Selami Mutlu

Selami Mutlu

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Kanal bahane rant şahane!

A+A-

İstanbul’un altına bomba koyar gibi bir çılgınlık. Konuya ilişkin ağzı olan konuşuyor. Asıl konuşması gerekenler de konunun uzmanları bilim insanları. Üfüren de çok rant için kuyruğa giren arsa kapıp yapı kooperatifi kuranlarda çok. Demokrasiler de elbette ki herkesin fikir söyleme konuşma özgürlüğü vardır. Ancak bu tür konular bilimin ve onun uzmanlaşmış kadrolarının işidir. Bilgi sahibi olmadan söz sahibi olunur, ağzı olan konuşursa orada kaos oluşur. Ne sonuç alınabilir ne de çözüm sağlanabilir Bu nedenledir ki konunun uzmanı bilim adamlarının verilerine bakarak değerlendirmelerde bulunmak gerekir. Bu bilimsel değerlendirmelerin sonucun da siyasetin de yol tercihi yapması yürümesi gereklidir.

Öğle yaptım oldu. İsteseniz de istemeseniz de yapacağız diyerek sokak edebiyatıyla sokak politikası yapmak İstanbul’a ihanet etmek olur. Zamanımızda bilimin hiçe sayılarak her konunun Allah’a havale edildiği, deprem ve çığ felaketlerinde olduğu gibi kader diye etiketlenerek işin içinden çıkılmaya çalışıldığı varsayılsa bile, bu tür zihniyetlerin hâkim olduğu ortamda aykırı kişiler ve bu kişilerin oluşturduğu merkezlere bağımlılık gösterenler çıkabilir. Böylesi önem arz eden projeleri gerçekleştirecek olan muktedirler her şeyden önce ülkeye getireceği yarar ve zararları değerlendirmek zorundadırlar.

Böyle bir projenin yapılması halinde sadece İstanbul’a değil ülkeye getireceği zararda felaket boyutunda olacaktır. Bu adeta İstanbul’un altına bomba koymak gibi değerlendirilmelidir. Getireceği zararlar saymakla bitmeyecek kadar çoktur. İstanbul’un su kaynaklarımı, barajlarımı yok olacak dersiniz, Karadeniz’den gelen üst akıntının Marmara denizindeki canlı hayatı yok ederek bataklığa dönüşerek hidrojen sülfür üretmesiyle yok olacak doğa ve canlı hayatının etkilenmesi mi dersiniz, o sülfürlü havayı soluyanların cinsel hayatının bitmesi mi dersiniz. Saymakla bitmeyecek olumsuzluklarının yanı sıra o bölgenin Katar adasına ve Rant adasına dönüşerek on altı milyon nüfusa ulaşmış kente birkaç milyon insanın beton yığınına dönüşecek adaya gelmesi ile doğacak asayiş trafik ulaşım sorunlarının yaratacağı problemler de işin cabası.

Tarım alanlarının yok olarak beton yığınına dönüşmesi ormanlarının yok olması asayiş ve trafik sorunlarının daha da kötüleşmesine yol açacaktır. Bu sadece işin gözle görülür yönüdür. İstanbul da daha da büyük görünmeyen sorunlar oluşacaktır. Bütün bu sorunların yanı sıra oluşturulmak istenen projenin bir de askeri boyutu vardır. Askeri uzmanlarının ifadeleriyle güvenlik ve savunma sorunlarının yaşanacağı varsayılmaktadır. Çıkacak olumsuzlukların yanı sıra Montrö Anlaşması tartışılır olacaktır. Bu anlaşmanın rafa kaldırılır olmasıyla ülkenin boğazda ki kontrol ve gelirleri kalkacak ve bundan en çok ABD yararlanacaktır. Piyasa kapitalizmiyle dünyaya jandarmalık eden ABD barış gölüne dönüşmüş olan Karadeniz’e inerek Ortadoğu dâhil Türk Cumhuriyetlerini, Sovyetleri, bölge devletlerini kontrolü altına alacaktır. Bu durum Sovyetlerin hesabına gelir mi? Kabul görür mü? ABD bölgeyi kendi denetimi altına alsın diye ülkemiz risk altına sokulmamalıdır.

Bu projenin başlangıcını yapan ABD daha 2006 yılında ülkemize dönemin eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ı göndermiş konuyu gündeme getirmiştir. Proje ABD projesidir ve ülkemizi tehlike altına atacaktır. Sınır güvenliğimiz PKK-PYD tarafından tehlike altındayken ülkemden yana değil de PKK teröristlerine destek veren ABD’ye nasıl güvenilir?  Bu tehlikenin karşılığında Türkiye’nin kazancı yaratılacak Rant ile susturulmasıdır. ABD’nin oynadığı hükümranlık oyununa alet olan zihniyet ülkenin onurunu da geleceğini de zora sokar. Dünyanın hiçbir yerinde doğal ve getirisi olan bir boğaz varken bir başka kanala başka bir ülkenin çıkarları için akıl-bilim-mantık dışı hiçbir katma değer yaratmayacak, milli çıkarlarını gözetmeyen ülkesini askeri-ulaşım-demografik-susuzluk gibi riskler altına sokacak bir projeye nasıl olur da olur verir? Boğaz da gemi trafiği oluşuyor derseniz artık yoğunluk yaşanmıyor. Petrol ve gaz artık boru hatlarıyla taşınıyor. Ceyhan- Samsun boru hattı da devreye girince günlük geçişleri 20 adede düşen gemi sayısı 5-6 adede düşecek.

Yoğun bir ekonomik krizin yaşandığı, işsizliğin intiharlara neden oluşturduğu ülkede, ekonomik, ticari, tarım, üretim ve en başta deprem önlemlerinin alınması gereken ülkemizde yapılması gerekenler varken ülkeyi riske atmak ve büyük bir borçlanma yaratacak girişimlerde bulunmak önceliğimiz olmamalıdır. Türkiye kıt kaynaklarını olası bir deprem hazırlığına Sanayi-bilim- Teknoloji ve İnsan kaynaklarına yatırması gerekirken, kalkıp böyle hayal dünyasının Rant içeren çılgınlıklarına yatırması kabul görmez.

Günümüz siyasetçileri, akıl ve duygularının başkaca ülkeler tarafından yönlendirilmesine izin vermemelidir. Siyasilere yakışan akılcı ve bilimsel düşüncelere ve önermelere itibar edecek kararlara imza atmalarıdır. Dürüstlük en doğru siyasettir. Yalan beyanlarda bulunarak halkı kandırmak siyasetin işi olmamalıdır. Gözleri olup ta görmeyeni, kulağı olup ta duymayanı dili olup ta söylemeyeni artık bu millet bilmektedir. Bu gün ellerinizle ateşe attığınız İstanbul’u yarın gözyaşlarınızla da söndüremezsiniz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.