Eflatun Neimetzade

Eflatun Neimetzade

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Shakspeare’in eserleri çalıntı mı? Evet, çalıntıdır

A+A-

Azerbaycan Tiyatro Üniversitesinde öğrenciyken Tiyatro Tarihi Hocamız, rahmetlik Prof. Dr. Cafer Caferov derste anlatmıştı bizlere: “Shakspeare adında şair yoktur. Bu şahıs asker arkadaşının eserlerini çalmıştır ve dünya bilim adamları bunu kanıtlamaya çalışıyor”(1966). Daha sonra doktora çalışmaları için Moskova’daydım. Moskova Bilim Akademisinde, Akademik Prof. Dr. Keldış ile buluştum. Büyük akademisyen Keldış da doktora Tez danışmanım C. Caferov’un tezini savundu ve ekledi: “Dünyada tanınan bilim adamı Morozov bu hırsızlık olayını araştırıyor ve Amerika’da Panelde konuyu detaylı anlatmıştır”(1969).

İNGİLİZLER GADDAR, SÖMÜRGECİ VE ACIMASIZLAR

İngilizler olayı kapatmaya çalışıyor ve bu hırsız adamı hala da savunuyorlar. Çünkü İngilizler tarihin bütün kademelerinde hırsız, zalim, acımasız, sömürgeci olduklarını kabul etmiyorlar. Örnek olarak Doğu Asya’da Hindistan, Çin ve Afrika ülkelerinde sizin ne işiniz vardı? 1918 yılında İngiliz Tomson, Bakü Valisiydi. Burada İngiliz’in ne işi vardı derseniz? Bakü petrolünü sömürmeye geldiniz, halkımızın ekmeğini elinden almaya kalktınız. Fakat Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti zafer çaldı ve Tomson apar-topar, koşarak gemileriyle Bakü’yü terk ettiğinde, 27 Bakü Bakanını esir götürdü. Çok gaddarca, acımasızca, vahşice Türkmenistan çöllerinde cesur yiğit evlatlarımızı kurşuna dizdiler. İşte size sömürgeci, gaddar, hain, hırsız İngiliz ırkının acı kanıtları…

Shakspeare’e dönelim. Yıl 1976. Leningrad Devlet Konservatuarında Opera Rejisörlüğü Bölümünde okuyordum. Hocalarımın tümü deneyimli ve bilgili Yahudiler idi: Prof. Dr.  İsak Davudoviç Glikman “Dünya Edebiyatı Tarihi” ve “Dünya Tiyatrosu Tarihi’ni anlatıyordu. Konu Shakspeare idi, Glikman aynen şöyle dedi: “Evet, artık dünya bilim adamları da gerçeği biliyorlar. Bu adam hırsızlık yapmış, başka bir yakını arkadaşının eserlerinin elyazılarını çalmıştır. Vahim şu ki, arkadaşı savaşta ölmüştür ve savunacak kimseleri de kalmamıştır”.  Reji bölümünde beş öğrenciydik: iki Bolgar kızı; Rayna ve İzvorska, Vadim Melkov, Boris Flaks ve ben. Bu konu devamlı, aralıksız konuşuluyordu derslerimizde. Reji hocaları: Prof. Emil Pasınkov, Doç. Margarita Slusskaya, Doç. Mihail Byalik, Vladislav Strejelçik, Doç. Yuriy Saulov ve başkaları da aynı tezi savunuyorlardı. Ben rejisörlük dersimi Moskova Bolşoy Opera ve Balesi Başrejisörü, dünya ünlü, Prof. Dr. Boris Pokrovski’den alıyordum. On günde bir defa Moskova’ya derse gidiyordum. Hocam Pokrovski de aynen: “Shakspeare hırsızın tekidir. Arkadaşının eserlerini çalmıştır”, diyordu. Kısa ve net.

SHAKSPEARE, ARKADAŞININ ELYAZILARINI ÇALMIŞTIR

1971 yılında örgenciyken Leningrad Konservatuarında burs kazandım ve Polonya’da 9 ay eğitime gönderildim. Varşova’da“Pşiyazn” dergisi Genel Yayın Yönetmeni, yazar Bogdan Kurovski ile tanıştım ve dost olduk. Özel izinle, kendi arabasında beni bütün Polonya şehirlerine götürdü. Poznan’da beni ünlü rejisör Yeji Gratovski ile tanıştırdı ve onun çalışmalarında bulundum. Üçümüz yemek yedik. Çok şey konuştuk ve söz Shakspeare üzerine geldiğinde Bogdan şunu söyledi: “Evet, adam hırsızlık yapmış, en yakın arkadaşının eserlerini çalmıştır. Olayı bizler de biliyoruz”. Gratovski 1957 yılında Moskova Sanat Enstitüsünü bitirmiştir ve iyi derecede Rusça biliyordu. O da dostumun sözlerine ekleme yaptı: “İngilizler çalmayı iyi biliyorlar. Adetleri böyledir. Çalıyorlar, sömürüyorlar ve öldürüyorlar”.

Şimdi İngilizlerin hırsız olduklarının somut örneğini sunuyorum. Bilkent Üniversitesinde Öğretim Üyesiydim. Yıl 1997. Rektörlük, İngiltere’den Şofhper (adı böyleydi diye bilirim) adında birinin “Shakspeare’i iki hafta anlatacaktır”, diye bildiri gönderdi tüm Hocalara. Ben de gittim. Salon dopdoluydu. Çok arkalarda oturdum. Adam sahneye geldi ve konuşmaya başladı. Yanında çevirmen kadın Hoca vardı. Beş dakika olacaktı ki konuştu ve Şofhper aniden alay eder  gibi gülmeye başladı ve şöyle dedi: “Özbekistan’da birisi “Romeo ve Julyet”ten esinlenmiş ve “Leyla ile Mecnun” Balesini yazmıştır. Yani Shakspeare’i kopyalamıştır”. Dayanamadım, aniden katlım adamın soytarı gülüşünü zehir ettim. “Sus be adam…” bağırdım Şofhper’e. Salondaki tüm Hocalar aniden yerlerinde sanki rahatsız oldular ki gözlerini bana doğru yönelttiler.  “Lütfen söyleyin, dedim, neden dünya şirinin Piri sayılan Azerbaycan şairi Nizami Gencevi’nin “Leyla ve Mecnun” eserinin el yazısı İngiliz Kraliyet Müzesinde gizli tutuluyor? Onu neden Gence şehrinden çaldınız? Neden Azerbaycan’a vermiyorsunuz? Ayrıca yalan söylüyorsunuz”.

“ROMEO VE JULYET” KONUSU, NİZAMİ GENCEVİ’DEN ÇALINTIDIR

Adamın sureti karardı ve “Yes, yes, Nizami, okey…”, dediğinde sözünü kestim. Kadın her sözümü aniden çeviriyordu. “Bir kere Rönesans öncesinde, 1181’de N. Gencevi “Leyla ve Mecnun” eserini yazmıştır. Zikr ettiğiniz hırsız Shakspeare ise Barok döneminde, yani 350 yıl sonra yaşamıştır. Şimdi kim kimden aynı konuyu çalmıştır? Utanmadan yalan söylüyorsunuz. Özbekistan’da değil, yine yalan dediniz; Azerbaycan’da deha bestekâr Üzeyir Hacıbeyli Doğu’da ilk defa “Leyla ve Mecnun” operasını yazmıştır… Siz de, Shakspeare de hırsız ve yalancısınız. Ve sizi dinlemek istemiyorum”, dedim, salonu terk ettim ve bölüme geldim. Moralim bozuktu, çünkü soytarı Şofhper sırıtarak yalan söylüyordu ve salondakiler de susarak onu sakince dinliyorlardı.

Öğlen saat 13.30 civarında, Mütevelli Heyetten sekreter aradı: “Hoca Bey sizleri acil istiyor”. Hemen kalktım, dünya şekeri insan, Prof. Dr. İhsan Doğramacının makamına geldim. İçeri aldılar. Rahmetlik İhsan Hocayı çok seviyordum. Ulu Önderimiz Haydar Aliyev’in Danışmanı olduğumu iyi biliyordu. Makam odasında ileri-geri adımlıyordu. Sonra bana, “Otur, dinle”, dedi. Oturmadım, saygıdan. “Adamın dersini iyi verdin, İhsan Hoca dedi, ama üslubun kötüydü…” “Benim üslubum böyledir sevgili Hocam.  Yalanı, ikiyüzlülüğü sevmem. Salonda kimse konuşmadı, her kes susuyordu, neden?”.  İhsan Hoca yaklaştı, elini sırtıma koydu: “Haklısın, bu başka konu… Adamı yarın yolluyorum, gitsin buradan”, dedi.  Bir isteğin var mı?” sordu. “Hayır, Hocam, teşekkür ediyorum”, dedim. “Peki, gide bilirsin”, yumuşacık elini bana uzattı. Elini öpmek istedim, koymadı. “Seni severim Eflatun Bey, hadi git”, dedi. Dışarıya çıktım. Bölüme geldim, içim rahatladı… Aksi halde İngiliz soytarısı Şofhper,  iki hafta Hocaların beynini oyacaktı yalanlarıyla.

Gerçek şu ki, Shakspeare mutlaka Kraliyet Müzesinde korunan Nizami Gencevi’nin “Leyla ve Mecnun” eserini okumuştur, buna şüphe yok; “Leyla ve Mecnun”da Mecnun’un arkadaşı Zeyd vardır, onu korur. Aynen “Hamlet”te Hamlet’in yakını Horatsiyo vardır. Kurguyu da çalmıştır. “Romeo ve Julyet’in konusu “Leyla ve Mecnun’daki aşk konusu ile tıpa-tıp aynıdır. Diyaloglar, aynı sözler ve s. Okuyanlar bunu açık-aşikâr görecekler.

Barok dönemin başlarında Azerbaycan şairi Muhammed Fuzuli de “Leyla ve Mecnun” eserini yazmıştır. Her iki klasik şairimizin eserleri çalınıyor, konuları işleniyor ve dünya bu haksızlığa, adaletsizliğe susuyor. İngilizler bana göre acımasız, gaddar, yalancı, ikiyüzlü, sömürgeci ve sahtekârlar. Osmanlının çöküşünü başta Almanya, İngiltere, Fransa ve diğer Emperyalist devletler yapmadı mı? Tarihi belgelerde adres bu ülkeler gösterilir. Yakın arkadaşım bana “Sözcü” gazetesindeki haberi okumamı istedi. Okudum (“Sözcü”, 11 Mart 2018). Yazıda hırsız “Shakspeare, George North adlı yazarın basılmamış eserini çalmıştır”, denir. Bu sır değildir. Zaten Shakspeare’in eserlerinin çalıntı olduğunu dünya biliyor. İngilizler ise umursamıyor olayı: çünkü hırsız, sömürgeci, gaddar, zalim toplum oldukları aşikârdır.  Kanıtları sıraladım…

Emperyalist devletler meğer bu niteliklere sahip değiller mi?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.