Ahmet Sandal

Ahmet Sandal

Yazar / Şair
Yazarın Tüm Yazıları >

Divan şairi Fuzuli’den hak ve aşk üzerine şiirler

A+A-

Pazarcık Havadis Gazetesi’ndeki 4 aydır devam eden ve manevi değerlerimizi, ahlak ve edep üzere yaşamış ve eser bırakmış tarihi şahsiyetlerimizi hatırlayıp da yad ettiğimiz bu yazı dizisinde bu hafta Şair Fuzulî’den şiirler takdim edeceğiz. Fuzulî’nin şiirlerinden örnekler vermeden önce hayatı hakkında ve eserleri hususunda kısa bilgiler sunacağız.

Önce Fuzulî’yi şair olarak tanıttım. Bu doğru mu, yanlış mı? Bilmiyorum. Fuzulî, kendisini bir şair olarak mı görürdü. Yoksa kendisini bir Hak Aşığı olarak mı görürdü? Yunus Emre’ye şair demek ne kadar doğrudur? Elbette, Fuzulî’ye de Şair demek belki de doğru olmasa gerekir. Belki de yazımızın başlığı “Hak Aşığı Fuzulî’den Hak ve Aşk Üzerine Şiirler” demek daha uygun ve daha doğru olurdu. Neyse, ben başlığa öyle yazmış olsam da, siz “Şair Fuzulî” denildiğinde “Hak Aşığı” anlayın. Ve Hak Aşığı olan bir Zat’ı düşünün.

Fuzulî’nin hayatı, eserleri ve şiirleri üzerinde durmadan önce, şu açıklamayı da önemli buluyorum: Fuzulî’nin iki manası vardır. Birincisi bizim bildiğimiz ve daha çok akla gelen mana, yani, “fuzuli, fazlalılık ve gereksiz” olmak manasıdır. İkincisi de “fazıl ve erdemli olmaktır.”  Esasında kim ne anlarsa anlasın, ben Fuzulî’yi düşündüğümde “yüreği engin, gönlü yüce ve kendisi şahsiyet olarak çok erdemli, ahlaklı bir insanı” tahayyül ediyorum. Fuzulî kendisini bu şekilde tanıtmakla (yani halkın düşüneceği tarzda fazlalık ve gereksizlik manasında tanıtmakla) esasında yüreğinin ne kadar engin ve alçak gönüllü olduğunu da ortaya koymaktadır. Allah (cc) kendisine rahmet eylesin.

Bu şekildeki bir giriş ve kısa açılamadan sonra, Şair Fuzulî’nin hayatı ve eserlerini size takdim edelim:

ahmet-sandal-006.jpg

 

Fuzuli (1495-1566)

Asıl adı Mehmet bin Süleyman olan bilinen adıyla Fuzûlî, 1483 yılında Hilla'da dünyaya geldi. 1556 yılında Kerbela ya da Bağdat'ta öldüğü bilinmektedir. Türk divan şairi olan Fuzûlî'nin Türk Bayat boyundan olduğu bilinmektedir. Fuzûlî'nin Türk şiirinde önemli bir yeri vardır. Şiirlerini Azeri Türkçesi ile yazmıştır. İranlı Hafız, Nesimi, Nevai, Necati gibi sanatçılardan etkilenmiş; Baki, Ruhi, Naili, Neşati, Nedim gibi sanatçıları da etkilemiştir. Bizim Toplumumuzda ve Divan Şiirinde Etkisi en fazla olan şairlerimizdendir. Lirik şiirde yeri ve önemi çok büyüktür.

Fuzuli’nin şiirlerinin ana özelliği aşktır. Aşk denildiğinde hem Hak ve hem de beşeri aşk akla gelir. Tabi ağırlık beşeri aşkmış gibi görünse de, gidişat hakiki aşka doğrudur. Aşk-ı mecazi’den aşk-ı hakiki’ye geçenlere selam olsun.

Fuzuli’nin Divanı’ndaki gazellerinin çoğunda aşk, ayrılık ve bu ayrılığın, verdiği acılar ve sevgilinin tasviri vardır. Onun şiirlerindeki âşık, çektiği çilelerden mutludur, şikayetçi değildir. Ona göre aşk varsa acı da vardır. Fuzuli’ye göre âşığın düştüğü hallerden dolayı halkın kınamasına katlanmak gerekir.  Fuzuli, şiirlerinde rind’lik konusuna da sıkça değinmiştir. Fuzulî dünya malına değer vermez, gözü ve gönlü tok bir hayatı tercih eder.  

Fuzuli divan edebiyatında gazelleri ile meşhurdur. Türkçeyi çok güzel ve çok özel kullanan bir Şairdir. Şiirlerinde aruz  ölçücünü kullanmıştır. Fuzulî öyle derin ve öyle usta bir Şairdir ki, “az sözle, nice nice şeyler söyleme başarmıştır.”

Fuzuli’nin şiirlerinde dini konular, Hz. Allah (cc) sevgisi, Hz. Peygamber (asm) muhabbeti büyük yer tutar.  Fuzuli dinine bağlı, ahlaki nitelikleri üstün bir insandır. Mutasavvıf bir şair değildir, ancak tasavvuf konularına şiirlerinde çok yer vermiştir.  

Fuzulî bilge bir insan ve erdemli bir şahsiyettir.

Fuzuli’nin Eserleri:

 1.Türkçe Divan: 40 civarında kaside, 300’den fazla gazel ve diğer nazım şekilleriyle yazılmış şiirler vardır.

2.Farsça Divan: Fuzuli, Hz. Ali (ra)  ve çocuklarını, daha çok Farsça Divanı’ındaki kasidelerinde övmüştür. Bu divandaki kıta, rubai, musammat gibi nazım şekilleriyle yazdığı Farsça şiirleri de kusursuz ve ahenkli şiirlerdir.

3. Leyla vü Mecnun: Türk edebiyatının en ünlü mesnevilerindendir. 3096 beyitten oluşmaktadır. Eser 1535 tarihinde tamamlanmıştır. Leyla ile Mecnun bir Arap hikâyesi olup  Kays bin Mülevvah adlı bir Arap şairin, aşk macerasının, halk hikayesi şeklini almasıyla ortaya çıkmıştır. Bu ortak konuyu ele alan şair Fuzuli, hikâyenin düzeninde ve olaylarda değişiklikler yaparak eserini yazmıştır. Fuzuli kendine has seslenişle ve eserde yer verdiği gazellerle Mecnun ile Leyla arasındaki aşkı çok içten ve çok hasbi bir şekilde anlatmıştır. Fuzuli bu eserinde Mecnun’un Leyla’ya karşı duyduğu beşeri aşkı ilahi aşka yükseltmiştir. Zaten, hikayenin en sonunda “Leyla’yı ararken buldum Mevla’yı” sözü en çok akıllarda kalmıştır.

Fuzulî’nin diğer eserleri

Beng ü Bade, Sakiname (Heft Cam), Hadis-i Erbain Tercümesi, Hadikatü’s Süeda, Türkçe Mektuplar, Rind ü Zahid, Sıhhat u Maraz, Muamma Risalesi, Matlau’l İtikad, Arapça Şiirler ve Enisü’l Kalb.

Fuzulî’nin şiirlerinden örnekler:

Su Kasidesi:

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su

Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su

Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su

Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su

Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su

Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n'ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su

Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su

(Su Kasidesi, Sevgili Peygamber Efendimiz’i (asm) anlatan muhteşem bir Naat olup yalnızca bir kısmına yukarıda yer verdik.)

 

Asıl Aşık Benim:

Mende Mecnûn'dan füzûn âşıklık isti'dâdı var
Âşık-i sâdık menem Mecnûn'un ancak adı var

 

Aşkı İstemek:

Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni
Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni

Az eyleme inayetini ehl-i dertten
Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni

Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni

Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni

Nahvet kılıp nasîb Fuzuli gibi bana
Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni

 

Beni Candan Usandırdı:

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı

Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı

Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

 

Aşka Sevdalanma:

Can verme sakın aşka aşk afeti candır
Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır

Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an
Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır

Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz
Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır

Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma
Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır

Aşk içre azap olduğu bilirem kim
Her kimseki aşıktır işi ahü figandır

Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin
Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır

Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var
Aldanmaki şair sözü elbette yalandır.

 

Yalnızlık:

Ne yanar kimse bana âteş-i dîlden özge.

Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı.

 

Evet, bu yazımızda bir divan şairine yer verdik ve sizlere hatırlattık. Yazımın başında belirttiğim hususu burada da belirtiyorum. Biz şair diye nitelendirdiğimiz birçok kişi esasında kendisini şair diye nitelendirmezler. Mevlana, Fuzulî, Yunus Emre ve benzeri şahsiyetler elbette şair değil, birer Hak Aşığıdırlar. Allah (cc) bizleri de şairlerden değil, Hak Aşıklarından eylesin. Amin.

Evet, Pazarcık Havadis Gazetesi’de 4 aydır devam eden ve her hafta bir manevi değerimizi, ilmi yönden rehber aldığımız bir şahşiyetimizi sizlere hatırlattığımız ve tanıttığımız bu yazı dizisinde bu hafta Fuzulî’yi tanıttık ve hatırlattık. Bundan önce de Yusuf Has Hacib, Platon, Nasreddin Hoca, Nurettin Topçu, Bediüzzaman Said Nursi,  Ulu Hakan Abdülhamid Han, Mevlana, “Yedi Güzel Adam”, Hafız Ali Efendi ve Mimar Sinan, Şeyh Edebali ile Osman Gazi ve Prof. Dr. İsmail Güvenç ve Geçmiş’ten Bugüne Pazarcıklı Şehidlerimiz anlatılmıştı.

Haydi hayırlısı.

Yazımızın en sonunda Fuzulî’nin şu seslenişine yer vermek istiyorum. “Aşk imiş her ne var âlemde, ilim bir kîl u kal imiş ancak.” Bu seslenişin açıklaması şudur. “Aşk var ya aşk, işte hayatın esası ve temeli odur. Bizim yaratılışımızın nedeni de sevgidir, aşktır. Yüce Rabbim (cc) Habibi Hazreti Muhammed’i (asm) sevdi de yarattı ve cümlemiz O’nun (asm) vesilesiyle bu Dünya’da bulunmaktayız. Sevgili Peygamber Efendimiz (asm) bu kainatın çekirdeği ve mihveri hükmündedir. Elhamdülillah.

Sevgi varsa güzellik vardır. Aşk varsa güzellik ve huzur vardır. Aşk varsa derinlik ve yoğunluk vardır. Yoksa her şey sathi, yüzeysel, basit ve boştur. İlim ve diğer tüm hususlar aşktan ve sevgiden sonra gelir. Biz en temelde ve en merkezde yer alan aşka talibiz ve onunla birlikte ancak hayat buluyoruz. Vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları