Salih Kurnaz

Salih Kurnaz

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

İslamiyet yayılıyor

A+A-

 

 

(Mekke’nin Fethi ve Tebük sonrası)

 

“İslam’ın bütün bir müessese halinde tam düzlüğe çıkması sekizinci ve dokuzuncu yıllarda. Bu yıllarda genel manzara: ‘Mutlak inkılâp’”(N.Fazıl:446) “Arap dünyasının içinde bulunduğu; Putperest, yağmacı, soyguncu, hırsız, adam öldürücü, kan dökücü, kız çocuklarını diri diri gömücü; pislik, zina, şarap, istihza, hakaret, iftira, kibir ve en sert oymak taassubu içinde kaskatı donmuş bir ruh, eski ruh, nasıl da bir nefhada (üfürmede) kurutulmuş tur? Bu nefha bir Peygamber soluğudur. Arap illerinde kuşun bile korkusuz uçamayacağı dehşet ve cahiliyet devrinin arkasından, Kâinatın Efendisinin çizdikleri huzur, emniyet ve güven ortamı oluşmuştur.”(N.Fazıl:446-447) “Bizzat buyuruyorlar: ‘Artık Sanadan, Mekke’ye kadar yapayalnız seyahat edecek bir kadın bile, kalbinde Allah korkusundan başka bir kaygı taşımayacaktır’. Kervanların muhafazasız hareket edeceği günler pek yakın.” (N.Fazıl:447)

 

“Aklımız ermeyebilip çatlayabilir; mutlak inkılâp, bıyıkları kan pıhtılı sırtlanı süt kuzusu yapacak kadar uslandırmıştır. Arap insanı bu dönemde cebir ilmini keşfetmiştir. Eski yırtıcı seciye, şimdi Allah’a inanıyor; secdeye kapanıyor, oruç tutuyor, zekâtını veriyor, haccını yapıyor. Bütün bu eylemlerin esrar ve hikmetini derinden derine sezerek yapıyor. Masum kanın sarhoşu eski kaplan bünye, şimdi, üstün insan ahlakı içinde, bir kuş öksürse gözyaşlarını tutamıyor. İşte bu hal Müslümanlıktır.”(N.Fazıl:447-448) “Hendek savaşında, birlik olup Müslümanlığı yıkmak isteyen ve Arap illerinin son küfrünü temsil eden kabileler, Mekke ve Taif’in arkasından baştanbaşa Müslüman. Bunlar, peygamber karargahına heyetler göndermiş, kendilerine heyetler gönderilmiş ve hepsi birden kurtarıcı islam çemberinin içine alınmıştır. Yemenle beraber Bahreyn, Amman ve Suriye sınırına kadar bütün Arabistan yarımada sında tevhid sancağı.”(N.Fazıl:448) “Hicretin dokuzuncu yılında bütün Arap illeri Müslüman Ve Arap islamın ıstıfa (bir şeyin halisini temizini seçip alma, seçme seçkinlik, ayıklama ayıklanma) süzgecinden geçmiş yepyeni tipi. Her millet ebediyen bu tipe aday olmaya devam edecektir. Bu süzgeci elinde tutan, süzülmüşün süzülmüşü, seçilmişin seçilmişi, seçkinin seçkini, ayıklanmışın ayıklanmışı, güncel ifade ile Yüce Allah’ın eline sonsuz rafine edilmiş olan peygamberimiz, Muhammed Muatafa Sallallahü Aleyhi Vesellem’dir.”(N.Fazıl:448) “Devlet gönülde, madde ise gönülün elinde olduğu için Allah Resulünün semavi devletine, dünya hükümeti, bir toz zerresi halinde dahil. Fakat görünürlerde mevcut değil. Dünya hükümeti de peygamberlik hikmetinde erimiş ve ayrıca ve ayrıca yer ve şekil alamamıştır. Bu yüzdendir ki O, bütün dünyaların sahip ve hakimi.”(N.Fazıl:449) “Ne bir alâyiş (debdebe, tantana, gösteriş), ne bir nümayiş, ne bir özeniş, ne de en küçük bir ziynet, haşmet ve saltanat belirtisi.Hurma dallarından tahta sedirler ve çok defa bomboş toprak tabaklar.”(N.Fazıl:449) “O’nun mevkiinin önünde, bütün insanlık tek, tek ayaküstünde dursa, yine göklerin O’na her an tertiplediği zafer alayına denk düşemeyeceği ve mermer, fildişi ve billurdan yapılacak saraylar O’nun manevi sarayına eş bile olamayacağı bilinen Allah Resulü, buyuruyorlar ki: ‘Kul gibi, köle gibi, oturur, kul gibi, köle gibi, yemek yerim’”(N.Fazıl:449) “Her yerde Elçileri, Murahhasları (delegeleri), Valileri, İmamları Hâkimleri, Muallimleri (Öğretmenleri), Fetva Makamları, Terbiyecileri, tefsircileriyle, beraber istikbalin büyük idare ve teşkilatına ait her tohum atılmış, her prensip dizilmiştir.”(N.Fazıl:449) “Mali, iktisadi, sosyal, örfi, siyasi, fikri, terbiyevi, ruhi, ahlaki müesseseleşme yönünün büyük tohumları Peygamber soluğu nun içindedir.”(N.Fazıl:449)

 

Elçiler senesi: “Resulullah (s.a.v), Mekke’yi fethettiği ve Tebük’ün işini bitirdiği, Sakif Müslüman olduğu ve beyat ettiği zaman ona her bir taraftan Arapların elçiler heyetleri geldiler. Bu geliş Hicri 9.sene idi. ve o sene, elçiler senesi diye isimlendiriliyor du.”(İbn İshak,İbn Hişam:4/283) “Mekke’nin fethi; senelerdir Resulullah (s.a.v) ile Kureyş müşrikleri arasında süregelen amansız mücadele islamın zaferiyle son bulmuştu. Arabistandaki kabileler durumu izlemiş ve Resulullah (s.a.v) ile kavmi olan Kureyişlileri  yalnız bırakmayı tercih etmişler ve: ‘Onu kavmi olan Kureyşle baş başa bırakınız. Eğer o, kavmine galip gelirse, şüphesiz kendisi sözünde doğrudur ve peygamberdir’ demişlerdi. Gayet biliyorlardı ki, Mekkeli müşriklerin bunca düşmanlıklarına rağmen engelleyemedikleri bu davanın yayılmasını kabileler de engelleyemezlerdi. Bu sebeple Mekke’nin fethinden sonra Hicretin 9.yılı başlarında civar kabilelerin Müslüman olmak için Medine’ye akın akın geldikleri görülüyordu. Bu nedenle bu yıla ‘Heyetler yılı’ adı da verilmiştir.” (S.Suruç:2/352)-(R.Haylamaz:2/578)

 

Araplar boyun eğdi Müslüman oldu: “Araplar Kureyş kabilesine bakarak islama  girmekten geri durdular. Kureş onların önderi ve onların yol göstericisi, Beyti Haram’ın  ehli ve İsmail b.İbrahim peygamberin öz çocukları idiler. Arabın önde gelenleri ise bunu yadırgamıyorlardı. Kureyş Resulullah (s.a.v) ile savaşmak için yegane dikilmiş kimselerdi. Ve onun muhalifi idiler. Mekke fethedildiği ve Kureyş ona yaklaştığı ve islam Kureyş’e boyun eğdirdiği ve Arap kendileri için Resulullah (s.a.v) ile harp etmeğe ve ona düşmanlık etmeğe takatlarının olmadığını bildikleri zaman;  Allah (Azze ve Celle)’nin dediği gibi, Allah’ın dinine bölük bölük girdiler her bir taraftan ona geliyorlardı. Allah Teala peygamberine şöyle buyurdu: ‘Allah’ın yardımı ve fetih geldiği ve insanları Allah’ın dinine bölük bölük girerken gördüğün zaman Rabbi’nin hamdiyle teşbih et ve ondan mağfiret dile, çünkü O, tevbe edenlerin tevbesini kabul edendir.’ (Nasr:1-2-3) Yani Allah’a, senin dini izhar edip galip çıkarmasına karşılık ham et ve ondan af dile. Çünkü O tevbeyi kabul edicidir.” (İbn İshak,İbn Hişam:4/283)-(A.Cevdet Paşa:1/316) “Müşrikler birbirlerine atıp tutmaya başladılar: ‘İşte Kureyş Müslüman oldu siz ne yapacaksınız?’ dediler ve sonunda onlar da iman ettiler. çünkü Kureyşliler, Hz.İbrahim oğlu İsmail’in temiz soyu ve Kabe’nin asli halkı olup, öteki Arap kabileleri, hiçbir zaman onların fazilet ve şerefini inkar etmezlerdi. Resuli Ekrem’e harb ilan eden ancak Kureyş  kavmi idi. öteki kabileler, onların, işin sonunda ne yapacaklarını beklemeye koyuldular. Mekke alınıp da Kureyşliler de imana gelince, İslam kuvvet ve kudreti ve heybeti her tarafı kapladı. Arap kabilelerinden yavaş yavaş elçiler gelip gitmeye başladı. … Resulullah her elçiye olabildiğince güler yüz gösterir, ikram da bulunur ve her kesin hal ve şanına ve her kabilenin örf ve adetine göre söz söylerdi.” (A. Cevdet Paşa:1/311-312)

Devamı yarın

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.