Cemal Kayı

Cemal Kayı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Kiracı

A+A-

Gerek öğrencilik gerekse iş hayatım boyunca hep kirada oturan adam oldum. Evi olup ta kiraya vermenin nasıl bir duygu olduğunu bilmiyorum. Şayet ev sahibi olup evini kiraya veren olmuş olsaydım sanırım benim ev sahiplerim gibi olmazdım. Otuz yıllık Avrupa yaşamımda aşağı yukarı üç defa ev değiştirdim, böylece üç semti de iyice tanımış oldum.

Gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da bizim yörenin deyişiyle; “Ala yorgan” sırtımda semt semt şehir şehir, ülke ülke dolaştım. Avrupa’da yaşayıp kazanmama rağmen ancak ikibinli yıllarda mülkiyeti bana ait Türkiye’de evim oldu. Herkes ev bark sahibi olurken hatta kışlık yazlık sahibi olurken ben hep kiralarda kalıp bazen, Güllü Teyzenin, bazen, Şakir Amcanın bazen de bunlarla yetinmemiş olmalıyım ki, Avusturyalı Rogy’nin kiracısı oldum. Mahkemelerde uğraştım. Kiracı derneklerinin kapılarını aşındırdım. Kendini bilmez ev sahiplerinin sitemlerine katlanıp, ağız kokularını çektim…

Hele bir Şakir Amca vardı; prostat ameliyatı olmuş torba takmışlardı. Sağ diz kapağının üstüne kadar sallanan sidik torbası, dökülmüş hali, saç baş dağılıp feri sönmüş gözleriyle bacaklarını sürükleyerek yattığı dut ağacının altından kalkar, daha ayın otuzunda pencerenin önünden defalarca geçerek hatırlatma turlarına başlardı. Şakir Amcayı bu halde gören aile efradı günlerce ekmekten aştan kesilir, huzursuzluk eve, aileye yayılırdı…

Bende nasıl bir şans varsa hep Almancıların evi denk gelir, kiracı olduğum sürece ne Almancıların kesin dönüş yapacak oğulları ne de gelin olup benim oturduğum eve yerleşeceği söylenen kızları tükenirdi…

Öykün; (Büyük oğlan) Baba, Ana “Ben gayri akıl baliğ oldum, sizden ayrılıp kendi ayaklarımın üstünde durmak istiyorum. Kız arkadaşım Susanne ile hem çalışıp hem okuyacağız” dedi. Bunun üstüne, iki gün gece gündüz ağladık. Sanki oğlumuzu yaban ellere gelin veriyormuş gibi olduk! O hafta boyu aklımıza düştükçe;

“Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar

Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler”

Türküsünü bazen internetten bulup söyleyene eşlik ederek, bazen de kendimiz söyleyerek salya sümük höykürdük…

Hanımla oturup “hasbihal ettik”, “Bunlar nereden şimdi ev bulup ta hangi parayla nerede oturacaklar, en iyisi biz çıkalım evi, Öykün ile kız arkadaşı Susanne’ye verelim” dedik. Kendimize yeniden bir ev bulup dayayıp döşeyerek On ikinci (Meidling) Viyana’ya taşındık…

On ikinci Viyana’da dokuz seneyi zor doldurduk. Sanki biz, “Evliya Çelebi” gibi rüyamıza giren “Ak Sakallı” dedeye; “Ya Şefaat” diyeceğimize, “Ya seyahat” demiş gibiydik. Dokuzuncu yılın sonunda bu kez de ortanca oğlan Özgün; “Baba Ana, bu böyle olmuyor! Benim de kız arkadaşım arkadaşlarım var, ya sizler bu evi bana bırakıp kendinize yeni bir ev bakın, ya da ben sizlerden ayrılıp başka bir eve çıkıyım” dedi. Gene hüzünlenip gene ağladık… Sanki bu sefer de ortanca kızımız Papau Yeni Gine’ye gelin gidiyordu! Oğlanları bir türlü ikna edemiyorduk, bunların acısıyla içkiye başladım…

İnternetten;

“Gınayı getir aney

Parmağı batır aney

Bu gece mısafirem

Goynunda yatır aney”

Türküsünü bulup Özgün (Ortanca Oğlan) geldiğinde belki yanık sesle okuduğumuz feryadımıza dayanamaz da vazgeçer düşüncesiyle, sesimizi iyice yükseltirken heyecanlı bir tip olmamdan dolayı masadaki tabakları kapıp ellerimizde tartıp sallanarak ben önde hanım arkada masanın çevresinde tur atarken kesime giden kurbanlık danalar gibi bağırıyorduk.

“Bu gece misafirem

Goynunda yatır aney”

Bu da işe yaramadı…

Hanmla oturup gene “Hasbihal” ettik. Bunlar nereden ev bulup nereye gidecekler gel biz bu evi Özgün’e bırakıp gidelim, biz nasıl olsa başımızı sokacak bir yer buluruz” dedik. On ikinci Viyana’daki bu evi de Özgüne bıraktık. Biz gene “Ala yorgan” sırtımızda, şu andaki evimize Yirmi İkinci Viyana’ya (Donaustadt) taşındık…

Şimdi en küçük oğlan Kayıhan Süleyman’da büyüdü, on sekiz yaşına girdi. Kayıhan’ın da Bianca adında bir kız arkadaşı var, şimdilik yanımızda gelip gidiyorlar ya, ödümüz kopuyor! Üniversiteye başlayınca; “Baba, Ana ben de büyüdüm, artık sizlere yük olmak istemiyorum. Ayrı ev bulup çıkacağım, hem çalışıp hem de okuyarak üniversiteyi bitirmek istiyorum !!!” derse. Onun türküsünü de hazırladık. İlerde zorlanmayalım düşüncesiyle ara sıra söyleyip, ne olur ne olmaz düşüncesiyle şimdiden ağlayarak ev bakıyoruz...

“Atladı çıktı eşiği

Sofrada kaldı kaşığı

Büyük evin yakışığı”

Sanki kızlar bizlere gelin gelmiyor da bizim oğlanlar kızlara gelin gidiyordu. “Kızım olsaydı gelin giderken çok ağlardım” dediğim Hasan; “Cemal Abi, o eskidenmiş şimdi oğlanlar kız evine gelin gidiyor, iki oğlan everdim, ikisinin de yüzlerini bayramdan bayrama görüyorum, kaynanasının evinde yatıp kalkıyorlar" dedi…

Ülke olarak, Dünya olarak çok sıkıntılı dönemlerden geçiyoruz… Bilhassa şehirlerde ev kirasını elektrik, su parasını ödeyemeyen, evine ekmek götüremeyen milyonlar var. Okullar açılıyor, açılacak, evinde tableti olmayan, bırakın tableti televizyonu bile olmayan, televizyonu olup ta internet bağlatamayan gene milyonlar var…

Her çocuk güzeldir, her çocuk sevimlidir, her çocuk anasının babasının yanında fakir de olsa kıymetlidir. Çocuklar bir ülkenin geleceğidir… Şu anda ülkenin geleceği olan çocukların yüz binlercesi “TARİKATLARIN” elinde heder olmaktadır..

Zamanında kirasını ödeyememenin ezikliğini yaşamış biri olarak, dayanışmaya en çok ihtiyacımızın olduğu bu dönemde yardımlarımıza komşularımızdan başlasak onların ev kiralarını, mutfak elektrik masraflarını ya da çocuklarının eğitim harcamalarını gücümüz oranında karşılasak diyorum…

Saygılarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları