Selami Mutlu

Selami Mutlu

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Basın ve demokrasi

A+A-

Demokrasi türküleri söyleyerek, her gün yeni bir masal uydurarak ülkeyi ne hallere soktuk. Konuya ilişkin her kesim her parti kendi dar koridorlarında oluşan anlayışı sergileyip duruyor. Ağzı olan konuşuyor. Ülkede ki sorunları çözüm yerine konuyu kaşıyarak, büyüten bir anlayış hâkim. Kayıkçı kavgası gibi bir o yana bir bu yana savrulup duruyor ülkemiz. Uzun zamandan beri yitirdiğimiz demokrasi de basının varlığı ve yerini Siyasi muktedir ‘’Basınla demokrasi falan olmaz’’ diyerek kestirip attı. Şunu bilmek gerekir ki özgür basın demokrasinin olmazsa olmazıdır. Demokrasinin bir ayağıdır. Ülkeyi falan basın yönetmez, ancak araştırıp soruşturarak kamu adına yol gösterir.

Basının ortaya koyduğu öneri ve araştırmalar iktidarlara yön vermek için değil kamuyu aydınlatarak bilgilendirmek onun adına görev yapan iktidarlara gerçeği göstermek ve uyarmaktır. Demokrasi sadece sandık başarısı ile sağlanamaz. Demokrasi amaç değil burada var olması gereken bir araçtır. Bu amaç halkın, medyanın, yargının kurumların özgürleştirmesidir. Hukukun üstünlüğünün sağlanamadığı medyanın özgürleştirilemediği, İnsan Hak ve özgürlüklerinin oluşturulmasının engellendiği, TBMM’nin işlevsiz bırakıldığı toplumlarda demokrasiden bahsedilemez.

Adet yerini bulsun diye yaptım oldu diyerek demokrasiler geliştirilemez. İşte bu olumsuzlukların dillendirildiği yer medyadır. Halk adına iktidarların yol alışını ve ülkenin durumunu doğruları seslendirirler. Onları satın alarak susturmak yandaş yola sürüklemek demokrasiye de halka da ihanettir. Ülkede yaratılan korku selinin yıkılıp kaldırılabilmesi için Adaletin ve kamuyu bilgilendirecek medyanın özgür olması gerekir. Gazetecinin görevi halk adına kamu yararına sorular sormaktır. Amaç toplumu aydınlatmaktır bilgi vermektir. Sorulan sorulara “Maskaralık yapıyorsunuz” demek ne demokrasi kültürü gelişmiş yönetimlerde ne halka hesap verme zorunluluğu olan iktidarlarda ne de uygar dünyamızda yeri olmamalıdır.

Böyle zorbaların hesap vermekten kaçınan yönetimlerin demokraside de toplumumuzda da yeri olamaz. Demokrasi sadece sandık üstünlüğü ile sağlanmaz. Sandık üstünlüğünün adı demokrasi olsaydı zaten her ülkede şeklen de olsa sandık kuruluyor. Ama demokrasi ile yönetilmiyor. Basın bulunduğu toplumu bilgilendirerek kamu yararına aydınlatma görevi yapar maskaralık değil!  Onun çalıştığı medya patronlarını satın alarak onlara yol haritası çizerek yandaş edinenler, toplum adına da demokrasi adına da ihanet etmektedirler.

Demokratik ve hukuk devletlerinin erdemi vatandaşlarına güven duygusunu yerleştirmesidir. Güven duygusunu yitiren toplumlarda gelişme sağlanamaz. Kendi ideolojisine uygunluğu nedeniyle Diyanet kadrosunu 140.000 kişilik ordu gibi görmek, medyayla demokrasi olmaz demek toplumda ki korku selini oluşturur toplumun güven içersinde olduğunu sağlamaz. Uzun bir süredir ülkede var olan güven erozyonu nedeni ile ülkemizden dış ülkelere doğru sessiz bir şekilde sürmekte olan beyin göçü vardır. Sadece beyin göç etmemektedir sermayedir aynı zamanda göç eden.

Demokrasi ve koku yan yana gelebilecek kavramlar değildir. Sadece birinin var olması ile diğeri hükümsüz kalır. Hukukun üstünlüğüne dayanan demokrasi rejimi, insanlık tarihi boyunca insanoğlunun korkmadan güven içersinde yaşamını sürdürebileceği bir ortamı yaratmak üzere ortaya atılmıştır. Ülkeye korkuyu hâkim kılarak ve onu siyasi geleceğinize kalkan yaparsanız o rejimin adına demokrasi diyemezsiniz. Bu gün kullanılan tercihte demokrasiden yana gelişmeyen korkuya davetiye çıkaran bir kırılma yaşanmaktadır. Bir hukuk devletinin temel erdemi vatandaşlarına güven duygusunu yerleştirmesidir. Siyasi muktedirlerinin tehdit ve korku içeren söylemleri ile ülkede var olduğu söylenen demokrasi yerini korkuya terk eder. Güven kaybolur. Ülkeye kaos hakim olur.

Devletimiz halk egemenliği üzerine kurulmuş bir devlet yapısına sahiptir. Halkın varlığı ile egemen kılınan devletin yapısını değiştirerek, tek kişinin egemenliğine uygun hale getirme çabaları ülkede gelişimi getirmez. Ülkeyi uygar dünyadan soyutlar içine kapalı hale getirir. Bunun adına da demokrasi denmez. Bunun adı diktatörlük olur. Bağımsız bir hukuk, özgür bir medya, halk egemenliğine dayalı bir TBMM ve çoğulcu bir demokrasi olmadıkça ekonomide de gelişme sağlanamaz. Şayet gelişmiş bir toplum olmak istiyorsak bunun ön şartı olarak bu özgürlükleri sağlamak olacaktır. Kurallara önem veren liyakat ilkesini üstün kılan bir düzeye ulaşmamız gereklidir.

Hukuku ve medyayı kendi tekeline alarak yasama ve yürütmeyi etkisiz ve işlevsiz kılarak soru soran gazeteciyi maskaralık yapma diye azarlayarak bu ülkeye hizmet edilmez. Bu anlayış ülkeyi uygarlığa taşımaz. Ekonomiyi de çökerttiği gibi güven erozyonu yaratarak toplumsal barışın bozulmasına yol açar. Tehlikeli adımları da beraberinde getirir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.