Ahmet Sandal

Ahmet Sandal

Yazar / Şair
Yazarın Tüm Yazıları >

Bu toplum bitik, insanlık yitik

A+A-

Komşuluk ve sosyal dayanışma bu Ülkede neredeyse yerlerde sürünüyor. Kimse çok da havalara girmesin, “şöyle bir Milletiz, birlik ve beraberlik içerisinde yaşıyoruz” diye nutuk çekmesin.

Bu Ülkede “gemisini kurtaran kaptan” vaziyetleri yaşanıyor. Herkes kendi aile efradını ve en yakınlarını kurtarmak derdinde. Milletvekili, Bakan dediğimiz ve tüm toplumu düşünmek zorunda olanlar dahi adeta yalnız kendi çevresini kurtarmak derdinde.

Lafa gelince hepimiz Müslümanız ve komşu haklarından dem vururuz. "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" hadisini dağa-taşa yazarız da, bunlar yalnızca birer söylemden ibarettir. Gerçek şudur ki, komşumuz 10 gün ortada yokken kapısını vurup da hal hatır sormayı düşünmeyiz.

Son zamanlarda evde tek başına vefat ettiği halde cesedi ancak koktuktan sonra bulunan nice insanların haberlerini haberlerde okuyor, duyuyoruz.

Acı, ancak gerçek.

Adalet ve Hak kavramı bu toplumda çok gelişmemiş. Herkes kendine adil, herkes yalnız kendisi haksızlığa uğrarsa etrafı yakıp yıkıyor. Toplumdaki ve kamu yönetimindeki, yargıdaki genel adaletsizlik kimsenin umurunda değil. Ancak şahsına yapılan adaletsizlikler mühim. Böyle bir toplumda adalet gelişir mi?

Şu aşağıdaki bir fıkradır. Yaşanmış mı, uydurulmuş mu bilinmez. Yaşanıp yaşanmadığı çok da önemli değil. Önemli olan hal-i pür melalimizi anlatmaya vesile olmasıdır.

Adamın biri Kadı Efendi'nin yanına, iki büklüm, ezik-büzük girer: "Kadı Efendi, otlakta yayılan bir inek, başka bir ineği boynuz darbeleri ile vurup öldürse, sahibine her hangi bir mesuliyet gelir mi" diye sorar. Kadı Efendi hiç düşünmeden cevap verir: "Hiç bir mesuliyet düşmez. Hayvanın yaptığından sahibi niye mesul olsun ki!" der. Adam sevinerek "tamam o zaman. Bizim inek sizin ineği boynuz darbeleri ile öldürdü" der. Bunun üzerine Kadı Efendi derin derin bir düşünür ve "dur, o zaman iş değişti, kara kaplı kitaba bakmam gerekir" diyerek, masadaki kitaba uzanır.

Adaleti hep kendimiz için isteriz. Üstelik Kanunu da işimize göre yorumlarız.

Acı, ancak gerçek.

Kendimize menfaati dokunduğu takdirde bir insan iyidir ya da hiçbir iyiliği dokunmazsa “adam iyi de olsa, bizim için iyi değildir.” Bir insanın iyiliği ya da kötülüğünün ölçüsü bize faydası olup olmamasına bağlıdır. Çok acı ve çok zavallı bir durumdayız. Maalesef durum bu.

Yaşanmış bir olaydır. Almanya'ya çalışmaya giden bir gurbetçimiz bir yaz izninde köyündeki tüm kişilere bir ziyafet verir ve köylülere çeşitli hediyeler dağıtır. O sene köyde gurbetçimiz hakkında, köylülerin dilinde "şöyle iyi adam, şöyle iyi insan" lafları dolaşır. 
Aynı kişi ertesi sene mali durumu bozuk olduğu için köylülerine ziyafet de veremez, hediye de dağıtamaz. Köylülerin tavrı değişmiştir. Geçen sene yere-göğe sığdıramadıkları gurbetçiyi eleştirmeye başlamışlar, yolda gördüklerinde selam dahi vermezler.

Kıssadan hisse: "İnsanlarımız menfaatlendiği kişiyi iyi olarak bilir. Menfaati yoksa adam yerine dahi koymaz."

Acı, ancak gerçek.

Elde et de nasıl elde edersen et, bir yere yüksel de nasıl yükselirsen yüksel yanlış mantığı bu toplumda geçerlidir.

İnsanlar ne’ye bakıyor, nasıl’a bakmıyor. Araban var mı var, evin var mı var, villan var mı var, makamın ve mevkin var mı var. Bunların olmasına bakıyor insanlar. Nasıl elde edildiğine bakmıyor.

 

“Ver Allah’ım ver, helal-haram ver, bu kulun yer.” Bu toplumdaki insanların neredeyse %90’ı bu anlayışta. Yanılmış olabilirim. Belki %80’i bu anlayışta. Oran çok da mühim değil. İnsanlar sebeplere değil, sonuçlara odaklanmışlar. Bu açıdan, bu anlayış genelde bu Ülkede sakat.

Acı, ancak gerçek

Bu toplumda en fazla sesi çıkan kesimler ve her zaman "dır dır öten kimseler", aynı zamanda topluma en az faydası olan ya da topluma hiç faydası olmayan kesim ve kimselerdir.

Bu Ülkede asil ve onurlu kimseler genelde sessiz ve kaderlerine teslim olmuşlardır. Sesleri çıkmaz.

"Bir tavuk yumurtlar, yedi mahalle duyar; asil kısrak ahırda cins bir tay doğurur kimsenin haberi olmaz." Bu söz Üstad Necip Fazıl Kısakürek'e ait. Bu söz bundan 40-50 yıl önce mi söylendi? Bilmiyorum. Bildiğim şey, bu sözün halen geçerliliğini koruduğudur.

Acı, ancak gerçek.

Bu Ülkede, bu acınası toplumda dürüstlüğün getirisi yok, bu Ülkede doğru-dürüst insanlara yer yok. Adaleti savunan ve doğru davranan bir insanlar, ne kamu yönetiminde ne de özel sektörde kendilerine yüksek makam bulamazlar. Bu Ülke adeta sahtekarların fink attığı, yükseldiği ve el üstünde tutulduğu bir yer haline geldi.

Ünlü Filozof Montesquieu bundan yüzyıllarca yıl öncesinden şöyle seslenmektedir: "Bir ülkede yalakalığın getirisi, dürüstlüğün getirisinden daha fazla işe, o ülke batar." Bu söz gerçeklere işaret etmektedir. Bunun yanında şu hususlar da bir gerçektir.

Şunu hatırlatmayı bir vazife biliyorum. “Asalaklık ve yalakalık, bir toplumu her zaman geri bırakır. Toplumumuzun gelişmemesinin en büyük nedeni işte budur.”

Acı, ancak gerçek.

Toplum olarak çalışmıyoruz, akla ve mantığa önem vermiyoruz. Dinimiz aklı ve çalışmayı emrediyor. Ancak Dinimizin emirlerin yerine getirmiyoruz. Cahillerden olduk maalesef. Tembellerden olduk maalesef.

Üstadımız Mehmet Akif, Avrupa’da bir seyahat gerçekleştirir ve seyahat sonunda kendisine sorarlar. “Avrupa’yı nasıl buldun ve bizle arasında nasıl bir fark gördün.” Üstadımız Mehmet Akif Ersoy Üstad bir cümle ile bir kitap boyunca anlatılacak hususu şöyle özetler: “İşleri var dinimiz gibi, dinleri var işimiz gibi.” Mehmet Akif Ersoy çok gerçekçi ve çok iyi gözlemde bulunan bir Şair Yazar ve bir Hak Dostudur. Mekanı cennet olsun.

Evet, gavur dediğimiz ve küçümsediğimiz insanlar bizden daha çalışkanlar ve iş yerlerinde bizden daha ahlaklılar.

Acı, ancak gerçek.

Bu toplumun bitik ve insanlığın yitik olduğunu gösterecek ve acınası halimizle ilgili yazılacak daha çok şey var da (trafikteki kavgalar, saygısızlık, öfke, saldırganlık, kaba kuvvet, şiddet, ukalalık, kibir, ahlaksızlık, bencillik ve daha nice nice kötülükler var da) yazımızın hacminiz uzatmayalım. Anlayan anladı zaten.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları