Ahmet Sandal

Ahmet Sandal

Yazar / Şair
Yazarın Tüm Yazıları >

Dost acı söyler, doğru söyler

A+A-

Yazıma iki soru ile başlıyorum.

Ve bu soruda sizi iki tercih ile baş başa bırakıyorum.

Size acı söyleyip de doğru söyleyeni mi dinler ve onunla birlikte hareket ederseniz? (Bu birinci yol, birinci tercihtir) Yoksa size yalan söyleyip de tatlı konuşanla birlikte hareket edersiniz? (Bu ikinci tercih ve ikinci yoldur)

Bir tarafta doğru var. Diğer tarafta yalan var.

Bir tarafta acı gerçekler var, diğer tarafta yalan rüyalar var.

Evet, bu iki sorunun aklımıza ve mantığımıza uygun tek bir makul cevabı vardır.

O da şudur: “Bana gerçekleri söyleyen, ancak acı konuşanları, hatta canımı acıtanları, ruhumu sızlatanları severim. Çünkü doğru ve gerçekleri ifade ediyorlar.”

Bu durumda birinci tercihi seçmişsiniz demektir. Bu yol selamet ve huzurdur.

Bana yalan sözler söyleyip de beni kısa süreli mutlu edenler ise beni ateşe ve uçuruma sürüklüyorlar. Bunların yaptığı çölde serap peşinde koşturmaktır. Kim ki serap peşinde koşar, sonu haraptır. Bu ikinci yoldur ve felakettir.

Ben kimseyi çölde serap ve hayal peşinde koşturmam. Ben gerçekleri ve doğruları söylerim. Beni dinleyenler birinci tercihi seçmişlerdir.

Şimdi bu tespirlerden sonra dost acı söyler, ancak doğru söyler babında bazı sözlerimiz olacaktır.

1- İslam çalışmayı emreder. İslam faydalı olmayı emreder. Yüce Rabbimiz (asm) Kur'an-ı Kerim'de (Necm suresi, 39) “insana ancak çalıştığının karşılığı vardır” buyurmaktadır. Sevgili Peygamber Efendimiz (asm) "iki günü birbirine eşit olan ziyandadır, aldanmıştır" diye bizleri ikaz eder. Başka bir hadis-i şerifte, "sizin en hayırlınız insanlara faydalı olanınızdır" buyrulmaktadır. Yine, "kıyamet kopmakta iken dahi, elinde bir ağaç fidanı olan varsa, onu diksin" hadisi-i şerifi de çoğumuzun bildiği bir hadistir.

Çalışmıyorsan, üretmiyorsan senden bir şey olmaz. Ancak ahkam kesersin ve seldeki bir su köpüğü kadar hükmün olur. Sel gider, köpük de uçup gider.

2- Kur'an-ı Kerim'de, Yahudiler en çok da, Peygamberlerinin emirlerini dinlemediklerinden, Peygamberlerine güçlük çıkartıp sık sık "Rabbine söyle bize şunu yapsın, Rabbine söyle bize şu nimetleri göndersin" şeklindeki rahatlığa düşkünlüklerinden ve Dünyaya tamah ettiklerinden dolayı yerilmekte ve tenkid edilmektedir.

İsmin Müslüman, ancak huyun Yahudi ise, senden bir şey olmaz. Yahudilere fikir olarak muhalif olurken, rahatlığı sevmekte, dünya malına düşkünlükte, hayata sımsıkı bağlanıp da dünyevileşmekte ve Peygamberimizin (asm) emrini dinlememekte onlara benzemiş olmuyor musun? Düşün bakalım.

3- Dünya markası kaç ürünümüz, Dünya çapında ünlü kaç Üniversitemiz, Dünya genelinde bilinen kaç bilim adamımız var? Dünyada kaçıncı büyük ekonomiye sahibiz? Bir Samsung, bir Mercedes, bir Microsoft, bir bilmem ne markasının bazı Ülkelerin bütçesinden daha fazla mali değere sahip olduğunu biliyor muyuz?

Bu sorular can sıkıcı değil mi? Gel gör ki bu sorular düşünmemizi gerektiren sorulardır. Dünya markası ürünler üretmek ve Yahudilerle baş etmek için ne yaptın bu güne kadar? Dünya markası ürünlerin bazıları belki de birçoğu Yahudilerindir. Hiç düşündün mü?
4- Geçmiş ile övünmenin de, dövünmenin de faydası yok. Tarihte çağ açmış çağ kapamış Ecdad ile her fırsatta övünmek ve tarihin altın sahifelerinde yer almış Atalarımızı göğsümüzü kabartarak gece-gündüz anlatmak güzel ve hoş bir şey de, "sen onlara layık olmak için ne yaptın" diye bir soru ile muhatap olmak da var. Bu soruya ne cevap vereceğiz? Bunu düşünmek gerekir.

Tarihle övünme, geçmişteki ecdad ile hamaset duyguları ile hava atma. Sen ne yaptın sen, bunu söyle.

5- Osmanlı’nın şanlı günlerinde diğergam, yani başkasını ve komşusunu düşünen bir toplum yapımız vardı. Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerinin, Edirne’de tebdil-i kıyafet çarşıda alışverişe çıktığında,  dükkan sahibinin “ben ilk siftahımı yaptım, sen yandaki komşu dükkandan alışveriş yap” diyerek, kanaatkâr bir davranış göstermesi ve çarşıdaki tüm esnafın aynı şekilde başka esnafları düşünerek hareket etmesi hafızlarımızda ve gönlümüzde ayrı bir yere sahiptir. Hatta bu şekildeki bir toplum yapısına sahip olduğumuzdan dolayı Yüce Rabbimize (cc) şükreden Ulu Hakan Fatih Sultan Mehmed’in “ben bu esnaf ve toplum ile değil, İstanbul’u Dünyayı dahi fethederim” dediği rivayet edilir.

Gel gör ki, günümüzün esnafı, “hep bana, hep bana” anlayışında ve ne kadar çok kazanırsam o kadar iyi olurum düşüncesindedir. Kanaatkâr olmak ruhumuzda artık yer tutmuyor, maalesef. Ahlaklı olmayı ve kanaatkar olmayı hiç düşündün mü?

6- Hz.Ali (r.a.), "insanlar senin ya dinde kardeşin ya da hilkatte eşindir” buyurmuştur. Bu sözden maksat, tüm insanlara iyi davranmak ve farklı dinlerden de olsa, herkes ile iyi geçinmektir.

Gel gör ki, Müslümanların birçoğu, ne birbirleriyle iyi geçiniyorlar, ne de başkalarıyla iyi geçiniyorlar. Hep kin, hep öfke ve hep menfeat bürümüş gözlerimizi. Allah (cc) bu halden bizleri kurtarsın da, Sahabe Asrındaki gibi Kardeşliğimiz tekrar pekişsin ve birbirimizi sevelim.

Kardeşliği pekiştirmek için ne yaptın? Yoksa hep kin ve öfke mi ektin? Bunu da düşün bakalım.

 7- İslam Âlimi Hz. Mevlana, "şefkat ve merhamette güneş gibi ol. Başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol. Hoşgörülülükte deniz gibi ol. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol" diyor.
Gel gör ki, günümüzde görülen manzara bunun nerdeyse yüzde yüz zıttıdır. Müslümanların birçoğu, "şefkat ve merhamette yalnız kendi önünü aydınlatan araba farı gibiler. Başkalarının kusurlarını açığa çıkartmada güneş gibiler. Hiddet ve asabiyette dipdiri bir dev gibiler. Kibir ve fiyaka atmada kabaran deniz dalgaları gibiler. Hoşgörülülükte ise küçük bir havuz gibiler. İşlerine nasıl geliyorsa öyle görünüyorlar."

Bu hususta hiç nefis muhasebesi yapıp da kendini eleştirdin mi hiç?

Evet, dost acı söyler, ancak gerçek söyler. Dost acı söyler, ancak doğru söyler.

Söylemesi bizden, dinlemesi sizden.

Vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları