Eflatun Neimetzade

Eflatun Neimetzade

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Elmar’la Eşi Svetlana’yı Barıştırdım (4. Yazı)

A+A-

(Evveli 6 Ekim sayımızda)

-Lütfen, Svetlana, kalkın ve banyoya gidin. Yüzünüzü yıkayın ve bize bir kahve hazırlayın. Bu adamın dersini şimdi vereceğim. Lütfen kalkın…-Beklenmedik bir hareket yaptı Svetlana. Aniden bana sarıldı ve yüksek sesle ağlamağa devam etti. Ben onun sırtını okşadım, şefkat gösterdim. –Lütfen, Svetlana, sakin olun… Evet, o delidir, ahmaktır… Onunla şimdi çok ciddi konuşacağım. Lütfen, sakin olun ve beni dinleyin…-Onun hıçkırıkları azalıyordu. Başını kaldırdım, yüzüne baktım… Aman Allahım… Kadının yüzü gerçekten şişmiş ve burnundan kan akıyordu… Hemen onu yatağın kenarına bıraktım ve mendiliyle burnundan akan kanı temizledim… -Lütfen hareket etme, sakin otur. Temiz mendilin var mı? – Arkadan, yastığın altından mendili çıkardı ve bana uzattı. Aldım ve onun burnundaki kanı temizledim ve Salona doğru hızla yürüdüm. Elmar elindeki sigarayı sinesine çekiyordu:

-Bana bak, bu da nedir yapıyorsun? Kadın kanlar içinde… Bu erkelik değil, tam deliliktir. Sen, Elmar, hastasın. Pırlanta gibi gencecik Hanıma sebep olmadan el uzatıyorsun. Kardeşimsin, ama senin yerine utanıyorum. Elmar, yaptıklarından utanmıyor musun? Seni kardeş gibi sileceğim, inan ve Hanımı da alıp annesine götürürüm. Sana son sözüm olsun… -Elmar elimdeki kanlı mendili aldı ve hemen yatak odasına yürüdü. Ben onun önünü kestim. – Bırak Eflatun, kardeşimsin. Doğru dedin, ben deliyim, ben alçağın tekiyim… -Aniden Svetlana’nın önünde diz çöktü, her iki ayaklarını kucakladı ve yüksekten ağlamaya başladı:

-Vur beni, Svetlana, yarala beni, lütfen… Ben deliyim, ahmağım… Sen benim kalbimsin, sevgilimsin, vefalı eşimsin. Lütfen beni affet, lütfen, ne olur! Vur beni, öldür beni… Sensiz kalamam, yaşayamam… Seni çok seviyorum. Ama bana bir şeyler oluyor, gözlerim karalıyor ve ne yaptığımın farkında değilim, lütfen… Al beni götür Hastaneye, lütfen. Ben gerçekten hastayım, aşkım. Sana tokat attım, ama neden? Hala da bunu idrak edemiyorum, aşkım. Vur, vur öldür beni, ama beni affet, lütfen. Sen benim ilk aşkımsın, canımsın, bircicik kızımın annesisin. Neden bunu yaptım, anlayamıyorum. İnan buna aşkım…- Elmar,  Svetlana’nın ayaklarını sımsıkı kucaklamış ağlıyordu…

Aniden Svetlana da diz çöktü ve Elmar’ı ağlaya-ağlaya, sımsıkı kucakladı. Her ikisi biri-birine sarıldılar ve yüksek sesle ağlamaya başladılar… Bir-birlerini çocuklar gibi öpüyorlardı ve hıçkırıklarla ağlıyorlardı… Bu sahneyi izlerken gözlerim sulandı, kendimi tuhaf his ettim. Salona doğru adımladım ve her onları baş-başa bıraktım. Cebimden mendilimi çıkardım, akan gözyaşlarımı temizledim…

GERÇEK ÂŞIKLARIN DOĞAL GÖZYAŞLARI…

Evet, onları barıştırmama sevindim. Gerçekten de bir-birlerini seviyorlar… Az sonra her ikisi salona geldiler. Elmar beni sımsıkı kucakladı, tüm bedeni esiyordu.

-İyi ki geldin. Allah seni bana özel göndermiştir, anlıyor musun, Eflatun? Sen hakiki kardeşimsin. Ben ne yaptığımı, neden yaptığımı hala da anlayamıyorum. Fakat senin sözlerin beni uyandırdı… Yaptıklarımdan inan ki utanıyorum… - Yeniden Svetlana’yı kucakladı, saçlarını okşadı: - Sen biricik sevgilimsin, inan buna. Ama senden rica ediyorum, beni al ve doktora götür, ne olur. Ben böyle değildim Sveta? Ben deli olmuşum, aptal olmuşum, ne yaptığımın farkında değilim sanki…

-Elmar, bunu ben yapacağım. Seni yarın Bolşoy Operasının Polikliniğine Noroloji uzmana ve Psikiyatri uzmanına götüreceğim. Provan kaçta bitiyor?

-Yarın provam yoktur. Eflatun, sana minnettarım, inan. İyi ki seninle karşılaştım ve evimize geldik… Başka kimsem yoktur ki onunla bu konuları konuşayım? Seni yıllardır tanıyorum. Bakü’de tenha yaşayan annemi alıp temsillerine götürmüşsün. Ben bunu hiç zaman unutamam. Şimdi de kardeşim olarak beni doktora götürüyorsun. Çok sağ ol kardeşim. Yarın al beni doktorlara götür, lütfen. – Bu arada Svetlana’nın keyfi yerindeydi ve yüzü gülüyordu. Hemen mutfağa koştu.

Elmar kanepeye oturdu ve beni de yanına aldı, kucaklaştık:

-Sen, Eflatun Allahın temiz evladısın. Dürüstsün ve dostlukta fevkalade vefalısın. Sanki göklerden inip de karşıma çıktın ve evimize getirdim ki olanları kendin görmüş olasın. Ben Svetlana’yı gerçekten de seviyorum. Fakat ters güden bir şeyler oluyor bende. Nedir olan, anlayamıyorum. Neden ben durup dururken eşime tokat atayım, ama neden? Bilemiyorum, anlayamıyorum? İnan buna… Demek ki bende ters giden bir şeyler vardır. Ama nedir bu olanlar? Bilemiyorum, inan ki bilemiyorum…- dedi ve yeniden ağlamaya başladı… Başını her iki elleri arasına almış içtenlikle ağlıyordu. Ona yakın oturdum ve sırtını okşamaya başladım. Bedeni tir-tir esiyordu: - Sakin ol Elmar, sakin ol. Bütün bunlar geçecek ve her şey yoluna düşecektir. Sakin ol ve Svetaya bir daha el kaldırma. O çok dürüst, temiz insandır ve seni de çok seviyor. İnan duna. Üzerine gidersin çıkıp annesine gide bilir… O zaman ne yapacaksın? Minicik kızın ne olacaktır? Bunu düşündün mü?

Tam bu sırada Svetlana bize çay getirdi ve masa üzerine bıraktı. Hemen de ağlayan Elmara doğru adımladı. Onun önünde diz çöktü, onu kucakladı:

-Yeter aşkım, yeter. Ağlama. Bak, ben ağlamıyorum. Sen de sus artık. Eflatun Bey misafirimizdir. Gel, masa etrafında oturalım, çaylarımızı içelim. Hadi kalk, dedi ve her iki elinden tutup onu kaldırdı ve üçümüz de masa etrafında oturduk…

 Sonra birlikte çay içtik, güzel-güzel konuştuk… Ben kalktım:

ELMAR’I DOKTORA GÖTÜRDÜM

-Elmar ben Otel’e gidiyorum. Sabah saat on tamamda gelip seni alırım ve Polikliniğe Nöroloji uzman götüreceğim. Lütfen yarın erken kalk ve beni gözle. Sevgilim, ben Eflatun’u Sokağa dek yolcu edeyim, hemen döneceğim, dedi. Asansöre bindik. Elmar’ın keyfi yerindeydi:

-Eflatun, seni Yüce Allahım bana gönderdi, inan ki söz bulamıyorum. Ailemize sevinç ve mutluluk getirdin… Ben gerçekten aklımı yemişimdir. Bana bir şeyler oluyor, inan buna. Durup dururken ona tokat attım… Ama neden? –Burada gözleri sulandı, cebinden aldığı mendiliyle akan gözyaşlarını sildi ve beni kucakladı. Tam bu sırada asansör durdu. Dışarıya çıktık. Elmar hala da gözyaşı akıtıyordu: -Annem yanımda değil ki onunla bunları paylaşım. Başkalarıyla bu konuları paylaşamam, inan, kardeşimsin… -Biz binanın önünde durmuş, konuşuyorduk:

-Elmar, yılların dostuyuz, sen trene atlayıp benim doğum günüme, Saint Petersburg’a geldin. Aynı gün gece saat o1-de yeniden trenle Moskova’ya seni yolcu ettim. Biz kardeşiz. Lütfen kendini toparla. Belki Tiyatroda işlerin ağırdır. Kocaman Moskova Devlet Operet Tiyatrosu’nun Genel Müzik Direktörü görevindesin. Tiyatro’daki sıkıntıları evine getiriyorsun bana göre… Olmaz, aileni koruyacaksın. Svetlana seni delicesine seviyor. Bunu iyi idrak etmelisin. Lütfen Tiyatro’daki sıkıntıları makamında bırakacaksın, ailene güler yüzle, hoş ahvalinle gideceksin. O senin minicik kızının annesidir. Ben sabah on tamamda gelip seni evden alacağım. Hazır ol. İyi geceler… -Kucaklaştık ve ben hızla taksi durağına doğru yürüdüm.

Otel’e girdiğimde görevli bana zarf uzattı: - Bu arkadaşınız iki defa gelip sizi sordu. Ayağını çekiyordu, elindeki asayla zar-zor yürüyordu. Burada telefonunu da yazmıştır. Odadan araya bilirsiniz. –dedi. Hemen zarfı açtım, okudum. Gelen Sanat Akademisi Öğrencisi, yetenekli rejisör, kadim dostum, Vagif Abbasov idi… Benim bu gün dersim olduğunu biliyordu. Haber vermeden gelmiştir. Asansöre atladım, odama geldim. Hemen onu aradım:

VAGİF ABBASOV, HAKİKİ DOST, YETENEKLİ REJİSÖR İDİ

-Vagif salam, affet, lütfen. Elmar’la karşılaştım ve beni evine davet etti. Şimdi odama geldim. Nasılsın, sağlığın nasıl, derslerin nasıldır?

-Dersler iyidir, sadece ayağım beni çok incidir. Zar-zor yürüyorum, inan buna. Senin dersin olacağını programdan biliyorum. Zaten bu “Otel”de kaldığını da söylemiştin. Haber vermeden geldim ki akşam birlikte yemek yiyelim… Demek ki kısmet değilmiş. Kalsın haftaya. Ama mutlak geldiğinde haber ver, lütfen, -dedi. –Elmar nasıl, işleri yoğundur Tiyatroda… Kolay değil, Genel Müzik Direktörüdür. Nemiroviç -Dançinko Opera Tiyatrosu Genel Müzik Direktörü de Kemal Abdullayev’dir. Vallahi biz Türkler Moskova sanatını elimize almışız…

-Elbette ki onur vericidir. Moskova’nın iki büyük Sanat ocağının başında Azerbaycan Türkleri duruyor. Demek ki biz onlardan daha yetenekliyiz. Rusya’da sanat adamları az değiller, fakat “Vodka” içmekle kendilerini mahv ediyorlar. Ama bizler hakiki sanat yaratıyoruz. Öten hafta Kemal Bey’i ziyaret ettim. Provadan sonra beni evine davet etti. Öğlen yemeği yedik, epeyce konuştuk. Bir ricada bulundu:

-Beni Hocan, Boris Aleksandroviç Pokrovski ile tanış et. O bir dünya rejisörüdür. Belki ileride birlikte seninle Bolşoy’da bir opera sergileyeceğiz, -dedi.

-Neden olmasın Eflatun? Söyle Hocana. Seni çok seviyor. Al Kemal Bey’i götür Pokrovski’ye. Bunu mutlaka yap.  Bak, Eflatun, haftaya gelmeden beni ara. Dersten sonra birlikte oluruz, güzelce konuşuruz… -Pekâlâ, senin arayacağım ve birlikte Moskova Sokaklarında dolaşacağız. İyi geceler. Öpüyorum…- Vagif, Bakü’de yanan Otobüs’ten minicik kreş çocuklarını tek-tek kurtarmıştır ve sonunda her iki ayakları yanmıştır… Uzun yıllar her iki ayaklarını tedavi ediyorlar. Büyük acılar yaşıyor. Çok da yetenekli rejisördür. Sanat Akademisi, Rejisörlük Bölümü 2. Sınıf Öğrencisidir…

 Ertesi sabah Otel’de kahvaltımı yaptım, taksiye atladım Elmar’ların evinin önüne geldim. Telefon ettim, Elmar aşağıya indi, taksiyle onu Kremlin Polikliniğine götürdüm… Tanıdığım Nöroloji Uzmanı, Viktor Alekseyeviç’e götürdüm. Bütün analizler ve tahliller yapıldı; röntgen ve saire… Elmar’da aşırı yorgunluk ve stres bozukluğu olduğu, hafıza kaybı teçhizi konuldu. Haftada üç defa Polikliniğe gidecek, beynine şua alacaktır; ayrıca yüklü ilaçlar alacaktır. Daha iyisi ise Sanatoryalarda iki haytalığına tedavi görmelidir, denildi… Hemen tedaviye başlayacaktır, çünkü hastalığı kötüye doğru ilerliyor… Elmar bu sürprizi beklemiyordu…

Doktorum odasında baya oturdu, çalışmalarının ağır olduğundan şikâyet etti… Doktor, Viktor Alekseyeviç, Elmara: -Hemen tedaviye başlayın, aksi halde Hastanede yatacaksınız. Durumunuz hiç de iyi değil, -dedi…

DEVAMI VARDIR

eflatun-004.jpg
“Köroğlu”  - Mersin Devlet Operası sahnesinde. Final sahnesi.  2017.

                      

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.