Zaim Güvenç: Şarkım yetmişler ve doksanlardan izler taşıyor

Zaim Güvenç: Şarkım yetmişler ve doksanlardan izler taşıyor

Gönlü Bana Düşmedi isimli şarkısıyla dikkatleri üzerine çeken Sanatçı Zaim Güvenç müzikseverlerin sevgisini daima hissettiğini söyleyerek hepsine de teşekkür etti.

A+A-

Şarkısıyla sevenlerinin takdirini kazanan Güvenç, “Sinema ve tiyatro benim vazgeçilmezlerimdir. Sinemayı ve tiyatroyu çok seviyorum. Ama artık müzik de önceliklerim arasına girdi. Müziği çok seviyorum. Son üç yıldır Gazeteci Dostum Faruk Bangir’le birlikte Bir Oyuncu Şarkı Söylüyor projesini gerçekleştirdik. Bu proje kapsamında birçok ilde sahne yaptım. Son olarak da Gönlü Bana Düşmedi isimli şarkımızı yayınladık. Şarkımız oldukça ilgi gördü. Tüm müzikseverler şarkımızı çok sevdiler ve bağırlarına bastılar. Sevgilerini ve ilgilerini esirgemeyen tüm müzikseverlere çok teşekkür ederim. Ben oyuncu olduğum için şarkımız Yeşilçam şarkılarından, yetmişlerin ve doksanlı yılların pop şarkılarından izler taşıyor. O yılların naif ruhunu şarkımıza bir dantel gibi işledim” şeklinde konuştu.

Güvenç, Kemal Sunal’ı anlattı

Düttürü Dünya isimli filmde ünlü Sanatçı Kemal Sunal’ın oğlunu canlandıran Zaim Güvenç, “İlk sırada filmin Yönetmeni Zeki Ökten’den biraz korkmuştum. Çünkü çok gençtim, 18 yaşındaydım. Düttürü Dünya’da Kemal Sunal’ın oğlu Doğan’ı canlandırmıştım. Bana Zeki Ökten çok sert bir yönetmen gibi gelmişti. Zeki Demirkubuz’da o filmde Zeki Ökten’e asistanlık yapmıştı. Zeki Demirkubuz ile o filmde tanışma ve çalışma imkanı buldum. Bana ağabeylik yaptı. Kendisini çok severim. Sonrasında da hep görüştük. Tüm filmleri bence çok özeldir. O filmde bir-iki gün çalıştıktan sonra ne yapacağımı bilemedim. Çünkü çok ünlü isimler vardı. Aşırı heyecanlıydım. Orhan Çağman, Selçuk Uluergüven gibi büyük oyuncular vardı. Kemal Sunal’la karşılıklı oynuyordum. Üçüncü gün Kemal Sunal beni yanına çağırdı. Sadece o ve ben bir odada karşılıklı konuştuk. Orada benimle sohbet etti ve bana destek oldu. Filme dair gözlemlerini bana iletti. Benim seviyeme inerek benimle sohbet etmesi hep çok kıymetlidir. O sohbet sırasında bana kendisini bir ağabey, bir baba gibi hissettirdi. Biz filmde zaten baba-oğul oynuyorduk. Kemal Sunal’ı o sohbetimizden sonra daha da çok sevdim. Bana yaklaşımı çok güzeldi. Onunla sohbet edip o odadan çıktıktan sonra kendimi özgür bir kuş gibi hissettim. Sohbetimizde birçok şey konuştuk. Bana filmlerini izleyip izlemediğimi sormuştu. Ben de tüm filmlerini severek izlediğimi söylemiştim. Hangi filmini daha çok beğendiğimi sormuştu. Ben de o sıralarda yeni çekilen Şabaniye filmini çok beğendiğimi söylemiştim. Sonradan neden böyle cevap verdim, acaba kızar mı diye düşündüm. Ama söylemiştim bir kere. Kemal Ağabey gülümsedi, sırtımı sıvazladı ve ‘Bu filmde de sen ne kadar iyi olursan o filmin üstüne çıkarız. Ben sana güveniyorum’ dedi. Sohbetin ardından bir sahne çekilecekti. Sahne çekilirken rol gereği bir anda bana bir tokat attı. Bir anda etkiye tepki olarak ona baktım. Çok doğal ve başarılı bir çekim olmuştu. Orada ben Kemal Ağabey’in oyunculuğa dair nasıl hazırlandığını gözlemleme fırsatı yakaladım. Bence dünya çapında bir oyuncuydu. O bahsettiğim sahnede tokatı yiyince ne oluyor diye duralamıştım. Ama o sahneyi izleyince ne kadar iyi oynadığımızı fark ettim. Film çalışmaları boyunca Yönetmenimiz Zeki Ökten ve Kemal Sunal’ın ustalıklarına hayranlığım kat be kat arttı. Hatta Zeki Ökten çekimler başladıktan iki gün sonra oğlan maşallah Arap atı gibi açıldı çok iyi oynuyor demiş. Sette bu konuşuluyordu. Bense zaten ufaklığın tekiydim. Kemal Sunal’ı saygı ve rahmetle anıyorum” diye değerlendirmede bulundu.

“Ankara üretebilmek adına çok iyi bir kent”

“Ben İstanbul-Ankara arasındaki mesafeleri aşıp sanat serüvenimi yaşamaya başladığımdan bu yana İstanbul hep gözümü korkutmuştur” diyen Güvenç, “İstanbul, bana çok kalabalık ve karışık geliyordu. Bu şehir beni yutar diye düşünüyordum. Ama zaman içinde alıştım. İstanbul’da bence insanlar bahane üretebilme konusunda oldukça ustalar. Bir işi yapmaları gerekiyor ama yapmadıkları zaman, ‘Burası İstanbul’ diye bir cevapları oluyor. Bu bence çok kaçamak bir cevap. İstanbul insanların ruhlarını zenginleştirse de biraz da sanki tembelleştiriyor. Bunun nedenini çözebilmiş değilim. Ankara’da yaşayıp gerektiğinde İstanbul’a gidip gelmek bir sanatçı için daha verimli oluyor diye düşünüyorum. Ankara üretebilmek adına çok iyi bir kent. Ankara disiplin içeriyor. İstanbul’da oysa hayat çok hızlı akıyor. İnsanların gecesi, gündüzü karışmış durumda. Ben Ankara’da yaşayan bir sanatçı olarak avantajlıyım diye düşünüyorum. Ama sesinizi duyurmak için İstanbul’la da bağlantılı olmak durumundasınız” diye görüşlerini açıkladı.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.