Cemal Kayı

Cemal Kayı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Ekmek

A+A-

“İçimde bir sıkıntı var

Gitsin diyom gitmiyor ki

Beş nüfusa bir tek ekmek

Yetsin diyom yetmiyor ki”

 

Lise son sınıftayız, okulun son günleri, dersler kesik, kitaplar çantada, kıravatlar rastgele dürülüp ceplere sokuşturulmuş… Tüm sınıf, hepimiz kendimizi bir günde sanki o gün, büyümüş gibi hissediyoruz.  O gün biraz daha kendi başımıza buyruk, biraz daha lakayt, biraz daha ukalâyız… Her erkek, okuldaki kızlara ya da kız arkadaşına kendini sözlerle, hareketlerle, kurlarla gösterme çabasında. Öğretmenin sınıfa girdiğinde sanki bir angaryaymış gibi söylenerek ayağa kalkıyoruz her kafadan bir ses! Ricamız karşılığında öğretmen ders yapmayacağını ancak;  “Sesi güzel olanların şarkı ya da türkü söylemesini” şart koşuyor.

Kimimiz; “Sevemedim kara gözlüm seni doyunca “kimimiz; “İkimiz bir fidanın güller açan dalıyız” derken, söylediğimiz şarkıda kendimizi buluyoruz. “Sıra, arkadaşımız Erzurum’dan şehrimize göç etmiş Kadem’e geliyor. Kadem;

“İçimde bir sıkıntı var

Gitsin diyom gitmiyor ki

Beş nüfusa bir tek ekmek

Yetsin diyom yetmiyor ki” diyor.

Utanıyoruz… Türkünün bittiğinde başlayan uğultu yerini sessizliğe bırakıyor, sınıftan çıt çıkmıyor, hepimizin başı yere eğik. O güne kadar aramızda olup, sessizce oturan Kadem’i yeni fark etmiş gibiyiz. Tüm bedenlerimizi saran suçluluk duygusu insani hislerimizi zorluyor. Yoksul olmak oynayıp gülmeye, kızlarla konuşmaya, yaramaz olmaya da mı engel? Kadem adeta bizlere  ders veriyor, bize ekmeğin kıymetini, ekmeksiz kalmanın nasıl bir duygu olduğunu, yoksulluğun, çaresizliğin ne olduğunu, ailesine ekmek yetiştiremeyen bir babanın hüznünü aktarıyor yanık sesiyle söylediği türküde… Kadem ve ailesi bulundukları yere tutunma çabasında… Tarlaları,  bahçeleri çarşıda dükkanları yok…

“Omuz emeği ile geçiniyoruz, okulun tatil olduğu günlerde ben de babamla beraber inşaatlarda çalışıyorum” diyor.

Kavga hep ekmek kavgası, ekmek kavgasını verenler hep yoksullar. Kademin deyişiyle “Omuz emeği ile geçinenler” ekmek için gurbete gidilmiş, ekmek için meşakkate, ekmek için zulme katlanılıp sineye çekilmiş, ekmek için muhannete muhtaç olunmuş… Türkülerde, şarkılarda ağıtlarda dile  getirilmiş…Ekmek kavgası insanımızın yazgısı gibi olmuş…

Anadolu topraklarında ekmeğin tarihi, topraklarımızda bulunan bir buluntudan anlaşıldığına göre dokuz bin yıl öncesine kadar dayanıyor. Topraklarımızda buğday ekimi “HİTİT”lerle başlamış, zengin Hitit mutfağında yüz elli den fazla ekmek çeşidi yapıldığını yapılan arkeolojik kazılardan öğrenmiş bulunmaktayız. Bugün severek yediğimiz “LAVAŞ EKMEĞİ” dahil bir çok ekmek çeşidinin de mutfağımıza Hitit mutfağından geldiği belgelerle kanıtlanmış bulunmaktadır…

Ancak, Ürdün topraklarında bulunan “Siyah Çöl” denilen bölgedeki arkeolojik alanlarda yapılan son kazılar, ekmek tarihinin başlangıcının daha önceye, on iki bin yıl öncesine kadar gittiği gene arkeolojik kazılarda açığa çıkarılmıştır.

Ekmek toplumumuzda kutsal olup, “NİMET” kabul edilir, öpülür yükseğe konulur… Cahit Sıtkı Tarancı,  şiirinde sevgilisini ekmekle eşleştirir ve der ki;

Desem ki sen benim için,

Hava kadar lâzım

Ekmek kadar mübarek

Su gibi aziz bir şeysin;

Nimettensin, nimettensin!

Ekmek, Türk dünyasında hep kutsal sayılıp, büyük önem addeder. Sofralarımızın vazgeçilmezi olan ekmek hem inancın hem de geleneklerin bir gereği olarak hep “ANA YİYECEK” olarak görülmüştür. Yeminler; “EKMEK ÜSTÜNE, KURAN ÜSTÜNE”dir. “EKMEK KURAN ÇARPSIN” diye edilir. Ekmek, Atasözlerimize, deyimlerimize yerleşmiştir;

“Ekmek aslanın ağzında”, “Ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmek te üste ver”, “Ekmeğin büyüğü hamurun çoğundan olur” , “Ekmekle oynayanın ekmeğiyle oynarlar” gibi sayılarını çoğaltabileceğimiz Atasözlerimize;

“Ekmek çıkarmak”, “Ekmek çıkmak”, “Ekmek düşmanı”, “Ekmek elden su gölden”, “Ekmek kapısı”, “Ekmek teknesi”, “Ekmek yemek”, “Ekmeğinden etmek”, “ekmeğine göz koymak”, “Ekmeğine kan doğramak” gibi gene çoğaltabileceğimiz onlarca deyimlerimiz vardır.

Eski Mısır’da ekmek o kadar önemliymiş ki, ölenlerin mezarlarına bir parça ekmek konurken, işçilerin yevmiyeleri, “EKMEK” olarak ya da “BİRA” olarak ödeniyormuş. Piramitleri yapan işçiler yevmiyelerini ekmek ya da bira olarak alırlar, maddi durumları da o günkü aldıkları ekmek veya bira sayısıyla ölçülürmüş…

Ne kadar ilginçtir ki,  geçmişte zengin ve Aristokratlar “Beyaz ekmek” yerken alt sınıflar siyah ekmek, çavdar ve yulaf ekmeği ile karınlarını doyurmaya çalışmışlar. Bugün durum tersine dönmüş kepekli ve siyah ekmek çeşitlerinin hem daha yararlı, hem de sindiriminin daha kolay olduğu bilimsel olarak kanıtlandığından siyah, çavdar ve yulaf ekmeği tercih edilir duruma gelmiş bulunmaktadır…

Ekmek kutsaldır, ekmek rızıktır, toplumumuzda ana yemek gibidir. Ekmek buğdaydan, çavdardan, yulaftan, mısırdan yapılır. Buğday, yulaf çavdar, mısır arpa tarlalarda yetişir, tarlalar ise rızık kapısıdır. Tarlalara ekilen tahıl yeşerir, yeşil altın olur biçilip değirmenlerde öğütülür. Öğütülen tahıl un olur, un somun olur, kömbe olur, yufka olur bazlama olur, gözleme olur, baklava olur, kurabiye olur, sofralara gelir, yemekle yenilir, çayın, kahvenin yanında  dost sohbetlerinde görünümüyle gözleri, kokusuyla gönülleri doldurur…

2002 yılına kadar dünyada kendi kendine yeten yedi ülke arasında olan Türkiye’de kasıtlı olarak “mazot, gübre, ilaç gibi; tarım girdi fiyatları yüksek tutulmuş” çiftçinin tarımdan vazgeçmesinin önü açılmış, ihtiyacı karşılamak ve bir grup yandaşa para kazandırmak uğruna  buğdaydan samana kadar her türlü tarım ürününün ithali yoluna gidilerek bu günlere gelinmiştir.

Bugün Anadolu’da, Trakya’da milyarlarca dönüm arazi ekilememekte atıl şekilde “ANIZ”a  bırakılmaktadır. Dış ve iç borç batağında bocalayan hükümet sanal gündemler yaratarak kamuoyunu meşgul etmekte borcu borçla kapatmak için bile borç bulamamaktadır.

Şu anda ürünlerdeki rekor fiyat artışları, enflasyonu körüklerken döviz fiyatlarındaki artışlar buğday dahil her türlü ürün ithalatını zorlar duruma gelmiştir.

“Köyden köye yolculuk yapan Kürt vatandaş yolculuğu esnasında yol kenarında birisinin yattığını görür. Kontrol eder, adam ölmüştür. Ölen adamın ceket ceplerini yokladığında cebinin birisinde bir parça ekmek diğerinde ise bir baş soğan bulur; “Lo, bunun ekmeği var soğanı var, acep niye ölmüştür!”der.

“Tüketici Hakları Koruma Derneği” 2018 raporuna göre Türkiye’de, 16 milyon insan açlık sınırının altında, 38 milyon insan ise yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. On sekiz yılın sonunda, Türkiye gibi hububatta üretim fazlası veren bir ülkeden “ASKIDA EKMEK” durumuna gelmiş bulunmaktayız. Çocuklar yatağa aç girmekte, analar babalar çöp konteynerinde ekmek aramaktadırlar. Askıda ekmek kampanyasını öneren birisi ise, Türkiye’de insanları ekmeğe muhtaç eden; “BOP” eş başkanına her türlü desteği sürdürmektedir!

Atasözümüzde belirtildiği gibi, “ekmekle oynayanın ekmeğiyle oynarlar!”

Saygılarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları