Ahmet Sandal

Ahmet Sandal

Yazar / Şair
Yazarın Tüm Yazıları >

Ashab-ı Kehf Yurdu Kahramanmaraş ve Afşin

A+A-

ahmet-sandal-004.jpg

Ashab-ı Kehf kıssasında nice nice mesaj ve tüm inananlara umut ve zafer müjdesi var.

Evet, bu yazımda siz değerli Anadolu Gazetesi okuyucuları için “Ashab-ı Kehf Yurdu Kahramanmaraş ve Afşin” başlığı altında, duygularımı ve düşüncelerimi sizlere anlatmaya çalışacağım. Bilmiyorum, tam olarak anlatabilir miyim? Tabi ki hisleri ve düşünceleri olduğu gibi kağıda dökmek ve yazıyla belirtmek çok zor.

Ne diyor Mehmet Akif Ersoy;

“Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!
Oku, şâyet sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.”

Evet, Biz de Ashab-ı Kehf hakkında sizlere bazı hususlarda bilgi vermeye ya da açıklamalarda bulunmaya çalışacağız. Ancak bu yazılanlar duygularımın tam yansıması değildir. Bu böyle biline. Ashab-ı Kehf (Mağara Arkadaşları, Yedi Uyurlar) canım kadar değerlidir. “Canımı” nasıl yansıtayım. Bilemiyorum.

Öncelikle Kahramanmaraş ve Afşin, Ashab-ı Kehf’in gerçek yeridir ve asıl mekan buradadır. Ashab-ı Kehf ismiyle bazı şehirlerde ve bazı yerlerde temsili olarak binalar ve mağaralar olsa da, bunlar gerçeği değiştiremezler. Gerçek şudur ki, Ashab-ı Kehf Kahramanmaraş Afşin’dedir. Bu sözlerimizin dayanağı olan açıklamaları yazımın en sonunda açıklayacağım. Şimdi, Ashab-ı Kehf kıssasından alınacak dersler üzerinde duralım:

ASHAB-I KEHF KISSASINDAN ALINACAK DERSLER

Kur’an-ı Kerim’de geçen Ashab-ı Kehf kıssasında sırlar ve saklı taraflar oldukça fazladır. Ashab-ı Kehf, kelime mânâsı olarak mağara arkadaşları demektir. Ashab-ı Kehf’in sayısı, kimler olduğu, kaç sene uykuya daldırıldıkları ve hangi yaşlarda oldukları bir sırdır. Bunları ancak Allah (cc) bilir. Bu hususlara ilişkin olarak ancak tahminlerimiz mevcuttur. Tahminlere göre, Ashab-ı Kehf’in sayısı 7 ya da 8 (belki de daha fazla) kişidir. Bu kişilerin isimlerinin Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş ve  Kefeştetayyuş olduğu söylenir. Yaşlarına gelince, bu kişilerin hepsi de gençlerdi. Öyleyse, ilk gençlik yaşı dediğimiz 18-25 yaşları arasında oldukları tahmin edilmektedir.  Bu gençler, günümüzden yaklaşık olarak 1800 sene önce yaşamışlardır. Yine kaç sene kaldıklarına dair bilgimiz yok. Kuran-ı Kerim’de, Kehf Suresi 19. ayette; “Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık." Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir;” 25. ayette ise; “Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar” şeklinde beyan olunmaktadır.

Kehf Suresinden bizim almamız gereken dersler, kesinlikle işin nicelik ve sayısal tarafı değil. Zaten, buna yönelik olarak Kehf Suresinde uyarı vardır. Ne kadar kaldıkları, bu kişilerin kaç kişi oldukları (yani işin bu tarafı) önemli değil dercesine, bu hususu araştırmayın, tartışmayın denilmektedir. Nitekim 22. ayette; “Ashab-ı Kehf'in sayılarında ihtilaf edenlerden bazıları: Onlar, üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir" diyecekler. Diğer bazıları da "Onlar, beş kişidir, altıncıları köpekleridir " diyecekler. Her ikisi de bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (kimileri de:) "Onlar, yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir" derler. De ki: "Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir." Onları ancak pek azı bilir, Bu sebeple onlar hakkında bu bildirilenler dışında bir münakaşaya girişme ve bunlar hakkında hiç kimseye de bir şey sorma” diye buyrulmaktadır.

 

Bu ayetlerde, sayılar üzerinde durmayın, bunları araştırmayın denilmesinin hikmeti – Allah-û alem -  niceliğin önemli olmadığına ve niteliğe dikkat çekmektir. Bu ayetlerde şu açık gerçeğe işaret ediliyor. Nicelik ve sayısal ağırlık hiçbir şeydir. Önemli olan nitelik ve kalitedir.

Ashab-ı Kehf’te bahsedilen gençler, yaşadıkları devirde Kral’ın emrine boyun eğmeyerek bir mağaraya sığınan sırat-ı müstakim üzere yaşayan gençlerdi. Öyleyse, bu gençlerin ne yaşlarını, ne sayılarını, ne de isimlerinin ne olduğunu bilmeye ve araştırmaya gerek yok. Bizim bilmemiz gereken, o yiğit gençlerin, kendilerini eğri yola çağıran ve sapkınlık üzeri olmalarını emreden bir Kral’a karşı kıyam ettikleri hususudur. (Bu Kral’ın Bizans Kralı Dakyanus olduğu söyleniyor. Bu Kralın da kim olduğu önemli değil.) Kehf Suresi 14. ayette; “Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir; İlah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız” şeklindeki beyandır önemli olan.

Ashabı-ı Kehf’in sayısı, kim oldukları, yaşları, isimlerinin ne olduğu, kaç yıl uykuda kaldıkları ve mekan olarak nerede olduğunun kesinlikle önemli olmadığını böylece anlamış olduk. Bunlar niceliğe ait hususlardır. Bizim için nicelik değil, nitelik önem taşır.

Ashab-ı Kehf kıssasında önemli olan husus gençlerin diliyle şu şekilde beyan edilmektedir. O mübarek gençler kavimlerini eleştirerek, "Şunlar, bizim kavmimizdir; O'ndan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir" diye müthiş bir hakikati dile getirmektedirler. (Kehf Suresi 15. ayet)

Öyleyse, Ashab-ı Kehf Kıssası doğrultusunda çıkarmamız gereken dersleri sıralıyorum. Önemli olan, karşınızdaki kim olursa olsun, karşınızda hangi güç olursa olsun, Hakk(cc)tan başkasına boyun eğmemektir. Önemli olan, zalimlere karşı kıyam etmektir. Önemli olan,  Allah (cc) rızası için rahatı terketmektir. Önemli olan, her türlü rahatı, konforu bırakarak, çileye katlanmaktır. Nitekim, Ashab-ı Kehf’de sözü edilen o mübarek gençler, saraya mensup idiler. O gençler, zalim kralın her dediğini yaparak günlerini gün edip keyiflice yaşayabilirlerdi. Fakat, içlerindeki iman onlara sarayı bırakıp mağarayı tercih ettirdi. İçlerindeki iman onlara, rahatı bırakıp çileyi tercih ettirdi.

Özetlemek gerekirse, Kuran-ı Kerimdeki Ashab-ı Kehf kıssasında üç ders saklıdır.

1- Hakk(cc)tan başkasına boyun eğmemek.

2- Zalimlere karşı kıyam etmek.

3- Dünyanın geçici rahat ve konforunu değil, ahiretin sonsuz mutluluğunu tercih etmek.

Saklı olan bu dersleri Ashab-ı Kehf kıssasından çıkarıp almalı ve gönlümüze-zihnimize iyice yerleştirmeliyiz. (Esasında Kuran’daki tüm kıssalarda nice hikmet ve dersler saklıdır. Hepsini iyice düşünüp günümüze taşımalı ve dersler çıkarmalıyız.)

Selam olsun Ashab-ı Kehf’teki o mübarek gençlere ki aldatıcı fani Dünyaya değil de ebedi gerçek Dünyaya meylettiler ve bu meyil üzerine kıyam ettiler.  O meyil kendilerini bir mağaraya götürdü ki, kurtuluş demekti o. O mağara bir sığınma yeriydi. Peki, şimdiki gençler, Dünyanın her türlü aldatıcılığından ve azgınlığından nereye sığınmalıdır. Mağaralara mı? Elbette hayır. Zamanın fitne ve fesadı, zararlı yayın yapan sinema, televizyon  ve internet ya da benzeri tüm medyadır. Dünyadaki zalim kral artık bunlardır. Bu zalim kraldan kurtulmak için, Kuran’a, Sünnet’e ve Alimlerimizin Eserleri’ne sarılacağız. Mekan olarak sığınma yerimiz elbette camiilerdir. Bu da çıkartmamız gereken dördüncü derstir.

GERÇEK ASHAB-I KEHF KAHRAMANMARAŞ’TADIR

Ashab-ı Kehf’in Kahramanmaraş Afşin’de olduğunun delili olacak bazı hususları aşağıda sıralıyorum:

1-Kahramanmaraş Afşin, Hıristiyanlığın doğuşuyla beraber tarihsel olarak, bu dinin gelişim ve yayılım dairesi içerisinde kalmaktadır. Afşin, eski Bizans ve eski Roma İmparatorluğunun sınırları içerisindeydi. Bu iki Devlet zamanında da inançlılara zulmeden krallar mevcut olmuştur.

2- Tarihlerden beri insanların teveccühü Afşin’deki Ashab-ı Kehf’e doğru olmuştur.

3-Tarihlerden beri Afşin’deki Ashab-ı Kehf külliyesindeki bina ve ibadet yerlerinin korunması ve bakımı için çalışmalar yapılmıştır. Roma döneminde kilise, Selçuklu, Dulkadiroğulları ve Osmanlı dönemlerinde cami ve külliye inşa edilmiştir.

4- Selçuklu Devletinin Maraş valisi Nusreddin Hasan Bey buraya medrese yaptırmıştır.

5-Mescit incelendiğinde, mağaranın önündeki küçük kilisenin bu bölüme katıldığı anlaşılmaktadır. Külliyenin inşaasından önce mekanda kilisenin bulunması, Anadolu’daki eski zaman Hıristiyanlarının da mağara arkadaşlarının hatırasını yaşattığına yorumlanmaktadır.

6-Dulkadirli döneminde burası imar edilerek ilave vakıflar yapılmıştır. Arşiv belgelerinde vakfedilen arazi, köy, mezra, yaylak ve cemaat isimleri belirtilmiştir. Osmanlı Devleti döneminde de bölgeye özel ihtimam gösterilmiş ve külliyenin ayakta kalması sağlanmıştır.

7- Kehf suresinin 17. ayetinde yer alan, "(Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler" beyanının Afşin’deki mağaranın konumuyla tam olarak örtüştüğü bilinmektedir. Afşin’deki mağaranın ağzı, güneşe açısı, mağara içindeki geniş ve dar alanlar Kuran'ı Kerim'de zikredilen özelliklere tam olarak uymaktadır.

8-Mağarada bulunan ve yönünün Kudüs'e dönük olduğu belirtilen Roma dönemine ait mihrap da bir başka kanıt olarak dikkat çekmektedir.

9-Burasının Selçuklular öncesinde Hıristiyanlar tarafından da Yedi Uyurlar'ın mağarası olarak kabul edilmesi ve kilise inşa edilmiş olması ise mağaranın sonradan bulunmadığını, başından beri bilindiğine bir delildir.

10-Konuyla ilgili araştırma yapan birçok yerli ve yabancı tarihçi ve araştırmacılar da asıl Ashab-ı Kehf’in Afşin’de olduğunu açık ve net olarak belirtmektedir.  

Evet, Pazarcık Havadis Gazetesi’nin Değerli Okuyucuları, Muhterem Hemşehrilerimiz bu köşede bundan önceki haftalarda, Yusuf Has Hacib, Platon, Nasreddin Hoca, Nurettin Topçu, Bediüzzaman Said Nursi, Ulu Hakan Abdülhamid Han, Mevlana, “Yedi Güzel Adam”, Hafız Ali Efendi ve Mimar Sinan, Şeyh Edebali ile Osman Gazi ve Prof. Dr. İsmail Güvenç, Geçmiş’ten Bugüne Pazarcıklı Şehidlerimiz ve Şair Fuzulî ile Prof. Dr. Şükrü Özğan ve Prof. Dr. Ahmet AK Hocamız anlatılmış ve tanıtılmıştı. Bu hafta da Ashab-ı Kehf’i tanıtmak ve anlatmak nasip oldu. Haydi hayırlısı.

Yazımın sonunda Ashab-ı Kehf’i anlatan 4 kıtalık şiirime yer vermek istiyorum:

Ashab-ı Kehf, mağara arkadaşları,

Sarayı ve rahatı terk eden Gençler.

Allah’û alem, on yedi idi yaşları.

Zalim krala itaat etmeyen Gençler.

 

Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, 

Debernuş, Şazenuş ve  Kefeştetayyuş.

Kıtmir ile sayıları ya sekiz, ya dokuz.

Mağaraya sığınan imanlı Gençler.

 

Güneş mağaranın sağ tarafında doğar.

O küçücük mekâna hepsi de sığar.

İman ve cesaret, zulmeti elbette boğar.

Asırlardan bu yana örnek Gençler.

 

Mağara arkadaşları Ey Ashab-ı Kehf.

Umrunuzda olmadı, ne zevk, ne keyf.

Gönlümde yeriniz ta zirvelere denk.

Allah yolundan ayrılmayan Gençler.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları