İsmail Akgün

İsmail Akgün

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Dumanlı oda yahut neme lazımcılık

A+A-

Kanunî Sultan Süleyman, ihtişamının zirvesine çıkardığı Osmanlı Devleti’nin istikbâli (geleceği) hakkında endişelenir ve derin ilmiyle ünlenen çocukluk arkadaşı Yahya Efendi’ye;

“–Osmanoğulları’nın sonu nasıl olur? Bir gün olur da yıkılır mı?” şeklinde mektup gönderir.

Yahya Efendi şu anlamlı ve kısa cevabı yazar ve gönderir:

“–Neme lâzım Sultanım!”

Sultan bu cevabı tam anlayamadığı için bizzat yanına gider ve tekrar sorar. Yahya Efendi de bunun üzerine şöyle açıklar:

“–Sultanım! Bir devlette zulüm ve haksızlık yayılırsa, işitenler de “neme lâzım” deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yerse, bilenler bunu söylemeyip sussa, fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin feryadı göklere çıksa ve bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. İtaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve yıkılma da böylece kaçınılmaz hâle gelir…”

*****

Çalışma hayatında birçok insanın yaşadığı ancak, gün geçtikçe artarak devam eden Yahya Efendi’nin Kanuni’ye cevabı ile kayıtsızlık ya da neme lazımcılığın ne denli yıkımlara yol açabileceğini kıssadan hisse olması amacıyla ele aldım. Tarihimizde yaşanan bu olaya benzer “Dumanlı oda deneyi” ile sorunu çözüm önerilerimle birlikte sizlerle paylaşmak istiyorum.

ABD’de 1964 yılında 38 komşunun izleyip dinlediği ancak yardım ve polis çağırmadığı “Kitty Genovese cinayeti”, insanların dramı çaresizce büyülenerek izlediği diğer acil durumlardan çok farklı değildi. Acil olmayan durumlarda yardım etmeye bu kadar istekli olan insanlar neden acil durumlarda yardım etmezler? Bir bekleme odasında otururken duvardaki bir havalandırma deliğinden duman çıkmaya başlasaydı ne yapardınız? 

1969 yılında John Darley ve Bibb Latané tarafından yürütülen ünlü bir deneyde, Columbia Üniversitesi öğrencileri kentsel yaşamın sorunları hakkındaki görüşlerini paylaşmaya davet edilir. Katılmak isteyenlerle görüşmeye başlamadan önce doldurulacak bazı formlar olması nedeniyle bekleme odasına gitmeleri istenir. Formları doldururken, duvardaki küçük bir havalandırma deliğinden odaya duman girmeye başlar. Dört dakikanın sonunda odanın içine dolan duman görüşü ve nefes almayı zorlaştırmaya başlar.

Darley ve Latané, öğrencilerin bu dumana iki farklı şekilde nasıl tepki verdiklerini incelediler. İlk durumda öğrenciler yalnızdı. Durum bu olduğunda, dumanı daha yakından araştırdılar ve sonra birisine anlatmak için koridora çıktılar (yönlendirme yoktu). Ancak ikinci durumda öğrenciler odada araştırmacılarla anlaşmalı çalışan iki veya üç kişi ile birlikte bulunuyorlardı. Rolleri gereği anlaşmalı öğrencilerin dumana tepki vermemeleri istenmişti. Anlaşmalı öğrenciler araştırmacıların talimatına uydular. Diğer kişiler odaya dolan dumana kısa bir süre bakıp ne yapılması gerektiğini sordular. Anlaşmalı kişiler omuzlarını silkerek "bilmiyorum" deyip umursamaz bir şekilde formları doldurmaya devam ettiler.  Bu ortamda, Darley ve Latané'ye göre, "on kişiden sadece biri dumanı bildirdi. Diğer dokuz denek, oda dumanla dolarken dumanları yüzlerinden uzaklaştırarak altı dakika boyunca bekleme odasında inatla anketleri doldurmaya devam ettiler.  Öksürdüler, gözlerini ovuşturdular ve pencereyi açtılar ama dumanı rapor etmediler " (Latané, B. ve Darley, JM (1969). Seyirci "kayıtsızlık". Amerikalı Bilim Adamı, 57 (2), 244-268).

Bu deney; grup davranışlarının, birey davranışlarının üstündeki etkileri konusunda oldukça aydınlatıcı bir deneydir. “Dumanlı oda deneyi” benzeri sorunlar için de uygulanabilmektedir. Toplumsal hayat ile çalışma hayatında benzer durumlarla sıkça karşılaşılmaktadır. Çarşı-pazarda dövülen kadınlar, kamu malına verilen zararlar, işyerlerinde baskıya/mobbinge maruz bırakılmış ötekiler (!), bulundukları makam-mevkiide “ibrikçi başı” gibi davranmaktan başka bir işe yaramayan kimi yöneticiler ile bitmez-tükenmez benciller karşısında seyirci olmak dışında bir şey yapmayan nice insanlar, örneklerden bazılarıdır.

Mobbing mağdurlarının en büyük sorunlarından biri olan ispat sorunu da bu kayıtsızlıklardan kaynaklandığını yaşanan birçok olgudan anlıyor ve görüyoruz.  Neme lazımcılık, sorunu derinleştirerek çözümsüz kılmaktadır. Tepki verilmeyince zorbalar kendilerini haklı görmeye başlıyor ve zulümlerini katlayarak devam ettiriyorlar. İspat için bilgi, belge ve özellikle şahitlik konusunun önemini “Mobbingte Şahitlik ve İspat Sorunu” makalemde genişçe yazmıştım (AKGÜN, İ. Mobbingte Şahitlik ve İspat Sorunu. MEYAD Akademi, 1(2), 135-164).

Kamu ya da özel sektörde yaşanılan sorunların önlenmesi ve çözüm bulunması için ilgili mercilere yapılan şikâyet sonucu ilgili makamlarca araştırmacı, muhakkik veya müfettiş diye adlandırılan kişiler görevlendirilmektedir. Bu görevlilerin güçlü olan tarafla ilgili yapılacak işlemlerde “dumanlı oda” deneyinde olduğu gibi güç ve güçlüden yana taraf olarak davranan seyircileri duymuş ya da şahit olmuşuzdur. Bu seyirciler güçsüzlere karşı ise, çoğunlukla olaylara “seyirci olmak ya da neme lazımcı” bir tutum sergileyebilmektedirler. Bu şekilde davranarak “adalet” ilkesinin ayaklar altına alınmasına yol açmak, insan ve insanlık için ne büyük acı!

Neme lazımcılığı azaltmak için soruşturma yetkilisinin görüşme ve araştırmalarını büyük bir gizlilik içinde yürütmesi şarttır. Çabalara rağmen bilgi verilmeyip neme lazımcı davranmaya devam edilmesi durumunda ne yazık ki adil ve iyi niyetli de olsa müfettişin ya da mahkemenin yapabileceği bir şey olmayabiliyor. Olan mobbing mağduruna olduğu/olacağı unutulmamalıdır. Bu durumda vebal; mobbing yapan kadar, gördüğü ve bildiği halde kayıtsız duran kişilerin de omuzlarında olacağı unutulmamalıdır.

Güçlünün baskıları dört maymun hikâyesini bozuk plak gibi tekrar ettirmektedir; “bilmiyorum, duymadım, görmedim, biliyorum ama bizden ya da korkuyorum.” Bunun sonucunda yaşanan acılar adaleti ayaklar altına almaya devam etmektedir. Mobbinge maruz kalan işverenin iş kayıpları, yönetici ve çalışanların acıları yasal boşluklar nedeniyle her geçen gün derinleşerek devam etmektedir. Çalışma hayatının bu açmazlarını bile ele aldığımızda müstakil bir mobbing yasasına ihtiyaç olduğuna hak verilecektir. Zorbalık kimsenin yanına kar kalmamalı, zorbalardan dolayı gözlerdeki ve daha da önemlisi yüreklerdeki yangınlar söndürülmelidir.

Yaradılış gereği insan, kendi kendine yeten bir varlık değildir. Hemen her konuda başka bir insana hatta canlıya ihtiyaç duymaktadır. “Eden bulur” sözünü hatırlatarak edebiyatçı, yazar Seçil Oğuz’un “…insan insana lazımdır ama insan insana” sözü sizce etrafımızda olup bitenlere “seyirci olan ya da neme lazımcı” davrananları kendine getirmeye yetebilir mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları