Eflatun Neimetzade

Eflatun Neimetzade

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Saint-Petersburg`la Adeta Vedalaşıyordum (4. Yazı)

A+A-

Bilim doktoru, Doçent, Mihail Byalik, “Müzik Dramaturgisi” dersini veriyordu. İnce, sakin sesi vardı. Çok temiz insandı. Çoğu zaman dersi evinde yapıyordu. Şöyle devam etti:

-Çok enteresan ki beş yılda tamamıyla değişti Eflatun. İlk geldiğinde af edin, benimle de köy aksanında konuşuyordu. Bazen de yüksek sesle. Sınavını hatırlıyorum, yüksek sesle konuşuyordu, dört kişinin rolünü süper oynadı kabul sınavında... Doğrusu hepimiz şaşırdık, profesyonel aktör karşısında mat kaldık… Ama şimdi sanki bizden biriymiş gibi zarif, daha kibar ve sakin konuşuyor. Rusçası berbattı, şimdi baya güzel olmuş, her istediğini aydın Rusça’da anlatıyor bizlere. Tam bir rejisör olmuş. Aktörlüğünü gördük, adam bir profesyoneldir. Sobolev şanslıdır, gitti Bakü’ye. Anlatıyor ki, tam Bolşoy Opera Tiyatrosu temsili gibi sergilemiştir. E, kimin Öğrencisidir, büyük rejisör, Prof. Boris Pokrovski’nin. Ona layık da temsil sergilemiştir. Burada ikinci reji Hocası Slutskaya gibi tecrübeli Hocamızın da emeği büyüktür. Bir de bizler varız, onun manevi teminatıyız. Çünkü onu yıllarca, her yönüyle ufkunu açmaya gayret ettik, yetiştirdik, onunla yakından ilgilendik. Ne güzel, Pokrovski’den ders alıyor. Çok sevindiricidir ki, bizim tek Öğrencimiz Pokrovski’de okumuştur. Çünkü Pokrovski’ye haftada  iki defa gidip-gelmek de hüner ister, sabır ister. Geceler trenle git-gel, eh, bu hiç de kolay değil. Ama Eflatun inatçıdır, istediğini koparandır, tam bir rejisör adamına has keyfiyet Eflatun’da vardır. Biz onunla gurur duyuyoruz, sen bizim aileden biri olduğunu unutma, kesin. Gel başarılarını bizimle de paylaş, diyorum. Çok başarılısın ve gururumuzsun. Seni canı kalpten kutluyorum. Başarılar diliyorum. -Kalktı, kucakladı, oturdu. Hocalarımın da gözleri sulanmıştı. Hatta Byalik, “Eh, bu nasıl bir duygudur, aldı içimizi oyuyor sanki…”, dedi.

Profesör, Rusya Devlet Sanatcısı, Roman Tihomirov, Mariinsk Opera ve Balesi Başrejisörüydü. Bana Operada figüran Grubunda çalışmakta yardımcı olmuştu. Ona Asistanlık bile yapmıştım. Söz istedi:

            -Bir gün bana geldi. Çalışmak istiyorum, dedi. Ne oluyorsa olsun, figüran da çalışa bilirim. Çalışmasam, okuyamıyorum, dedi. Sevdim onu, evladım ve yakınım gibi. Dürüst ve gururlu olduğuna göre. Hemen Figüran Şefini çağırdım odama. Geldi. -Figüranlar her çıkışa ne kadar alıyorlar, -sordum adamdan? Üç rublya (üç manat), dedi. Bak, bu benim Öğrencimdir, her sahneye çıkışına on rublya (on manat) yazacaksın. Yaz ki, beş kere çıktı. Oldu mu? -Oldu, - dedi, aldı götürdü Eflatun’u odasına. O günden her akşam Opera ve Bale temsillerinde görev aldı. Bir kere de Makarov (ünlü bale sanatçısı) Spartak rolünde oynuyordu, Eflatun da yanında bayrağını  gururla taşıyordu. Azimle, gururla Makarov’un arkasında yer alıyordu. Güzel aktördür, başarılıdır, zahmeti sevendir. Böyle zahmet adamıdır, Eflatun.   Tırnaklarıyla yer kazdı, oydu, yolunu buldu, çalıştı-okudu, okudu-çalıştı. İki yıl figüranlık yaptı Mariinsk Operasında. Rahmetlik Sakavnin’e de,  bana da Asistanlık yaptı opera temsillerinde. Her yere koşturuyordu ve şimdi de mesleğine ulaştı. Çok cesaret ve zahmet adamıdır. Geceler gemide çuval taşıdığı oldu, çünkü maddi sıkıntıları vardı, bunu hiç konuşamazdı; kreşlerde “Noel Baba” oldu; sonra mesleğini çalıştı Petropavlsk Popov “Denizaltı Gemi Koleji”inde Amatör Tiyatroda rejisörlük yaptı. Vatanında doktora yapmış biri bu görevlerde çalışır mı? Yok der, “Ben bilim doktoru adam nere, çuval taşımak nere?” Ama yok, bütün bunları maddi yönden desteği olmadığı için yapmıştır. Helal olsun sana oğlum, sen doğru yoldasın. Ben de senin yerinde olmuş olsaydım, aynısını yapacaktım. Gel, yakın gel de, seni öpeyim. -Yaklaştım kendisine. Roman Hocam kalktı ve beni bağrına bastı, sımsıkı kucakladı ve öptü.

                        Başrejissör Roman Tihamirov İle Kardeş Gibiydim

-Hayran kaldım, bir gün de yanıma geldi ki Diploma temsilimin dekorlarımı, kostümlerimi Mariinsk Operası Atölyelerinde yapmak istiyorum. Bakanlığımız izin verdi, parasını da Bakanlık ödeyecektir. Antetti kâğıtta Bakanın imzasıyla resmi yazıyı da alıp getirmiştir. Aldım yanıma, Ravenski’nin (Mariinsk Operasının Müdürü) makamına götürdüm. Öğrencimizdir, dekorlarını, kostümleri bizim Atölyelerde yapmalıyız. Bakanın resmi yazısını da getirmiştir. Ravenski derhal onayladı ve dekorların yapımını da böylece güzel şekilde gerçekleşmiş oldu. Böyle yaratıcı gençlere yardım etmemek insafsızlık olur... O bunu hak ediyor. Ressamı da güzel insandı. Bölümümüzde eskizlerine baktık. Çok da kuvvetli dekoratördür. Artı, benden “Lenfilm”deki Opera–filmin kostümlerini istedi. Biliyorsunuz kostümleri ressam Solovyova yapmıştı. Aldı Solovyova`yı Bakü’ye götürdü. Adını afişlere, programa yazdırdı, hatta parasını da Bakanlıktan ödettirdi. Ve opera-filmin bütün kostümleri “Lenfilm” Stüdyosu`ndan onaylı alıp götürdü Bakü Operasına. Ben böyle başarılı, yetenekli gence nasıl da yardım etmeyim? Yarın bana yeniden gelmiş olsa, ne istemiş olsa, yine aynı yardımı yapacağım. Organize işini fevkalade yapıyor. Rejisör için önemli vasıfların tümü Eflatun’da vardır. Pokrovski boşuna mı onunla ilgilendi, Öğrenci olarak Eflatun`u sınıfına aldı dersiniz? Bizlerden hiç kimse, belki de ünlü rejisörü ikna edemeyiz. Ama Eflatun, başarılı biridir; reji yorumunu mantığıyla, yüksek cesareti ve üstün yeteneği sayesinde Pokrovski gibi dünya sanat adamını ikna etmeye kalktı ve başardı.

 Yarın Bolşoy Operasında çalışacağına bile güveniyorum. Pokrovski sadece onu kabul etti. Biz kimleri teklif etmedik. Hiç kimseyle ilgilenmedi, zaman bile ayırmadı. Rahmetlik Sokovnin, Pokrovski’nin telefonunu ona vermiş ve Pokrovski’ye de telefon etmiştir, bu kadar. Eflatun’u konuşturdu, inceledi ve yanına aldı. Şimdi de Bölümümüzün onuru ve şerefi sayılıyor. Onun başarısı bizlerin de başarısı sayılıyor. Hepimizi sevindirmiştir. Güzel bir temsil hazırlamıştır. Borodin’in Elyazısını bulmak o kadar kolay olmadı. Bana tüm olanları anlattı. Kütüphanede bulunan beş sandık büyüklüğünde dolaplardaki bütün notaları tek-tek incelemiştir. Bakınız ki yüz elli yıl bulunamayan el yazıyı Eflatun bulmuştur. Ne kadar onur verici olaydır. Çünkü sanatını seviyor, yorumu için bütün Arşivleri tek-tek taradı ve istediğini buldu. Bizim öğrenciler tembeller, Eflatun gibi olamazlar. Her şeyi kaşıkla ağzına vermeyi isterler. Eflatun ise parmaklarıyla gece gündüz etrafı oyuyor, geceleri gemilerde çalışıyor. Kolay mı bunlar? Hayır elbette. Ben seni seviyorum, çalışkansın, zahmet adamısın. Gel, ister ki, gel, her istediğini yaparız. Bölüm senin evindir. Bizi unutma. Sağ ol. - Kalktı, yeniden bana sarıldı, sımsıkı kucakladı.

    Dosent, Margarita Slutskaya Bana Annelik Yapmıştır

Profesör Margarita Sluskaya benimle en çok uğraşan annemdi gibiydi. Her şeyimle ilgileniyordu, çok sevdiğim insandı. Mendiliyle gözlerini silerek söz aldı:

-Beni Rektör aradı ve “Komisyonu topla ve sınavı yapın. Ben de sınavda olacağım”,-dedi. “Ama ben Bölüm Başkanı Pasınkov’suz sınavı yapamam”, dedim. -Ben Rektör olarak sana diyorum ki yapın, bu kadar. Kendim de sınavda iştirak edeceğim, dedi ve telefonu kapattı. Şaşırıp kaldım.

Sonra Eflatun yanıma geldi, tüm belgelerini aldım. Elindeki maketi göstermek istedi. O anda çok meşguldüm ve kendimi şimdi bile af edemiyorum. Ve kendisine aynen:

-Sen git dinlen, sınavda komisyon önünde hep birlikte bakacayız maketine, dedim. Rahatsız oldu, haklıydı, mülakat yapmalıydık kendisine, onu da yapamadık... Gerçeği söylemeliyim: evet, Bölümümüzde ona karşı yanlışlıklar oldu. Bizler ona karşı suçluyuz … Neyse. Sınav için Komisyon üyelerini tek-tek aradım. Gün tayin ettik. Eflatun’un elinde maket, koridorlarda hep dolaştığını görüyordum. Ama stresli bir durum ortadaydı. Bölüm Başkanı yoktu, beni Rektör sıkıştırıyordu, öte yandan da Eflatun maketle dolaşıyordu. Trajikomik durum yaranmıştı… Fakat öyle bir başarılı sınav yaptı ki, bütün Komisyon üyeleri şaşırdılar, donup kaldılar. Bu arada Rektör kulağıma fısıldadı:

-Ben boşuna mı sınav yap dedim sana? Bu çocukta bir şeyler vardır ki üzerine geldim. İşte sana gerçek yetenekli gencin başarısı. Alın onu, dedi.  Kalktı ve gitti.  Yani, Eflatun başarılı sınavıyla bütün Komisyon üyelerini, bizleri resmen utandırdı. Hepimize, “Buradayım, benimle hiç ilgilenmediniz, alın size – “Mat”, dedi. Ben bile ona zaman ayırmadığıma pişman oldum. Elbette kendisinden sonralar özür diledim… -Hocam ağlıyordu ve gözlerini aralıksız temizliyordu… -Gözyaşlarını silip konuşmasına devem etti:

- Fakat ikinci bir sorun çıktı. Rusçası zayıf, başka sınavları hiç veremez durumdaydı. Gittik rektöre, sağ olsun, altı sınavını da telefon etti Hocalara, formalite olarak puanları yazdırdı Eflatuna… Böyle bir durumla ilk defa karşılaşmış olduk. Rektör, arıyor Bölüm Başkanlarını, bu öğrenciye not verin, diyor. Tarihte rastlanmadık bir olay, bir mucize. İşte budur, sınavında hepimize, –“Alın size, sınav böyle oluyor”, diye bildi ve hepimiz onun önünde utandık. Çünkü Bölümde kendisiyle hiç birimiz, evet, hiç birilimiz insanlık namına ilgilenmedik, onun maketine bile bakmadık… Eflatun gerçekten de bize, burada oturan her birimize ders verdi, bizleri utandırdı… Rektör kulağıma fısıltıyla:

-Size yetenekli rejisör lazım, değil mi? Alın yükleyin dersleri, beş yıla  partisyon okumayı da öğrenecektir,- dedi. Ne beş yıl, Eflatun iki yıla notayla piyano çalmayı öğrendi. Bakınız, piyanodan en yüksek puan almıştır. Böyle zahmetiyle, Roman İrinarhoviç’in ifade ettiği gibi tırnaklarıyla, çalışarak hayatını kazandı, derslerinde de başarılı oldu. Sevdim onu. İnanın, Roman konuşurken gözlerim sulandı. Ben ağlıyorum, evet… Beni annesi gibi seviyor, saygılı, nazik biri olmuş. Nasıl da onu sevmeyelim? - Yeniden konuşamaz oldu, göz yaşları sel olup aktı, yüksek sesle ağladı… Her hes susuyordu, başlar aşağıya dikiliydi. Baktım yüzlerine, başlar aşağıya sallanmış, bütün Hocalarım gözyaşları akıtıyordu. Ben de ağlıyordum…

Rektör, Prof. Pavel Serebryakov Bir Dünya İnsanıydı

Komisyonda birisi vardı ki, öğrencilere kapısı hep açıktı. Prof. Dr. Anatoliy Dmitriyev, “Sovyet Halkları Müziği” Bölümü Başkanıydı. Bana “Opera Dramaturgisi ve Sovyet Operaları” dersini veriyordu. Süper piyano çalıyordu, iki ders sürecinde her hangi opera partisyonunu bana anlatıyordu, öğretiyordu. “Sevilya Berberi”, “Tosca”, “Prens İgor”, “Boris Godunov” ve saire operaların partisyonunu kendisinden iki yılda öğrendim. Ezberden biliyorum. O söz aldı:

-Borodin hakkında yazmış olduğum bütün kitapları evden ona getiriyordum. Okuyor, geri veriyordu. Sonra Arnold Sokar’ın kitaplarını getirdim, sonra Druskin’in kitaplarını. Tümünü okumuştur ve benimle tartışıyordu ders anında. Okumak onun ikinci mesleği sayılıyor. Ben şahidiyim bunun. Benim kitabını ezberden biliyor. Bana kaynakçalarını bile soruyordu. Hep neden, nasıl? Sorular yağduruyordu kurşun gibi. Ben de ilk günden, artık beş yıl oldu, onu çok severim. Bir gün de evimdeki Kütüphaneme bakmak istedi. Aldım yanıma eve götürdüm. Eşim çay getirdi. Hayır dedi, kitaplara bakmak istiyorum, dedi. Baka bilirsin, dedim ve yan odaya çekildim. Pek çok kitapları aldı benden. Verdim götürdü. Zamanla tümünü okudu. Bu bir Tanrı vergisidir, Margarita; o Bölümde tek fazla kitap okuyan Öğrencidir, diye bilirim. Hiç kimse onun kadar kitap okumuyor ve onun gibi de olamazlar. Eflatunu severim… -Mihail Byalik ona destek verdi:

-Bizim evden de benim ve Levik’in “Müzik Tarihi” kitaplarını aldı okudu ve geri getirdi. Eflatun kitap hayranıdır. Rejisör için bu önemli vasıftır. Okuyarak kendini bakın bu beş yılda nasıl da geliştirmiştir. Her akşam elinde kitap Mariinsk Opera Tiyatrosu foyasında dolaşıyor. Temsiller izliyor. Konserlerden kalmaz, opera temsillerin tümünü izlemiştir. Başka bir özelliği de vardır Eflatun`un. Yazıyor, çoklu yayınları vardır. Örneğin, Georgiy Tovstonogov’la (dünya ünlü rejisör) buluşmuş, onun Gara Garayev’le bağlı düşüncelerini ve rejisörlüğü ile bağlı makale yazmıştır “Gobustan” Dergisine. Getirip gösterdi bana. Eflatun rejisör ve yazardır ve kendini bu yönde de pekiştiriyor. Hayran kalıyorum ona. Sağ ol, Eflatun, iyi ki varsın ve bizleri sevindiriyorsun, dedi… DEVAMI VARDIR:

 

43

 

Saint-Petersburg Devlet Konservatuvarı, Opera Rejisörlük Bölümünde Öğrencilerin sınavını izlerken. Ortada, 3. Sınıf Ögrenci, Eflatun Neimetzade. Yıl 1973.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.