve ehil insanların yönetimde yer almalarına imkanı tanınamamışlardır.” (Osmanlı’nın son dönemlerinde, yönetimi hile ve entrikayla ele geçiren İttihat Terakki, bir mason kulübüdür)

Evet, her daim ciddi bir sorun olan kaht-ı rical (adam kıtlığı) büyük bir meseledir ve en neticede Ülkeleri yıkılışa kadar götürür. Kaht-ı rical sorununu ortadan kaldırmak için insan yetiştirmeye ve çocukluktan itibaren ahlak ve zihin eğitimine önem vermek gerekir, vesselam.

Şimdi bu yazımın bu noktasında şunu hassaten belirteyim. Halen bazıları için adam kıtlığı sorunu yoktur. Çünkü onlar kendilerine hizmet edecek maşaları ve  her daim bulurlar. Onlar için sorun olmasa da bizler için sorun var.

Yazımızın sonunda yine döndük dolaştık başa geldik ya. İşte buna gülerim. Yazımın baş kısmında “adam kıtlığı sorunu bir bakış sorunudur” demiştim. Devlete adil, tarafsız, ehliyet ve liyakat içinde ve çalışkan bir biçimde hizmet edeni değil de, birilerine hizmet edeni arayanlar için kaht-ı rical (adam kıtlığı) sorunu yoktur. Ancak, ben böyle bakmadığım için, benim bakış açıma göre, kaht-ı rical (adam kıtlığı) bir büyük mesele olarak karşımızda durmaktadır. Ve bu sorun Devletlerin bekası açısından önemlidir. Bu sorunu önemsemeyen devletler batıp gider.

Neyse, sözü uzatmayalım ve yine Filozof Diyojen’e kulak verelim: “Adam arıyorum adam.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları