Abdullatif Acar

Abdullatif Acar

Yazarın Tüm Yazıları >

Nerede o eski günler ve bayramlar

A+A-

On beş sene öncesine kadar o eski bayramların özlemini her fırsatta niye dile getirirler diye düşünmüşümdür. Meğerse özlemimiz geçmiş zamanlara değil, zamanın eskittiği değerlerimizeymiş; şimdi daha iyi anlıyorum.

Zaman su gibi akıp giderken nice değerlerimizi de alıp götürdü. Bugün birçok şeyin eksikliğini yaşıyoruz; insanlığı, sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, yardımseverliği adeta mumla arar olduk. Özlemlerimiz birazda yitirdiklerimiz için.

Çok yaşlı amcalardan eski günleri anlatmasını istediğinizde bir dokunup bin ah işitirsiniz. Neler, neler anlatılır… Siz dalıp gidersiniz, yaşamışçasına o günleri. “Keşke keşke” der, yutkunup durursunuz. O günlerde doğmuş olmayı arzularsınız. Huzuru ilmek ilmek hayatlarına nakşetmiş bu insanlar, bayramı sihirli bir değnek gibi, her dokunduğunu gülümseten, her misafir olduğu haneyi, mahalleyi, köyü, şehri güzelleştiren bir gün olarak bilirlermiş.

O günleri azda olsa yaşamış biri olarak fakirliğin, yokluğun huzursuzluğa sebep olmadığına aksine az şeyle de mutlu olunabileceğine şahit oldum. Bugün dolapları elbisenden geçilmeyen, hangi şeyi giysem diye kafa yorup mutluluğu arayan gençlerimize, bin bir çeşit oyuncaklar arasında esaretin en ağırını yaşayan çocuklarımıza yeni alınan bir kara lastik nedeniyle sevincinden ve mutluluğundan uyuyamayan eskinin çocuklarını anlatsanız inanmazlardı her halde. Bayramlık elbiseler aylarca öncesinden alınır bir köşeye konurdu da kimse el sürmeye kıyamazdı. Baktıkça o elbiselere hayallerimizle beraber bayramlara olan özlemimizi büyütürdük. Elbiselerimizi de bayrama hazırlardık sanki gönlümüzü ve ruhumuzu hazırlar gibi. Bayram namaz için Erken kalkmanın bir heyecanı vardı; gözler ovuştururken bayram diye sıcacık yataklar terkedilirdi kimseye sitem edilmeden. Güzel elbiseler giyilir, büyüklerle beraber caminin yolu tutulurdu. Cami çiçek açmış gibiydi adeta bayramlarda. Herkesin üzerinde bayramın gölgesi ve ciddiyeti düşer, içten içe, neşe ve sevinç kıpır kıpır yaşanmaya başlardı sabahın erken saatlerinde. Namaz kılındıktan sonra kimsenin evine gittiğini görmezdiniz. Sanki ölülerimizin bayramını kutlamak için ilk önce mezarlığa gidilir, kuran okunur, dua edilirdi. Bu arada evdeki yemeklerinin hazırlığını düşündükçe heyecanlanır, neşeye neşe katılırdı.

Ailenin en büyüğünün evinde sabah kahvaltısı yapılırdı. Küs olanların mecali olmazdı başkalarını suçlamaya, mazeretler ileri sürmeye. Kırgınlıkların bitirilmesi hususunda yola gelmeyen, inadını kırıp küs olduğu komşusuyla barışmayanlar kuzu gibi olurdu bayramda. İştahla büyüğünün eline sarılır, nice iltifatlarla bayramlar kutlanırdı. Bayramdır bugün kötülük olmaz, kin güdülmez, nefret edilmez düşmanlık beslenmez diye el öpülür “el öpenin çok olsun” duası alınırdı.

Bayram namazı çıkışı konaklayacak yeri olmayan bir misafir var mı caminin önünde veya köy meydanına, diye babamın beni birçok kez gönderdiği hala hatıramda... Gelen misafirin sebebi ziyaretinin sorulması edebe aykırı bilinirdi. Çünkü misafir rızkıyla gelir, bereketini bırakır giderdi. Onu duası alındı mı insan kendini bahtiyar hissederdi.

Öyle ki misafir odaları vardı zamanın şartlarında en güzel olanından. Kaşığı, çatalı, tabağı; yatağı yorganı, minderi her şeyi özeldi misafirin. Çünkü o tanrı misafiriydi. Misafire hürmetsizlik, onu gönderen Allaha saygısızlık bilinirdi. Yokluğa rağmen dipte köşeye muhafaza edilirdi yiyeceklerden bir kısmı misafirin gelme ihtimaline karşı.

Ekmek pişirilirken, yemekler karıştırırken, meyveler toparlanırken, tarladaki hasılat çuvallara konarken göz hakkı, gönül hakkı, misafir hakkı, komşu hakkı, çoban hakkı, yetim öksüz hakkı diye ikram edilirdi. Şimdi kul hakkı kalmadı, yetim hakkı yenirken ıstırap ve pişmanlık hissedilmiyor. Komşu komşunun külüne muhtaç diye bilinirdi; komşu komşuya uğrayıp oturmadığında “ateş almaya mı geldin, böyle acele gidiyorsun” diye sitem edilirdi. Şimdi insanlık bir tebessüme muhtaç duruma düştü. Komşu komşusuna güvenmiyor, akraba, akrep olmuş, hak hukuk kalmamış, herkes nefsi nefsi demeye başlamış. Bayramlar bayramlıktan çıkmış. Bayramlarda ziyaretlerden çok tatil düşünülüyor. Kalabalıklar içerisinde yalnızlıkların kıskacında ki insanlık can çekişiyor.

Bir cemaatimin vefatı dolayısıyla taziyeye gitmiştik. Aynı binada oturan birisine sorduk; “şu isimde ki komşunuzun evi neresi” diye. Bilememişti o isimdeki bir komşunsun olduğunu. Çok şaşırmıştık. Yanlışı geldik diye düşündük. Ancak adres doğruydu lakin insanlığımızın rotası hep yanlışı gösterdiğinden kimse kimseyi tanımıyordu. “Öyleyse ismini bilmediğiniz o komşunuz vefat etti haberiniz olsun.” Deyip ayrıldık o adamın yanından.

Niye eski günler, eski bayramlar diyoruz şimdi daha iyi anlıyorum. Ve gelin bu bayramda kendimize bir iyilik yapalım; üzerimize çöreklerden kara bulutları dağıtalım, küllenen değerlerimizden yeniden uyanalım, yeniden o özlemlerimize kavuşmak için zamanın inadına bir şeyler yapalım.

Mesela birbirimizi sevmemize, kaynaşmamıza, kalbimizin katılığının giderilmesine vesile olan selam vermekten başlayalım işe. Tanıdığımız ve tanımadığımız herkese selam verelim. Selam, tanığımıza daha da yaklaşmamıza, tanımadığımızla tanışmaya vesiledir. Çatık kaşlarımızın yerini tebessüm eden yüzümüz alsın. Sözlerimize ayar verelim, üslubumuzu düzeltelim. Kırmayalım, dökmeyelim yapıcı ve anlayışlı olalım. Yetimlerin, öksüzlerin başını okşayalım, yardıma muhtaç olanın yardımına koşalım. Hasta ziyaretinde bulunalım. Hayırlarımızı ve sadakalarımızı artıralım. Özellikler anne babamızın elini öpüp dualarını alalım, onlara ihsanda bulunalım. Kurbanla Rabbimize kurbiyetimizi sağlarken bu güzel hasletlerle de yakınlıklarımızı daha da pekiştirelim. Zira Allah için birisini ziyarete giden, Allah’ı ziyaret etmiş gibi olur. Fakire el uzatana Allah merhamet eder. Yardım eden yardım görür. İyilik eden iyilik bulur. Bu bayramda yerine getirdiğimiz kurban ibadeti sosyal dengeyi sağlayan, fakir ve zengin arasındaki açığı kapatan, fakir ve fukaranın et ihtiyacına bir nebze merhem olan bir ibadettir. Bu paylaşımlar hasedin, kinin ve düşmanlığın buzlarını eriten, yerine huzur ve sükûneti tesis eden en önemli vesilelerdir.

Selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları