Salih Levent Uğurlu

Salih Levent Uğurlu

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Haydi çocuklar Ankara tribünlerine…

A+A-

Uzun süredir devam eden “En çok taraftara sahip olan futbol kulübü hangisi?” tartışmasına geçtiğimiz yıl yapılan bir araştırma son noktayı koydu. Araştırma sonucunun “Üç büyükler içerisinde en çok taraftara sahip olan kimmiş acaba?” kısmından ziyade beni ilgilendiren kısmı şehirlerin taraftar oranlarıydı… Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş hemen her şehrimizde ilk üçte yer aldı. Birkaç şehir dışında Anadolu takımlarını bulundukları şehrin taraftar sıralamasında bile göremedik… Trabzon’da Trabzonspor, Eskişehir’de Eskişehirspor ilk sıradaydı. Adana’da Demirspor, Bursa’da Bursaspor, Elazığ’da Elazığspor, Sivas’ta ise Sivasspor kendi şehirlerindeki taraftar sıralamasında üçüncülükte kaldı. İzmir şaşırttı… İzmir’deki sıralamada ilk üçte İzmir takımı yoktu. Türkiye futbol tarihinin iki köklü kulübü Ankaragücü ve Gençlerbirliği de Ankara’da ilk üçte değildi.

Üzerinde düşünülmesi gereken bir konu değil mi? Zira dünya liglerinde eşine az rastlanan bir durumla karşı karşıyayız. Öyle ya Malatya’da, Gaziantep’te ya da Ankara’da yaşayan insan neden şehrinin takımını tutmaz da İstanbul takımı tutar?

Bunun birçok sebebi var. Bölgelerarası dengesizlik, sermayenin belli bölgelerde belli kişilerin elinde toplanması, medyanın İstanbul ağırlıklı tekdüze tutumu insanların kanaatlerini etkilemektedir. En önemlisi ise bu bir şehir kültürü meselesidir… Örneğin, üç kuşak Ankaralı olan anne tarafımda Ankara takımı tutan tek kişi dayımdı. O da Tandoğan’da MKE’de çalışıyordu. Devletin dayıma MKE Ankaragücü’nü tutma şartı koyduğunu falan düşünürdük o zamanlar… Dolayısıyla biz ve bizden önceki kuşaklar ağırlıklı olarak hep İstanbul takımı tuttu. Çünkü ne gördüyse onu yaptı… Buna ben de dahil…

Dayımdan bahsettim. Bir de sıkı Ankaragücü taraftarı olan Haber Global Genel Yayın Yönetmeni Faruk Demirel’i tanıdım. Liseyi bitirdim, üniversiteye geçtim. Üniversite stajını ATV’de yaparken, Faruk Abi ATV Ankara temsilcisiydi o zamanlar… Odasında sarı lacivert atkılar, tablolar görürdük karşıdan. Fenerbahçeli olduğunu zannetmiştik. Ancak o sarı lacivertin Ankaragücü olduğunu sonradan öğrendik. Öyle ya algımız bu yöndeydi… 17-18 yaşında çocuklardık…

Faruk Abi bu anlamda Ankara açısından önemli bir rol modeldir. Geçenlerde kendisine sordum. Nasıl başladı bu sevda? “Ankara denince benim aklıma gelen imge kesinlikle Ankaragücü Arması” dedi. Arma ile hikayesi amcası Mustafa Demirel’in bir pazar günü onu maça götürmesiyle başlamış. Bunun altını özellikle çizmek gerekir…

“Hiç unutmam 19 Mayıs Stadyumu’nda korner direğinin hemen yanında ilk maçımı izledim. Ankaragüçlü ‘Maradona’ Sadık önümdeki köşeden korner kullandı. Dikkat ettim, korneri sağ ayak dışı ile kullandı. Kafalardan seken topa ceza sahası dışından ‘Bornof’ Nazmi bir vurdu, ben muhtemelen 4-5 saniye topu aradım gözlerimle… Ve sonunda da o topu, kalenin içinden çıkaran kalecinin ellerinde gördüm. E tabi haliyle ortalık resmen yıkıldı. Gündüz vakti aldıkları alkolün etkisiyle, yıkılmak için zaten başkaca bir etkene ihtiyaç duymayan amcam ve arkadaşları sarmaş dolaş oldu. Ben de orada yakınımda olan, tanıdığım tanımadığım kim varsa sarılıp çılgın gibi bağırdım çağırdım. Bu virüsü bilen bilir, bünyeye girdi mi iflah olmaz kimse. O günden sonra tabi cebimizde paramız da olmadığı için her maça girmemiz mümkün olmadı. Buna rağmen arkadaşlarımla hep stadın oraya gider, aradan dereden o yemyeşil çimleri ve sarı-lacivert formalı efsane futbolcuları görmeye çalışırdım. Zaman zaman maçların son 10-15 dakikasında kapılar açılır, biz de hemen koşup tribünde yerimizi alırdık. Kısacık bir süre de olsa arma ile bütünleşir, maçın son dakikalarında gücümüz yettiğinde takımımızı desteklerdik. Spor Muhabiri oldum. Tabi Ankaragücü’nü takip ediyordum. Gönül verdiğim takımın futbolcuları ile bir süre sonra arkadaş oldum. Daha da bağlandım armaya. Sinan Engin, Sabotiç, Zalad, Tarık Üstün, Cengiz Alp, Behzat, Serhat, Abdullah, Ergün Yücel… Daha kimler kimler… İnanılmaz keyifli, renkli bir dönemdi. Aradan yıllar yıllar geçti. Ben 2009-2011 yılları arasındaki iki yıllık süreçte Ankaragücü yöneticisi oldum. İş yoğunluğundan deplasmanlara gidemedim ama iç sahadaki hiçbir maçı da kaçırmadım. Tribündeki o coşku, taraftarın takıma yaptığı katkı müthişti. Bunu hep iddia ediyorum zaten; Ankaragücü taraftarı, takıma katkısı kesinlikle en yüksek olan taraftar. Düşünün ki; kulüp zorda, transfer yasağı var, kasa tamtakır, futbolculara neredeyse tüm sezon boyunca tek kuruş ödenemiyor ama böyle bir takım birkaç yıl içerisinde TFF 2. Lig’den TFF Süper Lige yükseliyor. Bunun tek açıklaması var o da taraftar etkisi… Artık İstanbul’da çalışıyorum ve Ankara’da stadyumda fanatiği olduğum takımı izlemem mümkün değil. Ancak şimdi liglerin başlamasını ve Ankaragücü’nün İstanbul takımları ile yapacağı maçları iple çekiyorum.

Ve iddia ediyorum ki; herkes ve her şey düşebilir ama Ankaragücü asla düşmez! Peki düşse ne olur? Hiç kimsenin şüphesi olmasın, bu taraftar bu tribün o takımı en fazla 1-2 yıl içinde yeniden layık olduğu yere çıkarır.”

Faruk Demirel’in bu hikâyesini şehir kültürü açısından kayda değer görüyorum…

Dostlar… Çocuklarımızı, yeğenlerimizi alıp Ankara maçlarına götürelim… Çocuğumuz, yeğenimiz yoksa komşunun çocuğu da mı yok? Onu alıp götürelim. Ama illa ki götürelim… Çünkü çocuklar ne görürse ileride onu yapıyor… Bir şehrin hafızası bu şekilde canlı kalıyor… Hatta ben derim ki Ankaragücü ve Gençlerbirliği kulüplerimiz bir kampanyaya öncülük etse ne güzel olur. Karantinadan sonra sadece çocukların izleyeceği bir Ankara derbisiyle sağlam bir başlangıç yapılabilir. Hem artık yeni stadımız da var… Cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle güzel olmaz mı? Çünkü Başkent’in değerlerine bu çocuklar sahip çıkacak…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları