Açelya Erol

Açelya Erol

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Almanya örneğinde otoriter ve totoliter diktatörlükler

A+A-

1.GİRİŞ

Otorite, üzerinde pek çok açıdan tartışılan bir kavramdır. Siyasal bakımdan ele alınan otorite kişi ya da kişilerin yönetsel tek elini anlatmakla birlikte teokratik, geleneksel ya da karizmatik otoritelerden farklı incelenmektedir. Zira her ne kadar izleri silinmiş olmasa da günümüzde tek bir kişi ya da kişilere dayalı otorite ve bu bağlamdaki otoriter rejimler, genelde, korku ve baskıya dayanmaktadır. Bu tür bir rejimde “yönetici, iktidarı kendi kendine göre, herhangi bir sınıra tabi olmaksızın ve en önemlisi de kurallara yahut bir ideoloji veya değer sistemine bağlılık duymaksızın” kullanmaktadır. Otoriter rejimlerin ortak özelliği, keyfi iktidar tasarrufuna sahip bir kişi ile, bu kişinin, liyakat ilkesini dikkate alma kaygısı taşımadan ekonomik ya da psikolojik nedenlerle iş birliği yaptığı kişilerin yönetim tekeline sahip olmasıdır. Totalitarizm ise tüm yetkilerin merkezîleştirildiği, devlete mutlak itaat beklenen, diktatörlükvari yönetimdir. Sözcük sıfat hâlinde totaliter olarak kullanılır. Totaliter egemenlik olarak da bilinir. Totalitarizmde bireysel özgürlüklere izin verilmez ve bireyin yaşamının tüm alanları devlet kontrolüne bırakılır. Totalitarizm en temel özelliklerin biri merkezi bir otoriteye sahip olmasıdır. Bu rejimin başındaki kişilere ''diktatör'' adı verilir. Diktatörlerin başında olduğu devlet, militer bir yapıya sahiptir. Her iki rejim de bireysel düşünceye ve eylem özgürlüğünü engellemektedir. Totalitarizm bunu vatandaşlarının üzerinde tam kontrolle, otoriter rejim ise körü körüne boyun eğmesi ile sağlamak ister. Totaliter devletlerde sosyal örgütlenmeler hoş karşılanmazken, otoriter devletlerde bir nebze de olsa serbestlik sağlanır. Bunun yanı sıra totalitarizm de istenilen bir hedef ulusu zorla seferber ederek kazanılmak ister. Otoriter rejimlerde ise bunu sınırlı ve kapalı bir şekilde yapar.20. yüzyılda totaliter zihniyetlerin zaferinin sosyalistler ve demokratlar açısından “gizemli” bir tarafı vardı: İtalya ve Almanya’da sosyalistlerin ikna etmeyi amaçladıkları işçi sınıfı ve alt-orta sınıflardan oluşan toplumsal kesimler Führer ve İl Duce bayrağı altında toplanmışlardı.

2. BAZI KAVRAMLARIN TANIMLARI VE YÖNTEM

2.1 BAZI KAVRAMLARIN TANIMLARI

Diktatörlük: Otokratik bir hükûmet biçiminde, yönetimin diktatör olan tek bir birey tarafından yönetilmesi türüdür. Genellikle üç olası anlamda kullanılır.

Otokrasi: Bir çeşit hükûmet sistemidir. Yönetici, bütün siyasi yetkileri tek başına elinde bulundurur ve yasalara karşı olarak herhangi bir yargılanmaya maruz kalmaz. Otokrat (buyurgan) rejimlerin temel özelliği, yönetimlerin halk adına karar vermesi, kendine göre iyi, doğru ve güzel olanları dayatması, buna karşın halkın sorunlarını çözümlemeyi de üstlenmesidir

Totoliter: Fransızca kökenli olan “totus” kelimesinde türeyen totaliter kelimesi, ilk olarak İtalyan diktatör Benito Mussolini tarafından faşist İtalyan yönetimini tanımlamak için “totalitario” olarak kullanılmıştır. Otoriter rejimlerde tek bir kanun koyucu kişi, grup ya da komitenin egemenliği söz konusu olurken, totalitarizm kavramının daha çok demokrasi ile yönetilen rejimlerde ifade edilmektedir.

Faşizm: Faşizm, ilk olarak İtalya'da Benito Mussolini tarafından oluşturulan, otoriter devlet üzerine kurulu radikal bir aşırı milliyetçi politik ideolojidir. İlkeleri ve öğretileri, La dottrina del fascismo adı altında Giovanni Gentile tarafından yazılmıştır. Benito Mussolini'nin kurucusu olduğu Ulusal Faşist Parti'nin İtalya'da iktidara gelmesinin ardından, faşizm birçok milliyetçi ideolojiye örnek olmuştur. Hitler'in nasyonal sosyalizmi ve Franko'nun falanjizmi, faşizmden çok etkilenmişlerdir. Faşistler kendi uluslarını, ulusal camianın kitlesel seferberliğini teşvik eden totaliter bir devlet yoluyla bütünleştirmeyi amaçlarlar ve faşist ideolojiye uygun ilkelerle birlikte ulusu örgütlemeyi hedefleyen devrimci siyasal harekete önayak olan bir öncü partiye sahip olmayla nitelenirler. Liberalizme, demokrasiye, marksist sosyalizme ve komünizme muhalif faşist hareketler; devlete ihtiram, güçlü bir lidere bağlılık ve aşırı milliyetçilik ile militarizme verilen önem gibi ortak özelliklere sahiptir.

Totaliter rejimin gündelik hayata yönelik müdahalelerinden sonuç alabilmesi, kültür alanında kurduğu zora dayalı hegemonyayı rızaya dayalı bir hegemonyaya çevirebilme becerisine bağlıdır. Bu yüzden 20. yüzyılın totaliter rejimlerinde iletişim, propaganda, kültür, eğitim ve siyaset arasındaki sınırlar ortadan kalkmıştır.

20. yüzyılın totaliter diktatörlüklerinde “karizmatik liderliğin” önemli bir payı olduğu hep söylenegelmiştir. Bu karizma “ben de sizden biriyim” duygusunu iletebilen bir bayağılıkla birleştiği sürece etkili olmuştur. Totalitarizmin faşist örneklerinde liderler “doğal karizmalarını” her fırsatta halkın karşısına çıkıp bayağı jestlerde bulunarak, tumturaklı laflar ederek iletmişlerdir. En parlak zamanında Nazi Almanyası altı bin tane hoparlörle donatılmış, Hitler’in sesi köyden kente her köşede işitilmiştir.

Totalitarizmin Sovyetik versiyonu ise halkın arasına karışmak yerine bürokrasiyi hizaya getiren bir lider kültürü üzerinde yükselmiştir. Stalin ne Hitler ve Mussolini kadar “ortalıktaydı” ne de onlar kadar açık sözlü. Almanya, II. Dünya Savaşı sırasında bir propaganda seferberliğine sahne olurken Stalin, Alman ordusu ülkeyi işgal etmeden önce Rus halkına sadece bir kez radyodan seslenmiştir. (Totalitarizm Kültür ve Zihniyet, Barış Özkul)

2.2 YÖNTEM

“Almanya Örneğinde Totoliter ve Otoriter Diktatörlükler” konusunu araştırırken konunun önemini anlatan “Betimsel yöntem” kullanılmıştır. Bu yöntem ile beraber belirlenen konu üzerinde araştırmalar yapılmış, bulunan bilgiler birleştirilmiştir. Geçmişteki olayların zaman ve yer gösterilerek ve birbirleri ile nedensel ilişkileri belirlenerek o olaylara ilişkin anlatı kurulması yöntemi. “Tarihsel yöntem” kullanılmıştır.

3. BULGULAR ve TARTIŞMA

Hitler, Almanya’da I. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan Büyük Buhran’dan güç kazandı. Propaganda ve karizmatik bir dille, alt ve orta tabakanın ekonomik istemlerine ümit veriyordu; bunun yanında da belli bir seviyede milliyetçilik, sosyalizm, antisemitizm, anti-komünizm ve anti-kapitalizm de sunuyordu. Ekonominin tekrar kurulması, yeniden silahlandırılmış bir ordu, totaliter ve faşist bir rejimle; Hitler Almanya içerisindeki düzeni yeniden tesis etti ve güçlü bir ülke yarattıktan sonra, saldırgan bir dış politika izleyerek Alman “yaşam alanı”nı (Lebensraum) genişletmek amacıyla Polonya’ya saldırdı. Yıldırım savaşı (Blitzkrieg) taktikleri ve Mihver Devletleri ittifakı ile birlikte Avrupa′nın büyük bölümünü, Asya’nın ve Afrika’nın bir bölümünü işgal etti.

4. SONUÇ VE ÖNERİLER

Sonuç olarak bakıldığı zaman 20. yüzyıla dek insanlık tarihi her taşın altından çıkan totaliter emellerle ve en az Hitler-Mussolini-Stalin kadar despot kişiliklerle dolu olsa da totalitarizmin örneğin Bonapartist bir çeşidinden söz edemeyiz. Napolyon’un erken 19. yüzyılda totaliter bir rejim kurması olanaksızdı çünkü o tarihlerde devletle toplum arasındaki ilişkiyi düzenleyen koşullar total bir denetimi imkânsız kılacak kadar esnekti. Totalitarizm, 20. yüzyılda tam teşekküllü bir rejim haline gelmesini telefon, telgraf, poster, radyo, televizyon, uçak gibi iletişim ve propaganda aygıtlarına borçludur. İletişim araçlarının bu denli gelişmesiyle devletler hayatın her alanına müdahale etme olanağına kavuşmuştur.

ABD’nin II. Dünya Savaşı’na Müttefikler’in tarafında katılması ve Kızıl Ordu’nun ilerlemesi ile Alman ordusu gerilemeye başladı. Sovyet güçlerinin 23 Nisan 1945’te Berlin'e girmesi ile Almanya’nın yenilgisi kesinleşmişti. Hitler; işgal altındaki Berlin’de, eşi Eva Hitler (Eva Braun) ile yer altı sığınağında (Führerbunker) 30 Nisan 1945 günü intihar etti. Cesedi-vasiyeti üzerine- takipçileri tarafından yakıldı. Alfred Jodl’ın 7 Mayıs 1945’te imzalayıp ertesi gün yürürlüğe giren teslim belgesiyle Büyük Alman İmparatorluğu son buldu.

Hitler’in saldırgan dış politikası, Avrupa’da II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin ana nedeni olarak kabul edilir. Onun Yahudi karşıtı politikaları ve ırkçı ideolojisi, aşağı ırk mensubu olarak gördüğü en az 5.5milyon insanın ölümüne neden oldu.

Yani bir devletin milleti üzerinde sınırsız yetkilere sahip olması demokrasiye, egemenliğe ve özgürlüğe aykırıdır. Devletin içinde milletin refah içinde yaşayabileceği haklara sahip olması millet için devlet politikasının izlenmesi daha özgür daha demokratik daha sağlıklı, korkmadan yetişen bir toplum ortaya çıkaracaktır.

5. KAYNAKÇA

http://www.olaganustukanitlar.com/totalitarizm-ve-otoriterizm-arasindaki-farklar/

https://tr.wikipedia.org/wiki/Totalitarizm#Tarih%C3%A7e

https://www.infopaylasim.com/totaliter-rejim-nedir/

https://tr.wikipedia.org/wiki/Nazi_Almanyas%C4%B1

https://www.hurriyet.com.tr/egitim/totalitarizm-nedir-felsefede-totalitarizm-akimi-ozellikleri-kurucusu-ve-temsilcileri-41660539

AÇELYA EROL /183503009

ÇOMÜ SİYASET BİLİMİ VE KAMU YÖNETİMİ BÖLÜMÜ 3. SINIF ÖĞRENCİSİ

Önceki ve Sonraki Yazılar