Cemal Kayı

Cemal Kayı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Küresel ısınma turnaların ölümü!

A+A-

Turnalarla selam gönderirdim. Hindistan’dan Himalaya dağları üstünden geçip, Malya Ovasında mola veren, Seyfe Gölünde sulanan turnalarla… Allı turnasıyla, Telli turnasıyla, Cennet turnasıyla…Ata Yurdumdan, Orta Asya steplerinden  geçen turnalar bana beş bin yılın izini gösterir, toprağının kokusunu taşırlardı…Bilirlerdi sanki benim garip halimi, bilirlerdi sanki benim nedenini bilemediğim duygularla coştuğumu, gizemli seslerinden esrik olup, göğüs kafesime sığmayan yüreğim elimde gezdiğimi…Yüreğimi  de sığdıracak bir yer  bulamazdım Seyfe gölünden, Kabak Ada’dan, Sarı Yalçıdan Kanlı Göl kayalıklarından başka…Bozkırın ortasında sabah çiyiyle ıslanmış bir kavun otunun kekremsi kokusu alıp götürürdü beni, bilmediğim ama bana hiç te yabancı gelmeyen diyarlara…Bir Tutku, bir alışkanlık, bir sevdaydı turnalarla aramızdaki ve sadece ikimize özgü…Hasret vardı selamımda sitem vardı, özlem vardı, çaresizlik vardı…İlk ben değildim turnalarla haber salan, ilk ben değildim turnalarla dertleşen…*V* harfi şeklinde katar, katar giderlerdi gökyüzünden, her seferinde çözemediğim bir gizem bulurdum seslerinde…Yüce gönüllüydüler uçtukları yükseklik kadar, gururluydular, alımlıydılar, güzeldiler geçtikleri memleketler kadar…Özlem yüklüydüler Karac’oğlan gibi, duygularını, sazlara sözlere dökmüş ozanlar gibi… Masumiyetin zarafetin sağlığın bereketin sembolü turnalar…*Sır içinde sır bulmuşuz turnaların dansında; SEMAH dönmüşüz sırlar içinde…

“Allı turnam bizim ele varırsan,

Şeker söyle, kaymak söyle bal söyle.

Eğer beni sual eden olursa,

Boynu bükük rengi soluk yar söyle.”

Hacı Taşan, Kırıkkale, Keskin türküsü

Dünya, ülkemiz küresel ısınma, doğayı hor kullanma, atık gazlar, orman katliamı, Hidroelektrik Santralları savaşlar, günlük hayatımızda kullandığımız gazlar nedeniyle iklim değişikleri sonucu kuraklığın, bazı bölgeler çölleşmenin kıskacı altında. Aralık ayı bitmek üzere, Doğu Anadolu Bölgesi dahil ülkemizin birçok bölgesine henüz ne yağmur ne de kar düştü. Sular, kesildi ırmaklar kurudu, pınarlar soğuldu. İç Anadolu’ya, Trakya’ya uzun bir süredir kar yağmadı. Çocuklar artık ne merdivenle kızak kayabiliyorlar ne de kartopu oynayabiliyorlar… Bu nesil bilmiyor karın üstünde saatlerce oynayıp, çoraplarının ıslanmasını, ayaklarının ellerinin üşüyüp uğunmasını…Oyunun heyecanıyla zamanı unutup akşamı ettiklerinde ıslanmış çorapları çıkarırken ağlamasını, soğuktan üşümüş ellerinin yeniden soğuk su ile yıkanmasındaki bilgeliği… Çocuklarımızın, torunlarımızın kuş çeşitlerini resimlerde görecek olması bizleri neden üzmemektedir.

Çocukluğumda Kanlı Göl birbirinden renkli, birbirinden güzel binlerce kuşla dolar, bizlere söyledikleri şarkıları rüzgarlarla gönderirler, onların güzel seslerini dinlerdik. Suda fazla kalmaktan üşür, kumlara sarılarak yatardık… Seyfe gölünde daha yirmi beş, otuz sene önce göl sazlarının türküsünü dinlerdim yattığım kamışların arasından bin bir hayal içerisinde… Gün doğarken flamingoların güneşin renklerine karışan renklerini seyrederdim, şiirler mırıldanırdım dizginleyemediğim duygularımın, coşkularımın zirvesinde…

Seyfe gölünde olmak isterdim

Şimdi…

Gün doğumuyla beraber

Flamingo pembesine

Bürünmek,

Ve o ruh haliyle

Göğe doğru

Yürümek…

Kanatlarımda,

Flamingo pembesi,

Başımda

Turna nişanıyla,

Dans etmek

Dans etmek

Dans etmek…

Küresel ısınma; iklimlerin değişmesine, buzulların erimesine, yağmurun sellere neden olmasına, deniz seviyesindeki su miktarının yükselmesine, fırtınaların verdikleri zararların artmasına, buharlaşma miktarındaki artışlarla beraber kuraklık ve çölleşmeye sebep olmaktadır.

2015 Aralık ayında yapılan Paris İklim Kongresinde yaptırıcı kararlar alınmış, ancak alınan bu kararlara fazla itibar edilmeyerek sanki bilinçli olarak kuraklık ve çölleşme sonucu doğacak açlık ve kıtlıklarla nüfus artışı azaltılmaya çalışılmakta, açlık ve kıtlığın getirdiği hastalıklar ve salgınlarla toplu ölümlerin yolu açılmaktadır…

Dünyayı en çok kirleten sanayileşmiş ülkelerin zararını, dünyayı en az kirleten yoksul ülke insanları çekmekte, dünyayı kirletenler dünyayı yönetenler olduklarından bir bedel ödememektedirler… Dünyanın içinde bulunduğu bu krizin çözümü için erken davranmak, yoksul ve iklim değişikliğinden fazla etkilenen ülkelere yardım yapmak, zararı azaltıcı önlemler almak o bölgeye ve o toprak yapısına uygun ürünler yetiştirmek gelişmiş ülkelerin yapabileceği işlerdendir.

Küresel ısınma dediğimiz iklim değişiklikleri, kuraklık, açlık, yoksulluk getirmektedir. Yirminci Yüz yılın hemen başlarında Sanayi Devriminden hemen sonra başlayan sanayileşmenin getirdiği yıkım, 1970 yılından sonra dünya ve iklim değişikliklerinde kendini hissettirmeye başlamış, atmosferde fosil yakıt denilen yakıt emisyonunun yoğunluğu artmış bu da ortalama sıcaklıkların artmasına sebep olmuştur. Buna literatürde; “KÜRESEL ISINMA” deniliyor.  Fabrikalar, savaşlar, savaş silahları ile motorlu araçların tükettikleri fosil yakıtlar sonucu ortaya çıkan CO2 (Karbon Dİ Oksit), CH4, Metan, CH10 Bütan gibi sera gazları atmosferde sıkışarak ısıyı artırmakta, artan ısı deniz suyunu ısıtırken, buzulların erimesine neden olmaktadır, bu da iklim değişikliklerini getirmektedir…

Şehirleşme, sanayileşme gibi nedenlerle ortaya çıkan iklim değişiklikleri insanı doğrudan etkileyen su kaynaklarının tükenmesine ya da kirlenmesine yol açmaktadır. Araştırmalar 2050 yılına kadar dünya nüfusunun %40’ından fazlasının su sıkıntısı çekilecek olan yerlerde yaşayacağını, su sıkıntısı çekilen bölgelerden su kaynağının olduğu bölgelere büyük göç hareketlerinin olacağını, suyunu paylaşmak istemeyenlerle sudan yararlanmak isteyenler arasında çatışmalar çıkıp, su için savaşların kaçınılmaz olacağını gözükmektedir.

Kuraklık nedeniyle, tarım alanları ekilemeyecek, ekilebilen yerlerden ise gerekli randıman alınamayacak, ekilebilen gıda ürünlerinin fiyatı çok yüksek olacağından yoksul bu gıdalara erişemeyecek, gene aç kalacak, yetersiz beslenme toplu ölümlere sebep olacaktır…

Ülkemiz su zengini bir ülke değildir. Türkiye’nin su potansiyeline göre kişi başına tükettiği su miktarı 1500 m3 tür. Hızlı nüfus artışı nedeniyle ileriki yıllarda kişi başına düşen su miktarının daha da azalacağı bir gerçektir.

Türkiye’de halâ su kaynaklarının ancak yarıya yakın bir bölümünün kullanıldığı söylense de yıllarca kar yağmaması ile, yağan yağmurun düzensiz olması, yeraltı sularının daha aşağılara inmesine sebep olmakta derinden çıkarılacak su hem masraflı hem de “HAZIRDAN YEME” anlamına geleceğinden yağış azlığı nedeniyle tabanda eksilen su miktarı daha da azalacaktır. Yüzeye yakın birçok su kaynaklarının soğulduğunu, pınarların derelerin kuruduğunu hepimiz çevremizde görüp üzülmekteyiz.

Şu anda ikimin böyle devam etmesi, barajların dolmaması, su sorunu büyük kentlerde bugünlerde pek hissedilmese de ileriki yıllarda çok büyük bir şekilde kendini hissettirecektir… Türkiye de suyun en büyük kullanıcısının %70’ le tarımsal alanlar, %15’ belediyeler, %15’le de sanayi kesimi tüketmekte, bilhassa maden aramalarda toprağın suyla ayrıştırılarak maden bulma çalışmaları ile, araba halı kilim yıkamada kullanılan suyun büyük bir kısmı heder olurken, tekrar yer altına inebilen atık su ise kirletilmiş olmaktadır.

Bir daha belirtelim; ülkemiz su zengini bir ülke değildir. Bilim adamları yağış seyrinin kırık bir testerenin dişleri gibi olduğunu, bazı yıllar üst üste yağışların bizi aldatmaması gerektiğini, su yokluğunun kuraklığa, kuraklığın tarımın çökmesine, tarımın çökmesinin ise, göçlere kıtlığa, açlığa, doğal dengenin bozularak, hayvan neslinin hızlı bir şekilde tükenmesine yol açacağını söylemektedirler…

Tüm bunlar ortada iken;

Arsızca, utanmazca, düşmanca sanki kendimiz bu ülkede, bu dünyada yaşamayacakmışız, çocuklarımıza, torunlarımıza yaşanabilir bir ülke bırakmamaya yemin etmişiz gibi, orman alanlarını yok etmekte, ormanları yakıp kesmekte, katliam şeklindeki avcılığa devam ederek doğanın süslerini yok edildiğinin, kıyıların , sit alanların, koyların betona boğulduğunu görmek istememekteyiz... Doğa, maden ocaklarıyla, hidroelektrik santralleriyle, maden şirketlerinin maden arama düzenekleriyle, zehirlerle, siyanürlerle tarumar edilip kâr hırsıyla yağmalanmaktadır.

Rant uğruna, para hırsıyla doğayı katletmek, bir anlamda içinde kendimizin de oturduğu binanın kolonlarını kesmek gibidir; bunu ancak ya intikam duygusunun körleştirdiği bir zihniyet ya da cehalet yapabilir…

Zaman geçirmeden Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanmalı; “ULUSAL İKLİM VE SU POLİTİKALARI” belirlenip, alınan kararlar yasal güvenceler altına alınmalıdır. Ayrıca muhalefet partilerinin de bir “İKLİM VE SU POLİTİKALARI” belirleyerek, bu yönde çalışmalar yapmaları kaçınılmazdır…

Böyle giderse ülkemizde, yeryüzünde ne selam gönderebileceğimiz turnalar ne yeşil başlı gövel ördekler, ne bahçe duvarlarına yuva yapan ibibikler ne de kayalılarda öten keklik sesi duyup, gün doğarken göğe yükselen flamingoların büyülü pembesini seyredebileceğiz…

Soğulmak TDK, suyu ya da sütü kesilmek.

Uğunmak: TDK, acıdan kıvranmak.

Esrik: TDK, sarhoş, delice istek.

Saygılarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları