3. Uluslararası Medya ve İslamofobi Forumu düzenlendi

3. Uluslararası Medya ve İslamofobi Forumu, "İslamofobiye Karşı Yeni Nesil Mücadele" temasıyla düzenlendi.

3. Uluslararası Medya ve İslamofobi Forumu düzenlendi
Yayınlanma:

Forum, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Diyanet İşleri Başkanlığı, Erciyes Üniversitesi, Ankara Bilim Üniversitesi ve SETA tarafından düzenlendi.

"İSLAMFOBİ İLE ETKİN MÜCADELE KAÇINILMAZ"

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, ATO Congresium'da düzenlenen forumun açılışında yaptığı konuşmada, İslamofobinin başta Batı olmak üzere dünyada kanser hücreleri gibi yayıldığını ve bu nedenle İslamofobi ile etkin mücadelenin kaçınılmaz olduğunu belirtti.

İslam karşıtlığıyla mücadelenin sadece Türkiye'nin meselesi olmadığını belirten Şahin, "Tüm İslam coğrafyasının öncüsü konumunda olan ülkemiz, İslam düşmanlığı ile mücadelede Sayın Cumhurbaşkanı'mızın önderliğinde çok önemli çalışmaları hayata geçirmektedir. Bu forumun amacı da İslam düşmanlığıyla yeni nesil mücadele yöntemlerinin belirlenmesine katkı sunmaktır." diye konuştu.

"DÜNYADA İSLAMİ DEĞERLERİN TEHDİT ALTINDA"

Şahin, dünyada İslami değerlerin tehdit altında olduğunu, sözde demokrasinin beşiği kabul edilen ülkelerde ırkçılık ve İslam düşmanlığının hızla yayıldığını, İslam karşısında sinsi bir planın düzenli uygulandığını, kutsallara yönelik İslam düşmanı saldırıların Müslümanların içini kanattığını ifade ederek, "Kendilerini medeniyetin sahibi olarak gören ülkeler, bu çirkinliklere tepki göstermek yerine saldırıları cesaretlendiriyor." dedi.

İslam'ın, sistematik nefret söylemleri ve dezenformasyon faaliyetleriyle ötekileştirilmek istendiğini, Avrupa'daki bu yaklaşımın sosyal barışı tehdit eden yıkıcı bir akıma dönüştüğünü dile getiren Şahin, "İslam'a yönelik nefret söylemi, 'fikir özgürlüğü' parantezine asla alınmamalıdır. İslam'a ve Müslümanlara yönelik nefret söylemlerini görmezden gelen, terör örgütlerinin kara propagandalarına kolaylıkla yer açan Batı menşeili sosyal paylaşım siteleri, bu tavırlarıyla adeta insanlığa işkence etmektedir." ifadelerini kullandı.

Batı dünyasında ve özellikle Avrupa'da, İslam'a ve Müslümanlara yönelik olumsuz algı ve davranışların oluşturulmasında ve yaygınlaştırılmasında en büyük rolü medyanın oynadığını belirten Şahin, İslam düşmanı çevrelerin, dijital alanı aktif kullanarak nefret, ırkçılık ve İslam düşmanlığı gündemlerini daha kolay yaydığını söyledi.

"İslam düşmanı zihinler gazete, dergi, radyo ve televizyon gibi geleneksel kitle iletişim araçlarının yanında dijital medyayı adeta bir nevi silaha çevirdi." diyen Şahin, Batı medyası karşısında İslam coğrafyasının medyasına hayati görevler düştüğünü vurguladı.

RTÜK Başkanı Şahin, şunları kaydetti:

"Basın alanında iş birliğimizi geliştirilmek zorundayız. İslam'la alakalı yanlış algılamaların önüne geçebilecek, hakikati anlatacak ve anlık refleks gösteren yeni bir medya düzeni oluşturmak şarttır. Bu noktada Sayın Cumhurbaşkanı'mızın yol göstermesiyle oluşturulan İslam İşbirliği Teşkilatı Medya Forumu'nun üstleneceği hayati rolü çok önemsiyoruz. İslamofobi ile mücadelede, medyamız en ön safta yer almalı, toplumu uyarmalı ve bu sinsi tehlikeye karşı uluslararası strateji geliştiren devlet adamları ve siyasetçilere destek olmalıdır. Medya, dünyadaki yaklaşık 8 milyar insana İslam'ın değil, İslam düşmanlığının küresel bir tehdit olduğunu anlatmalıdır."

"BU NİMETİN KIYMETİNİ İNSANLIĞIN BİLMESİ LAZIM"

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, İslam'ın tüm peygamberlere Allah'ın gönderdiği vahyin ortak adı olduğunu, tüm insanlık için bir nimeti olan İslam'ın, "dünya barışını temin etmeyi" hedeflediğini vurgulayarak, "Bu nimetin kıymetini insanlığın bilmesi lazım, sadece Müslümanların değil." diye konuştu.

İnsanın inancının, aklının, malının, canının ve neslinin dokunulmazlığı olduğuna, bunların korunmasının önemine dikkati çeken Erbaş, "Nitekim Peygamber Efendi'miz, Müslüman'ı 'İnsanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir' şeklinde tanımlamaktadır. Bu ölçü dünyadaki herkesin onurlu, özgür ve insanca bir hayat yaşama hakkını savunmayı gerektiren bir hayat düsturudur." değerlendirmesinde bulundu.

Erbaş, bu düsturu benimseyen Müslümanların insan hak ve hürriyetlerini savunmayı, bu uğurda mücadele etmeyi, inançlarının gereği bir sorumluluk olarak gördüğünü dile getirerek, şöyle devam etti:

"Tarihi süreç içerisinde Müslümanların İslam'ın ilkeleriyle hayata rehberlik ettiği dönemlerde yeryüzü insani değerlerle buluşmuş ve hayata huzur, güven ve esenlik hakim olmuştur. İslam medeniyetinin hüküm sürdüğü her yerde adalet, barış ve birlikte yaşamaya dair sayısız güzellikler kayda geçmiştir. Ancak 18. yüzyıldan itibaren dünya köklü değişikliklere sahne olmuş ve büyük oranda Batı'nın siyasi, askeri, iktisadi ve kültür hegemonyası altına girmiştir. Ne yazık ki bu dönemde ardı arkası kesilmeyen savaşlar, işgaller, terör olayları, açlık, yoksulluk ve sosyal problemler dünya nüfusunun kahir ekseriyetine, hayatı zindan etmiştir. Küresel güçlerin, emperyalist emelleri için giriştikleri toplum mühendisliği, dünyayı eşi görülmemiş felaketlere sürüklemiştir."

"...MERHAMET DİNİ İSLAM'I HER FIRSATTA İTİBARSIZLAŞTIRMAYA ÇALIŞMAKTADIR."

Bilgi çağı olarak nitelenen bu dönemde bilimsel, siyasal, finansal ve kültürel bakımdan bütün dünyayı etkisi altına alan Batı dünyasının, insanlığın anlam arayışına çare olmak bir yana en temel sorunlarına bile çözüm üretmekten aciz kaldığını ifade eden Erbaş, "Birtakım odaklar kendi sömürge düzenlerini devam ettirebilme yolunda bir engel olarak gördükleri merhamet dini İslam'ı her fırsatta itibarsızlaştırmaya çalışmaktadır." diye konuştu.

Erbaş, pek çok Avrupa ülkesinin son zamanlarda inanca saygı alanında sergilediği tavrın, insanlık adına endişe verici olduğunu, bazı politikacıların sorumsuz bir şekilde kullandığı nefret dilinin, Müslümanların inançlarına, kutsallarına ve değerlerine karşı ırkçı saldırıların tahrik gücünü oluşturduğunu belirterek, "İslam karşıtı eylemlerin lokomotif gücünü de medya oluşturmaktadır. Nitekim emperyalist amaçlarla üretilen ırkçı içerikler medya vasıtasıyla yayılarak dünyadaki İslam karşıtı eylemlere zemin hazırlamaktadır." dedi.

Avrupa'da, hukuka ve insan haklarına saygıyı ve toplumsal barışı önemseyen entelektüellerin, aktivistlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve medya mensuplarının İslam'a yapılan açık saldırılara ve hak ihlallerine karşı tepki göstermelerini sağlayacak kurumsal ve sivil mekanizmalara, teşebbüslere ihtiyaç bulunduğunu vurgulayan Erbaş, şunları kaydetti:

"Diğer yandan İslam düşmanlığıyla mücadelede çağın önemli bir imkanı olan yeni medya gerçeği mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Kitle iletişim araçlarının gelişmesi ve dijitalleşmeyle birlikte yeni medya araçları hızlı etkileşim ve paylaşım gibi imkanlarıyla geleneksel medyaya oranla daha etkin bir hüviyete haizdir. Bu yüzden yeni medya mecraları İslam'ın evrensel mesajını, İslam düşüncesini ve ahlakını geniş kitlelere ulaştırma hususunda büyük bir imkan ve potansiyeli barındırmaktadır. Bu sebeple İslam'ın hakikatinin ve evrensel değerlerinin yeni medya ile doğru ve sağlıklı bir zeminde ilişkilendirilmesi son derece önem arz etmektedir. İslam'ın temel değerlerini ve ahlak ilkelerini insanların idrakine sunma hususunda bu alan mutlaka bilinçli, planlı ve etkin bir şekilde kullanılmalıdır."

Erbaş, tüm Müslümanlara "İslam'ı öyle güzel, öyle sahih, öyle Kur'an ve sünnetin koyduğu ölçülere riayet ederek yaşayalım ki bizi öldürmeye gelen bizde dirilsin." çağrısında bulundu.

"İslam'a düşmanlık edenlere de çağrım şudur: Gelin İslam'ı önce tanıyın, tanımaya çalışın. Kişi bilmediğinin düşmanıdır." diyen Erbaş, İslam'ın adalet, rahmet, merhamet, ilim, hikmet, ahlak, paylaşma, dayanışma, farklı inanç ve kültürlerin bir arada barış içerisinde yaşaması ilkelerine dayalı olduğunun görüleceğini sözlerine ekledi.

Kaynak:Anadolu Ajansı

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.