Bir yabancının gözünden Aslanhane Camii

UNESCO Dünya Miras Listesi'ne adını yazdıran ve geçmişi 13. yüzyıla dayanan gerçek bir Ulu Camii olan Aslanhane Camii’ne İsviçreli Bilim İnsanı ve Araştırmacı Ernest Mamboury tarafından 1923 yılında yapılan incelemede tarihi camiinin geçmişine ve mimarisine dair ilgi çekici yaklaşımları görmek mümkün.

Bir yabancının gözünden Aslanhane Camii
Yayınlanma:

ÖZEL HABER: MUHAMMED AYBER

İsviçreli Bilim İnsanı ve Araştırmacı Ernest Mamboury tarafından Fransızca yazılan ve Ankara’nın ilk tanıtım rehberi olma özelliğini taşıyan “Ankara Guide Touristiqe” isimli Ankara Gezi Rehberi, Başkent'in tarihine yakından ışık tutan kaynaklar arasında yer alıyor. Çalışmada Aslanhane Camii’ne ilişkin yer alan bilgileri sizler için derledik.

genel-dis-gorunugu.png

SELÇUKLU MİMARİSİ İLE İNŞAA EDİLDİ

Aslanhane Camii, Selçuklu dönemine ait eserlerden biri oalrak ön plana çıkıyor. Hasan Fehmi Bey'e ve Mübarek Bey'e göre, Aslanhane Camii, Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Mesud döneminde (1283-1298), 1296 yılında ölen Yeşil Ahi de denilen Ahi Hüsameddin tarafından inşa edildi. Ancak Ankara ve Aslanhane Camii tarihi üzerine yapılan bazı çalışmalara göre, M. P. Wittek yazıt metinlerini inceleyerek, gerçek bir Ulu Camii (Büyük Camii) sayılan bu caminin yapılış tarihinin XIII. yüzyılın başı olması gerektiği sonucuna vardı.

M. P. Wittek, güneybatı yönlü küçük giriş kapısının sağında bulunan kabaca yapılı, yontulmuş yazıt örneğini dikkatli bir şekilde inceleyerek, daha önce "Şerafeddin" olarak okunmuş "Emir Seyfeddin" ismini çözmeyi başarıp, bundan caminin mimarının "Emir Seyfeddin" olduğu sonucuna ulaştığı görülüyor.

Ankara iki tarihi ismi, iki Emir'in anısını saklıyor. Bunlardan biri I. İzzeddin Keykavus (1210) döneminde şehrin alınmasında rol oynayan Çeşnigir Atabeğ Emir Seyfeddin, diğeri ise yıkılan Kızılbey Camii'nin mimarı ile özdeşleşmiş Melik-ül-Ümera Seyfeddin Emir Kızıl.

Bazı araştırmacılar, caminin 1239 (H. 689) tarihli muhteşem minberinin Ahi olan iki erkek kardeş tarafından yapıldığını söylerken; diğerlerine göre ise bu kardeşler tarafından restore edildiği için R. Wittek, "Büyük olasılıkla bu tarihte yapılan cami oldukça kötü durumdaydı ve 1330-31 yılında caminin karşısına yalnızca dini bir yapı yaptıran iki erkek kardeş Ahi Şerafeddin'in babası Ahi Hüsameddin ve amcası Ahi Hasan tarafından cami onarılmıştır." değerlendirmesinde bulunuyor.

Cevdet Bey'e göre, Ahi Şerafeddin'in babası Ahi Hüsameddin, camiinin ne yapanı ne de onaranıdır. Genel kanıya göre caminin kurucusu Ahi Şerafeddin'dir. Cami etrafında çok sayıda küçük taştan yapılmış aslan bulunduğu için bu yapı, Aslanhane ismiyle de anılıyor. Şehrin en ilginç camilerinden olan Aslanhane Camii'ne güneybatıdaki küçük kapıdan giriliyor.

CAMİİ ŞIKLIĞIYLA ETKİLİYOR

detay3.png

Selçuklu mimarisine ait olan Aslanhane Camii, 24 metre uzunlukta, 21,50 metre genişliğinde olan ve aralarında ilginç Korint sütun başlığının da bulunduğu Bizans ve Roma Dönemleri'ne ait mermerden sütun başlıkları, 4 sıralı 6 ahşap sütun üzerine konulan cumbalara yatay olarak yerleştirilmiş kirişlerden oluşan hatlı tavanı dikkat çekiyor.

Üst üste iki sıra pencereyle aydınlatılan camiinin üç kapısı bulunuyor. Bu kapıların en önemlisi ise günümüzde kapalı olan ve direk üst balkona çıkan kapıdır. Oldukça ilginç, beyaz, siyah ve mavi renklerde parçalara ayrılmış çini mozaikli mermerden yapılan mihrap, bu dönemdeki alçı işçilerinin yeteneğini de gözler önüne seriyor.

İnce silmelerle ve küçük sütunlarla süslü zarif niş, Kur'an'dan ayetler ve çiçekli bir şeritten oluşan yalancı mermerden bir pervazla çevrili olan mihrap dikkat çekiyor. Yontulmuş ceviz ağacından yapılan ve sol yüzeyinde camiinin heykeltıraşı Ebubekir oğlu Zanaatçı Mehmed'in imzası olan mihrabın sağında bulunan şık minber, H.689 (1290) tarihli olarak kayıtlarda yer alıyor. Camiinin dip tarafı küçük tırabzanlarla ayrılan alt bölümlerle kaplı iken, camii Ahi Elvan Camii'ne ve Tabakhane Mescidi'ne benzerliğiyle de biliniyor.

'CAMİNİN DIŞI OLDUKÇA İLGİNÇ'

dis-gorunumu.jpeg

Doğuda ve kuzeyde mezarlarla çevrili olan camiinin dışı da bir hayli ilginç görünüyor. Camiiyle aynı yükseklikte olan ve günümüzde kapalı sarkıt nişli olan büyük kapı ise kadınlara ayrılan bölmeye bakıyor.

Merdiven basamakları ise yeniden kullanılan eski büyük parçalardan oluşuyor. İnce ve sivri şerefeli kalın ve yüksek minare de eski görünüşünü koruyor. Bazı sırlı tuğlalar ise hâlâ fark edilir durumda varlığını koruyor.

Minare, yapımında çok sayıda eski heykel kalıntılarının kullanıldığı kare, kaideli bir piramide dayanıyor. Aşağı köşelerinde tümü çok sağlam, kabartma kenarlı, yumurta biçimli, kenar süslü, yatık iki başlık bulunuyor. Üst köşelerinde kabartma kenarlı, başka uzantı kalıntıları bulunurken; ortasında ise, üzerinde Bizanslılara özgü girişik süslemelerden oluşan bir levhanın gömülü olduğu bir trabzan kalıntısı bulunuyor.

Minarenin önünde, biri (sağda) Korint, diğeri Roma dönemine ait iki ters çevrilmiş sütun başlığının desteklediği mermer parçasından yapılmış masa şeklindeki "musalla" taşı dikkat çeken detaylardan biri olarak günümüze kadar geliyor.

Yunan yazıtlı mermer duvar ayakları üzerine dayanmış tahta sütunlarla desteklenen bir tenteyle kaplı merdivenler üzerinden Ahi Şerafeddin'in türbesine ve camiinin mezarlığına gidilebiliyor. Merdiven boyunca giden duvar, eski kalıntılar, aslanlar, konsollar vs. ile süslenmiş olarak karşımıza çıkıyor.

YAZITTA YER ALAN BİLGİLER

Sağda, türbe uzunluğundaki duvarda, Bizans dönemi korkuluk duvarından yontulmuş muhteşem bir dökme taşı ve iki kolonu üzerinde seksen isimli bir liste bulunan uzun bir yazıt yer alıyor. Bu yazıtta şöyle yazar:

"Claudius Stratonicus, masrafları kendisine ait olmak üzere Senyör Augustus'a bir heykel yaptırmıştır. Heykelin ayağına üstteki yazıtı yazmış ve hepsini din adamına vermiştir."

Bu avluda hâlâ çok sayıda tarihi kalıntılar bulunurken, türbenin alt kısmında, son sahibi Ahi Şerafeddin'e sanki göz kulak oluyormuş gibi duran, arka ayakları üzerine oturmuş Yunan-Roma dönemine ait kocaman bir aslan bulunuyor. Kapı ve pencere çevreleri eskimiş olan türbe ise kapalı durumda.

Yüzeyinde bulunan, alt tarafı prizma şeklinde, üst tarafı sekizgen biçimindeki yazıtta ölüm tarihi olarak, H.751 (1- X-1350) tarihi yer alıyor. Dış duvarın üst kısmı aralarında kabartma kenarlı frizler bulunan, Romalılara ait dört adet yuvarlak silmeyle süslenmiş.

Türbenin yakınındaki pencereden bakıldığında Ahi Şerafeddin'in yontulmuş tahtadan yapılmış muhteşem türbesini görmek mümkün. Buradaki yontuların Mehmed oğlu Abdulllah tarafından yapıldığı kayıtlarda yer alıyor. Kale'nin yanındaki mezarlıkta bulunan pitoresk görünümlü kubbeli türbenin ise Ahi Şerafeddin'in süt annesine ait olduğu iddia ediliyor.

 Muhabir
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.