Sefer Aşır Eraslan

Sefer Aşır Eraslan

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Kadın a şiddetin kaynağında neler var?

A+A-

Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle yazdığım ama tamam edemediğim bir yazı ile bu olaya temas etmek istiyorum. Kadın dün de kadındı bu gün de aynı insan. Erkek de öyle. Peki bu kadar çok kadına şiddetin kaynağı neler olabilir ki? Kadın kendisine has özellikleri beğenmeyip hanım hanımcık bir hayatı beğenmeyip başkalaşmaya başladı. Bu özenti eskiden beri vardı. “Kadının adı yok”tan öte yana batıda ise “feminizm” akımının tesiriyle kadınlar hep ailenin reisi olma hakkının neden erkete olduğunu, kadının neden aile reisi olamadığını sorgulamaya başladı. Düşünmedi ki kadının bunca işinin yanına bir de evin, ailenin reisliği işleri ilave edilirse kadın bunalır altından kalkamaz pişman olur. Varsın o yük erkekte kalsın. Bunu bir üstünlük görmeye devam etti kadınlar. Daha güçlü daha vakur görünmenin yolunun bu olduğunu düşündüler. Erkekler de “bir yük omzumdan gitti hafifledim” den ziyade “gücü kaptırmış, idareyi başkalarının insafına bırakmış” gibi hissettiler. Adeta kendisini köle gibi zannettiler ve ”bırakmam da bırakmam” anlayışıyla karşı taarruza geçtiler. İşte bu aklın sonucu başa geçen kadınları aşağılamak için “başımıza gökten taş yağacak” şeklinde bir anlayışla kendilerini mağdur gösterme gayretine girdiler.

Kadının o eski halinden eser yok denilen bu yanlışlığa neden düştü? Kadınlar erkeksileşince hem kötü hem de aslından uzaklaştıkça o takdire şayan kimliğini kaybetti. Bu çizgiden uzaklaşma erkeksi kadınları ortaya çıkardı. Eskiden erkekler için dahi olumsuz sayılan saygıdeğer erkeklerin bile gitmediği ancak böyle birinin burada görülmesiyle hayretler içerisinde kalındığı ortamlar artık kadınlar için normal” sayılmaya başlandı. İşte kadın kimliğin buralarda kaybetti. Saygı duyulmayan “berduş” kadın tipleri zuhur etti. Kendisine böyle denilmesinde kadınlar da mutlu oldular. Eğlence mekanlarında erkek kadar kadın da var. Bir zamanlar kapısının önünden mecburen dahi geçilse, “hızlı yürü çabuk geçelim şuradan” denilen yerler maalesef kadınla dolu.

Buna mukabil erkek de ters orantılı olarak daha yumuşak daha kadınsı bir hal almaya başladı. Giyimiyle davranışıyla yaşantısıyla hal ve hareketleriyle bazen “geçim ehli” bazen kadının emrinde bazen de “nonoş” denilecek tiplere doğru yol aldı. Kadın çizgiden çıktığı gibi erkek de çizgisini muhafaza edemedi. Zaten karşılıklı olarak bu özden kopuş bu günkü neticeyi doğurdu.

Biraz önce TV’de bir kadın cinayetinden daha bahsedildi. Akçakoca’da anlaşamayan, üç çocuk annesi bir kadın üç defa boşanma davası açmış. Üçüncüde kocası tarafından bıçaklanarak öldürülmüş. Sonra da aynı bıçakla kendisini öldürmüş. Bu son yaptığı gayet makul. Öldürüp kaçmamış. Cesetlerin evden alınışı cenaze arabasına konuluşu ibretlik hadise. Dünyada iken sağ iken yana yana gelemeyen iki insanın cansız bedenleri tabutlar içerisinde yan yana konularak götürüldü. Ne kavga vardı ne de bıçak vardı görünürde. Yaşarken birbirinin yüzüne bakmayan baktığı zaman da şiddet olarak ortaya çıkan bu sevgisiz duruma rağmen şimdi sessiz şimdi düşmanlıklar nefretler sessizliğe bürünmüş yatıyorlar. Bu sessizliği dünyada iken yaşasaydınız iyi olmaz mıydı? Bir Çin atasözü vardır. “Ağaçların dalları toprak üstündeki kısımları bir rüzgar estiği zaman kıyameti koparırlar ses çıkarırlar. Onlar kavga ederken toprağın altındaki kökleri sessiz sakin ve barış içerisinde bir arada yaşaralar” der. Yani illa ki ölmek öldürmek mi lazım toprak altında mı sakinleşeceksiniz?

Dün mahallenin kızlarına laf ettirmeyen erkelerin yerini şimdilerde komşusunun karısını, gelinini ayartan ahlaksızlara dönüşmüştür. Bu kadar kepazelikle yaşayan batı ahlaken de medeniyet olarak da iflas etmiştir. Bizi de o çukura doğru itelemektedirler. Bu konuyu gelecek yazımda ifade edeceğim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.