Cemal Kayı

Cemal Kayı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Dünya insanıyla güzel, insanıyla yaşanılası

A+A-

Günlerdir evde kapalıyım. Yaşantım alt üst oldu. Alışkanlıklarımı, önceliklerimi yitirdim. Uykularımda huzursuz, dokunuşlarımda şüpheliyim. Gözle görünmeyen hatta mikroskop altında bile zor fark edilen bir düşman saldırısına karşı savunmadayım. Savunma saldırıya göre “PASİF “ bir direniştir. Düşman, yüzlerce binlerce milyonlarca… Kalleşçe saldırıyor… Nereden, ne zaman nasıl saldıracağını bilmiyorum. Bazen cüzdanımdaki bozuk paralarda, bazen açmak için elimle tuttuğum evimin dış kapısının kolunda, belki de pazar poşetinin kulpunda, bilemiyorum! Tutunduğum merdiven trabzanlarında, yanımdan geçen adamın sigara dumanında, belki de metroda yüzüme karşı hapşıran adamın tükürüğünde… Zaten, “GICIK” aldım meymenetsizin bacaklarını açarak oturuşundan…

Evde kalıp dışarıyla tamamen ilişkiyi kesmekte mümkün değil. Öyle ya, insanım. Elbette gereksinmelerim olacak. Markete gideceğim, bankaya gideceğim… Günlerdir yıkayamadığım arabam kir pas içinde. Pencereden baktım, çok üzüldüm, bir köşede boynu bükük, Büyükada’ya bırakılmış fayton atı gibi, süzülüp çökmüş gözü toprakta, terkedilmişliğinin ayrımında gördüm…

Tüm dünyam; evim, telefonum, bilgisayarım, televizyonum oldu… İşe gidemiyorum, güzel Ellen’i görememenin acısı da yüreğimi sızlatıp burkuyor… “BAŞANGI” haşarı çocuklar gibiyim, o odadan bu odaya, o pencereden bu pencereye koşuyorum. Bunalıyor, sanki ceketim üstüme dar geliyor da fırlatıp atmak rahatlamak istiyorum. Kulübeye kapatılmış “KÖPEK ENİĞİ” gibi, odalarda sinileyerek, inleyerek dolaşıp bilinçsizce kapıları tırmalıyorum… Hani ayakkabılarınız ayaklarınızı sıkarya, işte öyle bir işkence!

Karantina nedeniyle boş durmayan hanım, İnternetten “Evde maske yapmayı” öğrendi. Önce büyüklü küçüklü makasları, renkli iplikleri, büyüklü küçüklü iğnelerle birlikte benim en sevdiğim sarı renkli “SİMPSON” fotoğraflı tişörtümü masanın bir köşesine yığdı. Mühendisliğe giden oğlanın koskoca T cetvelini de yanına aldı ölçüp biçiyor, arada sırada masanın karşısından elleriyle kaldırdığı bez parçasını geriden ağız hizama tutuyor, bir tarafı kaldırırken öbür tarafı indiriyor, başını sağa sola eğip bükerken dilini de aynı oranda ağzının kenarından dışarı çıkarıyor. Bazı yerlerini beğenmemiş olmalı ki bez parçasını sonra tekrar masanın üzerine yatırıyor, bir taraftan biraz daha keserken, öbür tarafa biraz daha ekliyor.

Mutlaka dışarı çıkmalıyım evde durdukça birbirimizden gıcık alıyoruz. Hanım hareketlerime daha fazla karışır oldu. Bunca yıllık evliyiz birbirimizin katlanılmaz bazı huylarını yeni yeni keşfediyoruz! Zil çalıyor kapıyı açıyorum, hemen ellerimi yıkamamı söylüyor. Burnum kaşınıyor, ta oturduğu koltuktan, “Elini yıkamadan burnunu kaşıma!” diye bağırıyor… Evde rahatça yürümek, uzanıp yatmak, zeytini elle almak, ekmeğe ellemek artık haram oldu. Zeybek oynar gibiyim. Sağ ayağımı kaldırıp sol ayağımla basacak yer ararken, dengem bozulup sallanıyor, düşmemek için aceleyle bu sefer sol ayağımı orantısızca yere basıp, ellerimi havaya kaldırarak tutunacak yer arıyorum…

Hanım evde, bizimle kalan küçük oğlanla birlikte bizden ayrı yaşayan koca koca oğlanlar ve hanımları için de maskeler yaptı. Yaptığı maskeleri vermek için sabahın köründe hepsini eve kahvaltıya çağırdı… Börekler, çörekler yapıldı. Almanlar yedirmeyi değil de yemeyi çok severler. Bizim gelinler de; “Schmeck sehr gut Mami, Schmeck sehr gut Mami” (Tadı çok güzel anacığım) diye diye her zamanki gibi yediler içtiler... Herkesin maskesi dağıtıldı. Hanımın benim “SİMPSON” resimli tişörtümden keserek yaptığı maske çok şükür ki bana düştü. Önünde dikilip başımı eğmemi söyleyerek at’a torba takar gibi büyük bir ehemmiyetle lastiklerini kulaklarımın arkasından geçirerek ağzım ile burnumu kapattı. Biraz büyük olması nedeniyle at torbası gibi sarkmasına rağmen, pamuklu kumaştan yaptığı için daha rahat nefes alabileceğimi söyleyip, hatasını bastırdı…

Evin merdivenlerinden yüzüm maskeli, ellerim eldivenli yeni “İMAJ”ımla inerken, “KAKALAK” ilaçlamaya giden belediye görevlilerine benziyordum. Merdivenlerde karşılaştığım Alman komşu, yeni imajımdan ürkmüş olacak ki kendini bir tarafa atarken havlayarak üstüme atlayan köpeğini zor zaptetti.

Kagran’a geldim. “KAGRAN” Viyana’nın en büyük alış veriş merkezidir. Geriden bakıyorum kuzey tarafa bakan normal zamanlarda ancak insanların birbirine sürtünerek girebildiği giriş kapısı bomboş. Ara sıra tek tük insanları görüyorum birbirinden kaçarcasına yana sıçrayıp yol veren… İçeride ilk girişteki Koskoca alan terkedilmiş, tezgahlar sanki alelacele zabıtadan kaçan işportacı tezgahı gibi toplanmış…Sadece gıda maddesi ile temizlik maddesi satan marketler açık. Müşteriler tek tük. Bir savaş sonrası, bir göç sonrası gibi, sessiz hüzünlü kasvetli… Üst cam tavandan ara sıra sızan güneş ışıkları da adeta leke bırakıyor gibi parça parça ışık bırakmış tozlu zemin üzerine… Beş yüz Avroluk, bin Avroluk, elbiselerin, paltoların, parkaların, ayakkabıların, çantaların ünlü markaların satıldığı mağazanın önünden geçiyorum. Kapılar kilitli, kepenkler çekilmiş. Vitrinde bırakılmış birkaç parça giysinin albenisi gitmiş, renkleri solmuş, görünüşü donuk…

Alışveriş merkezinin bu bölümünde de sadece Tabak açık. (Tekel maddeleriyle, Loto-Toto nun yatırıldığı, ufak tefek kırtasiyelerin satıldığı dükkan) Önünden geçiyorum içerde müşteri yok! Lokantalar, dondurmacılar, çikolatacılar kafeler kapalı. Sandalyeleri, masaların üzerine toplanmış, üstlerindeki iğreti örtülerle suskun, durgun… Şimdi üçbin, beşbin, altmışbeşbin Avroluk saatler satan dükkanların önündeyim. Kepenkler karşımda bir sur gibi soğuk, düşmanca… Vitrinlerde rastgele bırakılmış saatlerin çekiciliği ışıltısı, görkemi kaybolmuş, saatlerde zaman durmuş… O güzel kokulu satıcı kızlar, kokularını da alıp gitmişler…

Yukarda tavan camında yiyecek bulmak için uçuşan güvercinlerin cama yansıyan gölgelerini görüyorum sadece… Ağlamak istiyorum. Dudaklarımdan “Kul Himmet”’e ait olup, “Ali Ekber Çiçek”in söylediği türkünün sözleri dökülüyor…

Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün

Dünya kadar malın olsa ne fayda

Söyleyen dillerin söylemez olur

Bülbül gibi dilin olsa ne fayda

Sen söylersin söz içinde sözün var

Çalarsın çırparsın oğlun kızın var

Şu dünyada üç beş arşın bezin var

Tüm bedesten senin olsa ne fayda

Kul Himmet üstadım gelse otursa

Hakkın kelamını dile getirse

Dünya benim diye zapta geçirse

Karun kadar malın olsa ne fayda

Şimdi, kırk dokuzbin dokuzyüz doksanbeş Dolarlık Hermes, Chanel, Car Soe, Lonchamp vb. marka çantaların, altmışbeşbin Avroluk saatlerin satıldığı dükkanlar müşterisiz, sahipsiz. Soğuk renkli çelikten kepenkleri kapalı görüyorum. Yüz, ikiyüz bin Avroluk arabaların satıldığı araba galerisi de tozlanmış arabalarıyla karşımda… Kendimi “Star Wars” dizisinin film Platolarında sanıyorum. İnsan yüzü, insan nefesi arıyorum. Artık ceberrut, asık suratlı, itici insanlara bile tahammül edebilirim… İnsan sıcaklığı insan dokunuşu, el ele tutuşmalar arıyorum. Dokunmasanız da hissettiğiniz, konuşmasanız da sevebileceğiniz, şaka yapabileceğiniz göz göze gelip gülümseyebileceğiniz insan sıcaklığı, bir insan dokunuşu, bir temas arıyorum. Metroda karşımda bacaklarını açarak oturup yüzüme karşı hapşıran meymenetsiz dediğim adama bile katlanabilirim konuşmak için… Şimdi tüm buralar benim olsa, tüm bu giysiler saatler arabalar, hatta ve hatta beşyüzmilyon dolarlık uçan saraylar, yüzlerce süper lüks arabalar, yazlık saraylar, kışlık saraylar. Yetmedi Osmanlı mirası sarayların hepsi benim olsa neye yarar ki… İçinde, yanımda insan, insan sıcaklığı, insan nefesi olmadıktan sonra…

İnsanın, insanlığın Dünyanın sonu böyle mi olmalı! Her ülkede, her coğrafyada her bölgede yakınımızda uzağımızda  “KORONA VİRÜS” can almaya devam ediyor. Her saat, her dakika, her saniye tanıyıp tanımayalım bir yaşam kayboluyor. Doktorların ellerini tuttukları bir hayatın yok oluşunu anlatırken duydukları hüznü, yaşadıkları çaresizliği, belki de bu normal olmayan ölümde bir gün sıranın bize de gelebileceğini düşünmek istemiyoruz… Tabutların, “CODVİD 19” damgalı dini vecibesiz, sandukalar içinde sadece görevlilerce defnedilmesi de mi hırslarımızı söndürüp bizleri korkutmuyor. Neden bu bize halâ bir ders olmuyor… Neden halâ insanları ayrıştırıp, bizden, bizden değil diye ötekileştirirken diğer belediyelerin yardımlarını engelliyoruz?

HAYATTA KALMAK İÇİN, “CORONA “ SONRASI DEĞİŞİMİ GÖRMEK İÇİN; SAĞLIK KURALLARINA, KARANTİNA KOŞULLARINA LÜTFEN UYALIM Kİ…YAŞAYALIM!!!!

UNUTMAYALIM: “DÜNYA İNSANIYLA GÜZEL, İNSANIYLA YAŞANILASI “

Saygılarımla…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları