Eflatun Neimetzade

Eflatun Neimetzade

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Leningrad’dan Moskova’ya uzanan yol

A+A-

İlk yılı Leningrad’da sert soğuk oldu. Sıcak elbisem, yun takımım yoktu. Ayakların üşüyordu. Yun çorap almalıydım. Param yoktu… Oda arkadaşlarım bunu fark ettiler. Şan Bölüm öğrencisi Marusin(Rusya’nın tanınmış şan ustası, Devlet Sanatçısı) bana, “Eflatun Bey, lütfen al bu yun çorabımı kullan, al diyorum... İleride çalışırsın ve bana yenisini alacaksın…”.Yaklaştı, yatağıma bırakı verdi… Teşekkür ettim kendisine.
Volodya adında şan bölümü öğrencisi karı odada kalıyordu. Yanıma geldi: “Eflatun, gel birlikte çalışalım. Gece bekçisi çalışma yeri buldum. İki gün ben, iki gün sen… Olur, dedim. Böylece haftada iki defa çalışmaya başladım. Sonra Gemi tersanesinde gecesine 25 manata yeni iş bulduk. Volodya ile pirinç çuvallarını sırtımızda depoya taşıyorduk. Ağır çalışmaydı. Ağır oldu bana, bıraktım. Gemi tersanesindeki depolardan birinde gece bekçisi yerini bulduk. Bir ara orada da çalıştım. Mecburdum. Benim kış paltom, çizmem ve yun giyeceklerim yoktu. Çalışıp almalıydım. İkinci sınıfa dek geceleri çalıştım. Yukarıda yazmışım, Ağabeyim Tevfik Leningrad’a Cerrah gibi kurs almaya geldi. Durumu anladı: “Sen buraya okumaya gelmişsin. Derslerinle ilgilen. Sana her ay para göndereceğim, işlemeyi bırak…” Rahmetlik Ağabeyimi çok seviyordum. Yardım etti. Fakat üçüncü sınıftan Amatör Tiyatro Topluluğunu yönetiyordum ve Ağabeyimin yardımlarından imtina ettim.
Yetmiş yılında ilk reji hocam Tatyana Smirnova oldu. Onunla anlaşamadım. Kendisi uzun yıllar tanınmış rejisör Emil Pasınkova asistanlık yapmıştı, rejisör değildi; çok zayıftı, ruhumu geliştiremiyordu. İkinci yılı yeni hoca talep ettim. Profesör Yevğeni Sakavnin beni kendisi istedi. “Seni kabul sınavında çok beğendim. Bende okuyacaksın”, dedi. Baba gibi insandı, onunla “Prens İğor ve “ Boris Godunov”u çalıştım. Beni Boris Pokrovski’ye gönderdi, “Git ve ona anlat “Prens İgor” yorumunu, yeni müzikal redakteni. Çünkü o da Prens İgor”un hayranıdır, dedi.
Sokovnin ile baba evlat gibiydik. Çok yetenekli bir sanat adamıydı. Evinde ders veriyordu, yaşlıydı, fakat sanat dehasıydı. Moskova Bolşoy Operasına temsiller sergileyen büyük rejisördü. Fakat kalp hastasıydı. Bir gün evde ders yapıyorduk. Boris Pokrovski’ye telefon etti. “Borya, dedi, ben hastayım, biliyorsun, sana öğrencimi gönderiyorum, dikkatini çekecektir. Onun reji yorumunu dinle. Ve sen onu sınıfına al, iyi öğrencimdir…” Sonra özel hayatlarından konuştular…
“Sen, Eflatun, hazırlan, hemen Pokrovski’ye  git. O seni bekliyor. Ben rektörle konuşacağım. Derslerin Bolşoy’da olacaktır”, dedi ve Pokrovski’nin ev telefonunu bana yazdırdı.
Hocam ciddi hastaydı ve sanki öleceğini biliyordu. İki gün sonra telefon ettim Boris Pokrovski’ye . “Hemen gelin, sizi bekliyorum”, dedi. Rektörlükten bilet aldılar ve ben İvedi trenle Moskova’ya gittim. Bolşoy Operası binasını tanıyordum. Birinci kapıdan içeri aldılar ve Başrejisör, Boris Pokrovski’nin makamına götürdüler.  Büyük, şahane odasında bana elini uzattı. Yumuşacık zarif eli vardı dünyanın en büyük Opera rejisörünün. Önünde yer gösterdi.  Yazmış olduğu “Rejisör Opera Sergiliyor” ve başka kitaplarını da yanıma almıştım. Odasındayken önce imzalattım kendisine. İlk olarak “Boris Godunov” ve daha önemlisi “Prens İgor” operalarının reji yorumunu epeyce anlattım kendisine. Kendi versiyonumu anlatmış oldum. Özellikle “Prens İgor” operasının yeni müzik redaktesini dikkatle dinliyordu. Konservatuar Kütüphanesinde bulduğum Aleksandr Borodin’in el yazısını gösterdim kendisine. Aldı, çok dikkatle baktı, baktı… “İlginçtir, bunu nasıl buldun? Evet, bu besteci orijinalidir, evet…” Böylece yeni reji yorumumu kendisine detaylı anlattım. “Beni ikna ettin,  ben doğruların yanındayım. Yorumunu da beğendim. Dinle Eflatun.
eflatun-neimetzade-025.jpg

MOSKOVA’YA, BOLŞOY’A DERSLERE GİDİYORDUM

…Sakavnin kadim dostumdur. Hiç zaman bana ricada bulunmadı. Senin bende okumanı rica etti. Ona kendim gibi inanıyorum. Seni bir şartla öğrenci olarak alıyorum. Ben Leningrad’a derslere gelemem. Sen ayda üç-dört defa iki gün bana geleceksin. Konservatuvarda ise Asistan Hocanız Margarita Clutskaya olacaktır. Sakavnin sabah beni aradı ve Rektör Serebryakov da buna izin veriyordur, dedi.”   Ayrıca Dilekçeyi de imzaladı, Öğrenci olarak Nemetzade’yi kabul ediyorum, yazdı, bana uzattı ve kalktı: “Seni kutluyorum, yorumunu iyi anlattın. Böylece derslere aralıksız gel…”
Sevindiğimden uçuyordum, kendimi uzaylılara benzettim, o anda, elbette…  Bir dünya rejisörü, kıymetli Hocaydı Boris Pokrovski. Onun öğrencisi olmak kolay olmuyordu… Sınavımı iyi verdim ve beni tanıdı ve yazılı imzasını alıp geri döndüm. Dekanlık bu teklifi kabul etti ve öğrenciler beni resmen kıskanmağa başladılar. Kolay değil, dünyanın sayılı rejisörü, Bolşoy’un kırk sekiz yıl Başrejisörlüğünü yapan deha sanat adamının artık resmi öğrencisiydim.
Yetmiş iki yılından ayda üç, bazen de dört defa Bolşoy Operası’na kendi evim gibi gidiyor, Hocam Boris Pokrovski ile muhteşem odasında çalışıyor, ders alıyordum. İlk çalışmam “Pren İgor’un yeni sahne versiyonu üzerine oldu. Anlattıklarım ve bulduğum bestekâr El yazısı onun dikkatini meşgul etti. Olay böyle gelişti. 
Aleksandr Borodin “Prens İgor”  operası için Prolog ve Epilog yazmıştır. Fakat nasıl olmuş, kim yapmış, bilinmiyor? Birileri Proloğu yok etmiştir. Ve sonralar Epiloğu Prolog olarak yapmışlar. Kim bunu yaptı bu da belli değildi… Opera İgorun eşine dönüşüyle bitiyor. Fakat dramaturgi kurallara göre böyle final operanın ideasına ters düşüyor. O zaman besteci amacı nedir? Sadece İgor’un evine, eşinin yanına dönüşü mü? Hayır. Peki, neden şimdiye dek rejisörler, bestekârlar, dirijorler bunu düşünememişler? Böyle bir finalin sonucu hem besteci ideasına, aynı zamanda temsilin de yorumuna zarar vermekteydi. Ve ben hala ilk hocam Yevğeni Sokovnin’e de düşüncelerimi söylediğinde bana: “Çok haklısın Eflatun. Ben de senin gibi düşünüyorum”.
“Hocam öyle ise siz neden Mariinsk Operasında “Pren İgor” operasını bu şekilde sergilediniz? Kendisine sordum. Çünkü finalde İgor eşinin koynuna atılır ve opera böylece bitiyor. Bununla seyirciye ne demek istediniz?” Hocam önce cevap veremedi, sonra gülerek:
“Şimdi ne yani, beni mi eleştiriyorsun?” Bunu bir uyarı niteliğinde söylemedi. Tartışmak için ortam yarattı bana. Çünkü böyle finalin olmasını kendisi de beğenmiyordu. Ama ileriye adım atan da yoktu. Ben de haklı olarak son kuruluşunu neden böyle bir finalle bitirdiğini merak ediyordum. 
Şimdi de Bolşoy’da izlediğim “Prens İgor” operası da aynen öyle bitiyordu. Reji Hocama aittir. Önümde Pokrovski gibi deha rejisör Hocam duruyordu. Öğrencisi olsam da sanat üzerine doktora yazan tek öğrenciydim. Mantık, çatışma, idea, ana amaç gibi konular benim ilgi alanımdı. Ayriyeten rejisör sanatının da ana malzemesi sayılıyor. Hocam beni dikkatle dinliyordu: Hocam, Cerrah ne zaman bıçağı eline alıyor derseniz? Hastanın tüm tahlillerini, analizlerini yapıp, dakik ne gibi hastalığı olduğuna karar verdikten sonra bıçağı eline alıyor ve Cerrahi ameliyata başlıyor. Doğru mu?
Pokrovski: “Doğru söyledin, devam et, analizini kanıtla bana, dedi. Sevgili Hocam, devam ettim, rejisörlük sanatında da böyle değil mi? Rejisör, her hangi bir operada ideayı olgunlaştırmadan, ideanı doğru bulmadığı süreçte opera üzerinde mantıken çalışamıyor. Çünkü sorulara cevap bulamadan provalara başlayamaz. Yani idea ve ana amacı dakikleştirmeden operaya kendi yorumunu getiremez, diyorum. Doğru mu Hocam?
Pokrovski: “Bu da doğru teşhis. Devam et, sonuca gel” dedi. Evet, Hocam, yeni yorum, yeni bakış, evrenselliğe, çağdaşlığa gidilen yolun başlangıcı sayılıyor. Bunları da sizin kitabınızdan okudum. Böyle desek: yeni bir binanın temeli sağlam yapılmazsa o bina yükselse bile çökme tehlikesini taşıyor, demektir. Hocam, “Bunu çok doğru söyledin”. Ders anında opera üzerine çalışmalarda Pokrovski bazen mahsus provoke sorular veriyordu, ters düşünce ve fikir söylüyordu ki benim konuya yaklaşımımı, doğru ve ya yanlış olduğumu kanıtlamış olsun. Fakat bu seferinde ben kendisini sıkıştırdım. Hatta hocamı suçlu buluyordum. Gerçekten de “Prens İgor” zor bir operadır. Final benim için büyük önem taşıyordu. Ben ders çalışmalarımda maketi bitirmiş olsam da, finalde tıkanıp kalmıştım. Kendisi de benimle aynı durumdaydı. Son temsilde hocamla az kala fikir ayrılığına düşecektim.
“Hocam af edersiniz, sizin Bolşoy’da sergilediğiniz temsilin finali de beni rahatsız ediyor. Böyle final akıllarda pek çok sorular uyandırıyor.  Ben sizden her şeyi öğrenmek istiyorum. Bu temsildeki reji yorumu soru uyandırıyor, sizden çok-çok, özür dilerim. Düşünüyorum da, rahmetlik Sokovnin’in Mariinsk Opera sahnesinde sergilemiş olduğu temsilde ve  Bolşoy’daki finalde de sonuç hep aynı. Düşünüyorum da - acaba rejisör  böyle finalde ne demek istemiştir? İgor sevgili eşinin yatağına geri dönüyor. Çünkü opera böyle bitiyor”.
 Pokrovski ya güldü, ya notaları çevirdi, bana net cevap veremedi. Baktı bana, yeni soru yöneltti: “Pekâlâ, dedi, sana katılıyorum. Benim temsilimde final yoktur. Aynı fikirdeyim seninle. Sen bir rejisör gibi nasıl bir final isterdin?” Soru ilginçti, hoşuma gitti. Sorunun doğru cevabı ideayı açıklıyordu. Benim kendi yorumum vardı aslinde, ilk defa hocama söyleyecektim ve onu şaşırtacaktım. Fakat dikkatli olmalıyım, yanlış duruma düşecektim ve akıllarına başka şey gele bilirdi. Pokrovski’nin tüm dikkati bana dikili duruyordu. Çünkü Hoca – Öğrenci arasında sanki ihtilaf başlıyordu… Durumu pek sevmesem de ruhumdaki sorulara cevap arıyordum.
“Sevgili hocam, dedim, bu sorunuza cevabım vardır. Sorunuzu cevaplamam için Poloves Dansında sonra tüm opera sahnelerinde hiç zaman sergilenemeyen II. Perdenin II. Tablosunun sergilenmesi gerekiyor. Çünkü final için bu tabloda önemli bir nokta vardır”
“Nedir söylemek istediğin? Açıkla bakıyım? O Tabloda senin dikkatini çeken nedir? Söyle bakalım?” Boris Pokrovski rejisörlükte sıradan bir rejisör değildi, dünyada ün kazanmış en büyük opera rejisörü idi. Canavar mı, Aslan mı, ne istersiniz düşüne bilirsiniz. Bu sanat adamını kolayca boş demagojik sözlerle kandırmak, ya da yanlış bir şey söylemek mümkün değildi. Ağzını açan gibi ne diyeceğini derhal anlıyordu. Bu sefer farklı konuşuyorduk, aynı dilde, aynı mantık çerçevesinde tartışıyorduk. Men ona dakik, mantıken doğru bir düşünceyi açıklıyordum ve o bunu farkındaydı. Finali şimdilik pas edelim ve Danstan sonraki  II. Tablo üzerine yoğunlaşalım. Çünkü Sovyet Opera Tiyatrolarının hiç biri bu tabloyu neden sergilemediğini kendisinden sordum: “Hocam neden bu Danstan sonraki II. Tablo hiçbir Sovyet opera sahnelerinde sergilenmiyor? Sizin temsilde de II. Tablo yoktur. Neden? Borodin bu tabloyu yazmıştır, ama temsillerde hiç sergilenmiyor?”
“Belki opera uzun olduğuna göredir. Bana göre bunun için”.
“Hayır, Hocam; özür dilerim, çünkü hayır diyorum! Bana göre operanın uzun olması sebep değil. Bu tablo olmadan finali konuşamayız, Hocam. Bu tabloda Rus esirleri İgor’un gözleri önünde dövülüyor, Rus esirlerine işkence veriliyor ve İgor bu sahneden sonra sarsılır. Vatanın zor durumda olduğunu anlıyor. Vatanı kurtarmak istiyor. Buna göre de Avlur’un ikinci defasında “kaçalım” teklifini kabul ediyor. Ama birinci defa ne diyor Avlura? 
“Nasıl? Ben ha,  kaçmak mı? Bana, İgora kaçmak hiç yakışmaz. Def ol git buradan, der ve Avlur’u kovar.  Fakat esirlerin dövüldüğü sahnede olaya farklı yaklaşır. Kaçmak sadece eşinin yanına, yatağına göre değil. Gidecek, vatanı toparlayacak, koruyacak ve düşmana karşı yeniden savaşa kalkacaktır, diye bunu daha mantıklı buluyorum. Ben böyle bir finalin doğru olacağını düşünüyorum. Eğer ben operayı sahneye koymuş olsam, dansla sahne bitmeyecektir. II. Tabloyu kısaltarak olayların akışını böyle sıralayacağım:
İgor Rus esirlerine işkence yapıldığını gözleri ile görüyor ve dehşet içinde kalıyor;
Bu fırsatı yakalayan Avlur derhal kendisine ikinci defa vatan elden gidiyor, düşman vatanı işkâl etmiştir, “kaçıp gidelim, atları hazırlıyım mı?”  
İgor teklifi kabul ediyor ve “Git atları hazırla, vatanı kurtaralım” der. Onun için şimdi eşi Yaroslavna değil, vatan önemlidir;
-Han Kançak kızını esir tutukları Vladimire ere veriyor;
-Han Kançak Ordusunu İgora karşı savaşa götürüyor.
B. Pokrovski: “Peki, idea nedir, Eflatun, söyle?
İdea - “Rus Ordularının birleşmesi ve düşmana karşı durmasıdır”.
Devamı vardır!
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.