Salih Levent Uğurlu

Salih Levent Uğurlu

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Dedikodu yönetimi

A+A-

Refika Hanım’ın kızı beş senedir atanamamış... İş yerindeki Mahir Bey üçüncü karısından da boşanmış… Ahmet’in düğününde burma burma bilezikler takılmış… Sibel’in kocasını bir kadınla kahve içerken görmüşler…

Refikalar, Ahmetler, Sibeller bitmez bizde… Dedikodusuz günümüz geçmez…

Dedikodu yapanların hayat amacı olmayan, basit kafa yapısına sahip basit insanlar olduğunu düşünürdüm eskiden. Ancak işinde gücünde, kariyerli insanların yaptığı öyle dedikodulara şahit oldum ki bu düşüncem zaman içinde değişti… Hatta eğitimli ve kariyerli insanlar bu konuda daha ilerideler bile diyebilirim. Milyon dolarlık plazalarda, en prestijli kurumlarda dönen entrikaları, dedikoduları görünce mahalle teyzelerinin yaptığı dedikodular bile daha masum geliyor insana…

Dedikodu maalesef içinde yaşadığımız toplumun bir parçasıdır. Günlük yaşam pratiklerimize öyle işlemiş ki çoğu zaman ayıplanmıyor bile artık. “Bana ne” deyip geçsen de kendini o dedikodunun içinde bulman an meselesi… Dolayısıyla dünyada her şeyi değiştiremeyeceğini anlama olgunluğuna erişmiş bir insan, en başta içinde yaşadığı toplumu doğrularıyla yanlışlarıyla olduğu gibi kabul etme evresine geçiyor ve bireysel hayatında bu dedikodu ağlarının nasıl dışında kalırım, nasıl en az zarar görürüm düşüncesinden hareketle kendine özgü savunmalar geliştirebiliyor… Sadece bireysel yaşamla ilgili değil kurumsal yaşamda da son dönemde kafa yorulan bir konudur bu… Yönetim ve örgüt teorilerinde, iletişim alanında söylenti ve dedikodu yönetimi üzerine ciddi ciddi makaleler yazılmaya başlandı. Tamamen ortadan kaldırmanın mümkün olmadığı bir şeyi hiç değilse kontrol altında tutmanın hatta olumsuz taraflarını kurumlar açısından olumluya çevirmenin yol ve yöntemleri üzerine metotlar geliştiriliyor.

Reşat Nuri Güntekin’in Değirmen romanını hepiniz bilirsiniz. Reşat Nuri, yıllar önce yazdığı her romanla yaşadığımız toplumun röntgenini çekip bize faydalanın diye sunar adeta… Bu romanda ise dedikodu ve söylenti yönetiminin temellerini atmış desek abartı olmaz. Hem de 1944 yılında…

Romanın konusu Birinci Dünya Savaşı öncesinde Sarıpınar ilçesinde geçer. İlçe zenginlerinden biri bağ evinde bir eğlence düzenler. Bu eğlenceye ilçe kaymakamını, belediye başkanını ve bürokratları davet eder. Güzel bir dansözün ortada göbek attığı sırada mal müdürü birden ayağa kalkar “deprem oluyor!” diye bağırır. Alkolün de etkisiyle ne olduğunu anlayamayan yöneticiler kendilerini sokağa atmaya çalışırken birbirini ezerler. Kiminin kafası kırılır, kiminin kolu… Hengameden en çok zararı ise kaymakam görür. Eğlencede yer alan belediye başkatibi sarhoş kafayla “büyük bir felaket yaşandı” diye İstanbul gazetelerine telgraf çeker. Ancak bu ufak deprem ilçenin çoğu yerinde hissedilmemiştir bile… Depremden zarar göre kişiler sadece eğlence esnasında kaçarken birbirlerini ezerek yaralayan kamu yöneticileridir. Ortalık karışmıştır… Konu padişaha kadar akseder. Hatta olayın dünya basınında yer almasıyla birçok ülke Sarıpınar ilçesine yardımda bulunur. Ancak depremde bir tuğla bile kırılmamıştır… Ne yapacağını bilemeyen yöneticiler başlarına büyük bir iş açtıklarının farkındadır. Çareyi halkla anlaşarak ilçede her yeri harabeye çevirmekte bulurlar. Ve sıfırdan bu fakir ilçeyi yıkıp yeniden inşa ederler. Sarıpınar ilçesi tarihinde hiç görmediği kadar maddi yardım görmüştür.

Romanı beyazperdeye aktaran yönetmen Atıf Yılmaz’ı da anmadan geçmek olmaz. Kaymakam rolünü üstlenen Şener Şen de yine oyunculuğun hakkını vermiş…

SAVCI SAYAN’IN YALANLADIĞI KULÜBE

Biliyorsunuz Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan’ın şu meşhur “Dedikodu Kulübesi” epey gündem olmuştu. Hatta Gazeteci İsmail Saymaz ile sert tartışmalar da yaşamıştı… Sayan’ın dikkat çekmek istediği konu önemliydi aslında... Çünkü kent yönetimlerinde özellikle taşrada dedikodu denilen illet iş verimini ciddi anlamda düşürüyor. Ancak sanırım kendini doğru anlatamadı. Doğru anlatamadığı gibi kendi projesinin arkasında da duramadı hatta projeyi yalanladı garip bir şekilde... Keşke projesinin arkasında durabilseydi ve meseleyi daha doğru anlatabilseydi. Ne oldu ne bitti anlamadık. Bir ara izah etse de öğrensek...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları