Deniz Kakanaş

Deniz Kakanaş

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Gönül bir çilehane kapısı, yarası ise gelmeyen sevdalısı…

A+A-

whatsapp-image-2021-02-14-at-10.39.42.jpeg

Son yıllarda bilgiye, kişiye, işe ya da ilişkiye bir tıkla ulaştıran teknoloji tüm hayatımızı baştan sona değiştirdi. Ayrıca kalbimizi delerek içimize girdi ve sevgiyi değersizleştirdi. Bunların sebeplerinden en önemlisi kişinin anlaşılamaz karakteri.

Sanal dünya kelimeleri öyle süsledi ki yuva özlemini daha da tatlılaştırdı ancak birliktelikler yada evlenip yuva kurmak isteyenler de söz verip yapmayanların yalancısı.

İnsanoğlu doğumundan hayat dalı kırılıncaya kadar dünyanın sistemdeki boşlukları, yanlışlıkları, yetersiz kanunları yüzünden gerekli eğitimleri zamanında alamadığı için ya da yetişkinlikte hepimizin geçtiği yoldan geçerken karşılaşacağı güzellikleri ve çirkinlikleri doğru dürüst bilmediğinden çokça hayal kurar.

Dünyanın hiçbir yerinde romanlarda, öykülerde ya da filmlerdeki gibi bir yaşam yoktur. Edebiyat ve kurgu insanın düşüncelerle duygularını şekillendirir. Varlığı ve yokluğu anlaşılmaz yani hayalle gerçek arasıdır sevgi duyumları. Sevgiye yüründükçe o sizden kaçar tam yakaladık diyen sevgililer yüz-göz olunca sevgi sönmeye başlar.

Yetişkinliğe geçişteyse insanoğlu her şeyden vazgeçerek bedensel değişiminden dolayı karşı cinsi aramaya başlar bu normaldir yani doğadaki tüm canlılar sevmek, eşleşmek, üremek için birbirini arar dünya çok kişi reddetse de canlı her şeyin yaşamı zevk üzerine kurulmuştur.

Dünyanın neredeyse her yerinde büyüklerin en büyük hatası ayıptır, dinlerin günahtır diye yasakladığı konuşulmayan tek konu CİNSELLİK’tir. Cinselliğin konuşulması, yaşanması ya da bazı sınırlarından dolayı yazılı olan-olmayan kuralları bu önemli konuyu tabulaştırır.

Cinselliği şöyle ele alabiliriz. Düşünme ya da dokunmayla oluşan zevk seli. Bu değerinde yaşandığında insansı bir şey.

Bu kadın içinde böyledir erkek içinde. Erkek dişisiz, dişi erkeksiz yapamaz. Aksini iddia eden kişilerin birçoğunda hormon bozukluğu veya bir takım toplumsal baskılardan doğan söylemde ağız başka düşünce başkadır.

Bedensel hareket öyle bir dürtüdür ki durdurulamaz. Bedenin istek üretmesi yiyeceklerle içeceklerle ilgili değildir çok şey yalandır. Hiç bir yiyecek afrodizyak etkisi yapmaz. Gıda enerji verebilir ancak geçicidir. Her bedende libido farklıdır. Var zannedilen birçok istek bile bedensel sarmaşıkta bile hissedilmez. Hücrenin içindeki yapı zinciri sadece bedensel fonksiyonların dizilimidir yani kişiye özeldir. Ekilen her tohum gibi kişilerin karakter dediğimiz huyunu içermez.

Boy uzunluğu, organların yapısı, görselliği, güzelliği ya da çirkinliği, saç renginden göz rengine, bakışlardan davranışlara, zeka gibi birçok şey doğuştan da olabilir, sonradan da. Zamanla karakter oluşması aile, toplumla olgunlaşan şeyler olsa da beden davranışlarının kontrollü akıl süzgecinden geçenlerdir.

Bütün insanların yemeğe, içmeye, uyumaya nasıl ihtiyacı varsa sevgi diye adlandırılan, uğruna gözleri kör eden cinselliğe de ihtiyacı vardır. Çok kişi utanma belasına bunu kendi kendisine karşılamaya çalıştığı için yalnızlaşır.

Toplumun en büyük sorunlarından en önemlisi sokakta yaşayan, ailesi olmayan ve bedensel ihtiyacını karşılayamayan daha doğrusu çiftini bulamamış “ev-li ya da ev-siz” kişilerin hayal ettiği şeyleri beyne istek olarak gönderdiklerinde bedensel fonksiyonları hareketlenir. Önü alınamaz böyle bir ihtiyaç doruk noktaya geldiğinde sapıklaşıyor ve şuursuz bir önüne kim gelirse onunla ne yaptığını bilmediği için saf ve masum çocuktan tutunda genç ve yetişkinlere ya da olgun kişilerden, yaşlılara kadar herkesin hayatını tacizle, tecavüzle tehlikeye soktukları gibi birçok hayatı da karartıyorlar.

Bedensel izler silinse bile yaşanmışlık beyinde ağır hasar bırakıyor psikolojik travmalara sebep oluyor.

Daha büyük bir sorunsa çiftler arasında oluşan “sevgi-sizlik”. İnsan yaşamında tam bir dramdır aslında mutsuzluk içinde mutluluğu bir sürü yalanla yaşamak. Aslında sevgi dolu bir dünya isteyen kadınların hayatını mahfeden kişiler bunlar. Dışarıya çıkıp genç kızları bekarım diye kandıran bu sapık erkekler tam bir bela. Aşk bitmişse yürümeyen bir evlilikte kadının sadece nikah hakkını kaybetmemek için ya da çevre ne der diye evliliği devam ettirmesi şu kısacık dünyadan en yalancı hayat.

Kanun ve kuralların birçoğu iki sevmeyen-sevişemeyen kişiyi bir çatı altında kalmaya zorlar, ayrı yaşama hakkı tanımaz ve aldatışlarda böyle başlar. Aldatışta af hiç bir şeyi değiştirmez. Böylelikle ne aile kalır ne din, ne hak ne hukuk.

Daha acısı dışarıya çıkan kişi cinsel hastalıkları böylelikle eve taşımakla kalmaz bu çirkin durum “ver kurtul-gözümü kaparım vazifemi yaparım” argosuna bile konu olur yani basitçe çözülebilecek çok şey böylelikle büyümüş içinden çıkılamayan büyük bir yara oluşturur.

Kırk yıllık çift olsanız bile evinizde, yatağınızda ya da ruhsal dünyanızda en özelinizi paylaştığınız kişi ayrılık gündeme geldiğinde çarşaf, çarşaf ahlaksızca her şeyin ortaya dökülmesi insanlık için büyük bir dram. Hangi boşluk var ki aile kurumu bu kadar ayaklar altına alınıyor, korunamıyor.

Sevgi ve sevgiliyi basitçe işlemek gerekirse aile içi mutlu-huzursuzluklarının birçoğu bedensel uyum-suzluktan gelmektedir.

Günümüz dünyasında sevgi erkekleri efendilikten kadını değerinden uzaklaştırmaya başladı. Erkek gitsin, yesin içsin, çocuğu olsa da bakmasın bütün yükü kadına yüklediği gibi giderleri de karşılamayarak bakımlı kadın istiyor. Peki bu kadın hangi parayla giderlerini karşılayıp bakımlı olacak düşünmüyor. Her şeyi hazır istiyor.

Çıkar ilişkisi sevgi ve saygının önüne geçtiği için maddi manevi alınacak tüm önlemler bile aile kurumundaki kadına ve çocuğa çok zarar veriyor.

İki gönül bir olunca samanlık seyran olur deyimini bir kenara bırakarak sözleşmeli birliktelikler-evlilikler yapılmalıdır. Mutluluğun formülü belli. Aile kurumunu kurtaracak tek şey bir çift birliktelik ya da yuva kurmak için yola çıktığında hesabını kitabını iyi yapmalıdır. Madem geleneklerde erkek reisse sorumluluğu üstlenmelidir.

Evlilik yapılsa bile kadının soyadı asla değişmemeli çünkü sonrasında işlemler oldukça zor.

Erkek çalışıyor, kadın çalışmıyorsa ve bunu da erkek kabul etmişse erkeğin maaşı otomatik olarak yarısı kadının hesabına geçmeli ve bankalar tarafından her iki tarafın da giderler için hesabı bloke edilmelidir.

Her ikisi de çalışıyorsa banka tarafından ortak giderler tespit edilmeli, giderler belirlenmeli yarı yarıya hesaptan otomatik olarak çekilmelidir. Artan para kişisel olmalıdır.

Bir erkek en azından hayat arkadaşı olacak kişiye 100 gr altın bilezik, bir evlilik alyansı, küpe, gelinin boynuna yüz görümlük bir beşi bir yerde kolye alacak altını olmadan evlenmemelidir. Ziynet Türk kültüründe kadının süsüdür. Onca emeğinin ve kadınlığının karşılığıdır. Tek başına ortada kaldığında ya da çocuklarının başında en azından birkaç yıl hiç kimseye muhtaç olmadan hayata çeki-düzen vermesi için şarttır. Bütün dinlerde vardır mihir denilen hak acaba sorsak hangisi ödüyor.

Elinin kınasıyla, bembeyaz gelinliğiyle evinden davul zurnayla çıkmak, eşiyle kısada olsa bir balayı her çiftin hakkıdır. Ayrıca düğünde takılan takıları bir türlü paylaşamayan aile bireyleri bunu kanun önünde kadının tarafı tarafından takılanlar kadının, erkeğin tarafından takılanlar diye bir ayrım yapılması çok büyük haksızlıktır. Ya iki taraftan birisinin ailesi yoksa işte bu büyük bir yara.

Şöyle düşünebiliriz ortak yaşamda herkes kendi eşyasını almalı demirbaş gibi listelenmeli, eklendiğinde ya da eksildiğinde bunlar resmi makamlara bildirilmeli. Kadın da erkek de çalışmalı, çalıştırılmayan kadını bırakan erkeğin emekli maaşı ayrı yaşama dilekçesiyle bile otomatik olarak ikiye ayrılmalı, boşanma halinde yine karşı taraf evlenmediği sürece emeklilik haklarından faydalanmalı. Kadını ve çocukları terk eden erkeklerin tüm maaşına el konulmalı.

Yani artık büyüklerde bir göz odada soy sürdürmek için gençlerin aklını çelip evlendirmesi suç sayılmalı. Çift giderleri karşılayabilecek durumdaysa aşka yelken açmalı çünkü yapılan tüm yanlışlıkları aile ve toplum olarak hepimiz çekiyoruz. İşi, gücü, sosyal güvencesi olmayan kişilerin üç günlük gelinin kolundaki bilezikleri alarak düğün yapmak, eşya borcu ödemek yanlış bir şey ve böyle bir kadından saygı bekleyense sevgiyi tüketerek yaşar.

Böylelikle insanların kafası biraz olsun rahat olmalı ki sevgiye vakit ayırsın.

Evlilikler neden bitiyor hep bu hesap kitap yüzünden. Kadın yoruluyor, bıkıyor en sonunda o da terk edip ne olacağı belirsiz bir dünyaya çekip gidiyor. İki tarafta ilkler gibi olmuyor-olamıyor.

Yıkmak da zor yapmak da…

Sevgiye düşen herkes öncelikle gönlün çilehanesine düşer çok şey sadece gözyaşı.

Ayrıca büyük aşkla seven, bekleyen ve özleyen kadınları bekleten cimri erkeklerin bir çoğuysa hayali bile cihana değer hatıralar yaşamak yerine para biriktirerek mülk peşinde koşarlar. Onlarcası kadını değersiz bir paçavra gibi görmekte. Yani birçok erkek her şeyi bedavaya getirme peşinde.

Bu yüzden sadece sözleşme değil kâğıt üzerinde anlaşma şart çünkü çoğu cimrilik ve bencillikten sözlerinde durmuyorlar. Yaşanmadan iyi-kötü hiç bir şey bilinmiyor.

Görüldüğü gibi Aşk paraya yenildi-değişildi.

Her şey bir rüya gibi unutuldu Efendi.

İnsanın sığınabileceği tek yer gönlündeki çilehanesi orada bolca hatıralar var

“Dokunma kalbime zira çok incedir kırılır

O tıpkı mâbede benzer orda hıçkırılır” der şarkı

14. Şubat. 2021

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları