Eflatun Neimetzade

Eflatun Neimetzade

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Büyük Bozkır’ın yedi yönü (1)

A+A-

Kazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Sayın Nursultan Nazarbayev, zamanın en büyük aksakalı ve bilgini olarak son yıllarda Türklerin çok kadim halk olduğu ve yer kıtasında büyük topraklara sahip oldukları ile ilgili önemli mesajlar paylıyor ve nutuklar söylüyor. Olağanüstü hafızaya, siyaset alanında devleti idare etme yeteneğine, deneyime malik, son derece ufku geniş ve derin birikime sahip siyaset şahinidir. Onun fikir ve nutuklarında Türklerin kadim tarihi,  Avrupa ve Asya’nın göbeğinde meskûnlaştıklarını vurguluyor. Öten yıl Kazak TV-de Sayın Nazarbayev’in bir konuşmasını dinledim. Özellikle Rusça konuşuyordu ki Rusya dahil eski Sovyet Cumhuriyetlerinde ve dünyada da onun keskin konuşmasını iyice idrazk etsinder. O şöyle dedi: “Biz Kazaklar asil Türkleriz, bunu her kes böyle anlamalı ve bilmelidir…” Belli ya bölgede ve çevre ülkelerinde bazı nankörler ola bilir. Kururla ve iftihar hisslereiyle tekrarladı, “Biz gerçek Türkleriz, her kes bunu iyi bilsin ve anlasınm”, dedi. Hemen telefona sarıldım, aziz dostum ve kardeşim Düsen Bey’i aradım. Yurt dışındaydı. “ Evet, ben de dinledim o konuşmayı. Bazılarına sanki ders veriyordu Sayın Nazarbayev. O toplantıda tüm devlet adamları ve akademisyenler vardı. Fevkalade kıymetli konuşmaydı” dedi.

Ocakta tedaviye gitmişti, Prag’daydı ve oradan beni aradı: “Mutlaka TÜRKSOY’dan Askar Bey’i ara, Sayın Nazarbayev’in Türklerin yaratılışı ve uygarlığıyla ilgili önemli “Büyük Bozkırın Yedi Yönü” makalesini talep et. Bu güne dek böyle konuşması olmamıştı halkımızın Büyük Aksakalı ve ender liderimiz Nazarbayev’in. Bu makaleyi bana göre kendini Türk sayan her şahıs, özellikle akademisyenler, tarihçiler iyi okumalılar”. Hemen aradım Askar Bey’i aradım ve Nazarbayev’in son nutkunu istedim. Ac kurtlar gibi okudum ve  hayran kaldım büyük Aksakalın mantığına, derin aklına ve gerçek, hakiki Türk mantalitesine. Kalbinin derinliklerinden akan yankıyla, içtenlikle Türklüğün sanki gerçek tarihini bir daha dile getiriyor. Kendisiyle onur ve kıvanç duydum bir daha ve aziz dostum Düsen Bey’e bir daha telefonda teşekkür ettim. İçime sanki nur payladı bu nutuk, beni yeniden yüceltti ve Büyük Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” ifadesini hatırlattı bana.

NAZARBAYEV, DÜNYA TÜRKLERİNE TÜRKLÜK DERSİNİ VERİYOR

Geniş bozkırın asil sahipleri olduğunu dünyaya anlatıyor. Onun tüm nutuklarını seve-seve okuyor, her defasında meftun oluyorum aksakalın ufku geniş şuuruna, derin mantığına. Ve son beyanatında (ben bu makaleyi dünya Türklerine Beyanat olarak algılıyorum) bozkırın asil sahiplerinin Kazakların olduğunu cesaret ve hünerle beyan etmesi Türklüğün ve Türk tarihinin derinden öğrenilmesi açıdan fevkalade kıymetli kaynakçadır bu nutuk. Türk halklarının tarihini derinden araştıran bilim adamları için Sayın Nazarbayev’in son beyanatı ilmi araştırma niteliğindedir ve son derece kıymetli kaynakçadır. Arzum şudur ki, bütün Türk Devletlerin ve Toplulukların devlet adamları, siyasiler de aynı konuda kendi beyanatlarını ifade etsinler. Türklüğün ve Türklerin yaratılış tarihi bakımdan beklediğimiz beyanatlar fevkalade önem taşıyacaktır. Şimdi ise Sayın Nazarbayev’in nutkunu aynen siz değerli okurlara sunmaktan kurur ve kıvanç yaşıyorum: “Mekân her şeyin, zaman ise tüm vakaların ölçüsüdür. Mekân ile zaman birleştiği çağda ulusun tarihi başlar. Bu sıradan bir özdeyiş olarak değerlendirilecek tespit değildir.

Gerçekten de Almanların, İtalyanların veya Hint halklarının yıllıklarına baktığımızda bu milletlerin binlerce yıllık tarihlerindeki büyük başarıların önemli bir kısmının mekân tuttukları bölgelerle bağlantısı meselesi akla gelmektedir. Elbette kadim Roma demek bugünkü İtalya demek değildir, lakin İtalyalılar tarihî kökleriyle övünebilmektedir. Bu övünç, yersiz değildir. Bunun gibi eski Gotlar ile bugünkü Almanlar da aynı ulus değildir, fakat onlar da Almanya’nın zengin tarihî geçmişinin bir parçasıdır. Çok uluslu zengin bir kültüre sahip eski Hindistan ile bugünkü Hint halkını tarihî süreçte kesintisiz gelişmesini sürdüren tek bir medeniyet olarak kabul etmek mümkündür.

BİZLERE DÜNYA HALKLARININ NASIL UYGAR OLDUKLARINI ANLATIYOR

Bu, tarihe doğru bakabilmenin sonucudur. Zira bu şekilde köklerimizi bilme, derinlemesine eğilerek millî tarihimizin karmaşık sorunlarını çözme imkânı doğmaktadır.

Kazakistan tarihi de parça-parça ele alındığında değil, ancak çağcıl bilim penceresinden bir bütün olarak bakıldığında anlaşılabilecektir. Bunun için gerekli dayanaklarımız da mevcuttur.

Birinci olarak, yaptıkları katkılar aşağıda ele alınacak ilk devlet örgütlenmelerin tamamı Kazakistan bölgesinde kurulmuş ve Kazak etnik kimliğinin başlıca unsurlarını meydana getirmiştir.

İkinci olarak, söz konusu ettiğimiz büyük kültürel başarılar dışarıdan getirilip önümüze hazır biçimde konmamıştır, bilakis bunların büyük kısmı bu uçsuz bucaksız ülkede medyana gelmiş, sonra da Batı’ya, Doğu’ya, Kuzey’e ve Güney’e yayılmıştır.

Üçüncü olarak, son yıllarda ele geçen tarihî buluntular, atalarımızın kendi devirlerindeki en gelişmişi ve en ileri teknolojik yeniliklerle doğrudan ilgili olduğunu ispat etmektedir. Bu buluntular, Büyük Bozkır’ın dünya tarihindeki yerine yeni bir bakış açısıyla bakma imkânı vermektedir.

Esasen bazı Kazak boy ve uyruklarının adları “Kazak” adından asırlarca önce mevcuttu. Bu da bizim millî tarihimizin köklerinin bugüne değin ifade edilen çağlardan çok öncelere dayandığını göstermektedir. Avrupai bakış açısı Sakalar, Hunlar gibi bugünkü Türk halklarının tarihî ataları sayılan etnik toplulukların, tarihî teşekkülümüzün ayrılmaz parçaları olduğu gerçeğini görmemize engel oldu.

ZAMANLA TÜRK TARİHİMİZİ YOK ETMEYE KALKMIŞLARDIR

Diğer yandan uzun yıllardan beri bu topraklarda yaşamaya gelen etnik unsurlar için de ortak bir Kazakistan tarihi kavramın varlığından söz etmek lazımdır. Bu, çeşitli etnik unsurların birçok büyük şahsiyeti vasıtasıyla kendi katkılarını yaptıkları bütün halkımızın ortak tarihidir.

Bugün tarihimize doğru ve dikkatli bakmamız gerek. Ancak herhangi bir tarihî vakayı yalnızca seçici ve toplu durumluk (konjonktürsel) açıdan değerlendirmek doğru değildir. Ak ile kara birbirinden ayrılmaz kavramlardır. Bunlar birleştikleri zaman kişilerin de toplumların da hayatlarına benzersiz renkler katarlar. Bizim tarihimizde acılı devirler ile üzücü olaylar, kanlı savaşlar ile çarpışmalar, toplum açısından tehlikeli sınavlar ile siyasi ovuşturma ve sürgünler az değildir. Bunları unutmaya hakkımız yok. Çok yönlü ve geniş tarihimizi doğru anlayarak olduğu gibi kabul etmemiz gerektir.

Biz başka ulusların rollerini küçülterek kendi büyüklüğümüzü göstermek çabasında değiliz. Tam tersine sağlam bilimlik belge ve bilgilere dayanarak dünya tarihindeki rolümüzü dikkatli ve doğru biçimde tespit etmek zorundayız.

Büyük Bozkır’ın yedi yüzü, yedi yönü üzerinde duralım.

I. ULUS TARİHİNDE MEKAN VE ZAMAN

Bizim ülkemiz birçok maddi kültürün unsurunun ortaya çıktığı toprak ve başladığı yerdir dersek mübalağa etmiş olmayız. Bugünkü toplumun vazgeçilmezleri hâline gelen birçok eşya, vaktiyle bizim ülkemizde icat edilmiştir. Büyük Bozkır’ı mekân tutan eski insanlar nice teknik şeyler icat etmişler, o vakte değin görülmemiş yeni araç ve gereçler yapmışlardır. Günümüzde insanoğlu, dünyanın dört köşesinde hâlâ kullanmaktadır. Eski yıllıklar, bugünkü Kazakların atalarının geniş Avrasya kıtasında siyasi ve iktisadi tarihin gidişatını defalarca kökünden değiştirdiğini ortaya koymaktadır.

1. ATA BİNME KÜLTÜRÜ

Ata binme kültürü ve at yetiştiriciliğinin yeryüzüne Büyük Bozkır’dan yayıldığını tarih belirtmektedir.

Ülkemizin kuzeyinde bulunan Bakır Çağı’na ait Botay adlı yerleşim yerinde yapılan kazı çalışmaları atın ilk kez bugünkü Kazakistan topraklarında evcilleştirildiğini göstermektedir.

Atı evcilleştirme sayesinde atalarımız kendi dönemlerinde tarifi imkânsız bir üstünlüğe sahip oldular. Atın evcilleştirilmesi dünya çapında ise tarım ve askerlik alanlarında olağanüstü bir devrimin önünü açtı.

Atın ehlîleştirilmesi ata binme kültürünün de temellerini attı. Tepeden tırnağa silahlanarak çıplak ata binmiş heybetli askerlerin kurduğu göçebe İmparatorlukları, tarih sahnesine çıktıları devrin simgesi hâline geldiler.

Bayrak taşıyan atlı asker tasviri, kahramanlar döneminin en tanınmış simgesi, aynı zamanda atlı askerlerin ortaya çıkmasıyla teşekkül eden göçebe dünyasının “kültürel Kodları’nın önemli bir unsurudur.

Motorlu taşıtların gücü günümüzde bile hâlâ atın gücüyle ölçülmektedir. Bu gelenek ise yeryüzüne çıplak atlıların hâkim olduğu büyük devre gösterilen hürmetin ifadesidir.

SAYIN NAZARBAYEV TÜRKLERİN GEÇMİŞİNİ GÜZEL ANLATIYOR

Dünyanın her yerine kadim Kazak topraklarından yayılan bu büyük teknolojik devrimin meyvesini insanoğlunun on dokuzuncu yüzyıla değin yediğini unutmamalıyız.

Bugünkü giyim tarzının temel bileşenlerinin kökleri, Bozkır Medeniyeti’nin ilk dönemlerine değin uzanmaktadır. Ata binme kültürü, atlı askerin derli toplu giyiniş tarzını doğurdu. At üstünde rahat ve kullanışlı olması için atalarımız ilk kez giyimi alt ve üst olmak üzere ikiye ayırdılar. Böylece malum pantolonun ilk örneği meydana çıktı.

Bu ise atlı kişilerin at üstüne hüner göstermesine ve çarpışırken rahat hareket etmesine imkân sağladı. Bozkırda yaşayan halk, deri, keçe, kendir, yün ve kenevir pantolon diktiler. Binlerce yıl geçmesine rağmen bu giysi türü hiç değişmedi. Kazı çalışmalarında bulunan eski pantolonların bugünkü pantolonlardan hiçbir farkı yoktur.

Yine bugünkü bütün çizme çeşitleri, göçebelerin ata binerken giydikleri yumuşak ökçeli uzun deri çizmenin “mirasçıları” olduğu açıktır.

At üstünde gezen göçebeler, atlarına erkin binmek ve onları istedikleri gibi denetlemek için yüksek eyer ile üzengiyi icat ettiler. Bu buluş ise binicinin at üstünde çakılı kazık gibi sağlam oturmasına, ayrıca elindeki silahını da kolay ve verimli kullanmasına imkân sağladı.

Atalarımız çapmakta olan atın üstünde iken yay kullanmayı olabildiğince geliştirdiler. Buna bağlı olarak bu silahın yapısı da değişmiş, gittikçe daha karmaşık, kullanışlı ve güçlü olmaya başlamıştır. Arkasına kuş tüyü takılan demir uçlu ok, çelik zırhı delen bir silah hâline gelmiştir.

Kazakistan bölgesinde yaşamış Türk boylarının icat ettiği diğer bir teknoloji ise kılıçtır. Bu kılıçların düz ve eğik ağızlı türleri vardı. Bu silah daha sonra en önemli ve yaygın savaş aracına dönüştü.

Süvariyi ve bindiği atı korumaya yarayan zırhı da ilk yapan bizim atalarımızdır. Avrasya göçebelerinin olağanüstü askerî gücü teknolojisi olarak kabul edilen tepeden tırnağa demir kuşanmış atlı asker böylece ortaya çıktı. Ateşli silah icat edilip herkesçe kullanılmaya başlayıncaya değin atlı askerliğin gelişmesi, M. Ö. birinci binyıl ile M. S. birinci binyıl arasında göçebelerin uzun dönem boyunca tarihte görülmemiş askerî üstünlüğü temin eden asker türü olan süvari birliğinin oluşmasına hizmet etti...

Devamı vardır…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.