Ahret olmasın ziyan

Ahret olmasın ziyan

Bizlere ömür veren ve yeryüzüne imtihan için gönderen Yüce yaratıcımız imtihanı kazanmanın getireceği sevinç mutluluk varken, üzülmek, hırçınlaşmak,...

A+A-

Bizlere ömür veren ve yeryüzüne imtihan için gönderen Yüce yaratıcımız imtihanı kazanmanın getireceği sevinç mutluluk varken, üzülmek, hırçınlaşmak, şikayet etmek, fitne ve fesada alet olmak, öfkelenmek kendimize burada da ötede eziyet çektirmek niye… Hamdolsun sonsuz şükürler olsun, evliyalar beldesi, şehit kanlarıyla sulanmış, cennet gibi bir ülkede Müslüman bir anne babadan dünyaya geldik. Yüce Yaratıcımızın Ell Rezzak c.c. olan ismiyle verilen yiyecek içeceklerle akıl nimeti sonucu bilgi ışığında kazanılan mal ve araçlar, organlarla donatılma, güzellikleri varken, hayatı sevgi, saygı ile kul olmayı her dakika, saniyeyi Yüce yaratımımızın istediği şekilde doya doya yaşamak ve yaşatmaktır. Dünya hayatı bize verilen ödüle ulaşılmak için istenilen bir yoldur. Bu yolun uzunluğu gayb aleminde sırdır bilinmez. Yolda yürünürken; imtihan için eş, çocuk, mallar, hastalıklar, kazalar, belalar, savaşlar v.b. sıkıntı ve üzüntüler sonucu nefsin afetleri karşımıza çıkar. Cenab-ı Hakkın yolunda nefsin terbiyesi adına, eziyetler, sıkıntıları ve duyulan acılar iman kuvvetinin verdiği dayanıklılık O’na sığınmanın yardımıyla her türlü acılara göğüs gerebilirler. Allah yolunda en çok eziyet ve sıkıntı çekenler peygamberlerdir. Hayatları büyük meşakkatlerle geçtiği halde vakarla ve sabırla Cenab-ı Hak’tan gelene razı olmuşlardır. Tüm hayatlarını işkencelere sabır göstererek geçirmeleri, onlardaki bu dayanma noktasının yegane kaynağının iman kuvveti ve Allah’ın yardımı olduğunu göstermektedir. Dünya, en büyük imtihan başarısı Allah c.c. yolunda ölmek Şehit olarak ahrete gidebilmektir. Katlanılan eza ve cefalar, rızasını kazanmak için O’na çok yakın eder. Dünyevi sıkıntıları elemlerini üzüntüleri yorulmaları, O’nun la olmak hafifletir. Abdülkadir-i Geylani Hazretleri buyurdu ki; “Ey insan, Dikkat et, ahiretin olmasın sakın ziyan. Dinin emirlerini yapmaya eyle gayret, Zira dünya geçici ebedidir ahret! Dünyayı, ahrete niçin tercih edersin. Niçin nefsin peşinden, akılsızca gidersin. Dünya işleri için geç kılarsın namazı. Hatta Allah korusun, kazaya kalır bazı. Lakin, namaz kazaya kalırsa, dünya için Nefse esir olduğu anlaşılır, kişinin. Halbuki Rabbimizin şöyle ki emri bize… Sakın tabi olmayın nefsi emarenize! Sen ise alçak nefse verdin ipin ucunu, Yazık! Göremiyorsun bu işin sonucunu... İyi bil ki, düşmanlık yapıyor sana nefsin, Buna rağmen, sen hâlâ nefsinin emrindesin. Halbuki nefsin sana esir olsaydı eğer. Dünya ve ahrette çekmezdin acı, keder. Ahret işlerine verseydin ehemmiyet. Her iki dünyada da çekmezdin hiç eziyet. Bu dünya fanidir ki bir gün biter elbette… Sonsuz kalınacaktır ve lakin ahrette. Eğer hırslı olursan, dünya toplamak için. Üzüntülü karışık çetin olur her işin. Allah emretti diye çalışır isen şayet İşlerin kolay olup, olmaz güçlük ve zahmet. İnsanlar, iki kısma ayrılırlar şöyle ki; Kimi dünyayı ister, kimi de ahreti. Yarın, ahrette dirilince insanlar Yine, aynı şekilde ikiye ayrılırlar. Kimisi, cennetlerde bulur sonsuz bir nimet Kimi de, cehennemde çeker acı, eziyet! Mahşer günü insanlar, bin sene bekletilir. Günahkar olanlara, dayanılmaz hal gelir. En sonunda derler ki, başlasa da bu hesap Razıyız cehennemde çeksek de acı azap. Bin ahiret senesi, o gün beklenecektir. Oranın bir günü ise, bin dünya senesidir. Lakin Allah’tan korkup günah işlemeyenler Arşı ala altında, bu vakti geçirirler. Çünkü onlar, rahatı terk ederek büsbütün Dine hizmet uğrunda çalıştılar... Uyanınız gafletten, yarın ecel gelince uyanırsınız zaten… Ölüm uyandırmadan gelin ki kendinize, o gün ki uyanmanın faydası olmaz size! Allah’tan başkasına tutulmuşsa kalbiniz. O hasta demektir ki tedavi ettiriniz. Ey insanlar! Her işi yapın sırf Allah için ihlası ancak böyle belli olur kişinin! İbadetler bile hem yapılmazsa, ihlasla… Yarın mahşer gününde faydası olmaz asla. Denir ki, bu ameli kim için yaptınsa hep, mükaafatını dahi git ondan eyle talep. Ey insan yazık sana Müslüman oluyorsun lakin ondan gayriye ibadet ediyorsun! Hak Teala var iken, uyuyorsun nefsine, hep tabi oluyorsun heva ve hevesine… Sonra sen bir darlığa düştüğünde, niçin hep Allah varken kullardan eylersin yardım, talep… O’nun hazinesinde ne yoktur ki, ey evlat! O’ndan başkalarına edersin müracaat. Kötü kimselerle olma ki hiç arkadaş kötülüğü sana da bulaşır yavaş yavaş. Ey oğul nimetleri niçin şükretmiyorsun yoksa sen nimetleri kuldan mı biliyorsun her nimetin sahibi Allah’u tela dır. Kul nimet gelmesine ancak bir vasıtadır. Katibin elinde kalem gibi ki aynen ondan gelenleri de Allah’tır ihsan eden. Teşekkür edilse de kulun iyiliğine o Allah’a yapılmış sayılır elbet yine…” Kalp, içinde bulunduğu çevrenin rengine, şekline ve yapısına bürünür. Maneviyatta yol almak için Allah’ın salih kulları ile beraber olup, kötülüklerden yanlışlıklardan uzaklaşılır. Kalbi hayatın muhafazası için salih ve sadıklarla beraber olmak kadar, gafil ve fasıklarla ünsiyetten şiddette sakınmak da çok önemlidir. Hz. Mevlana dünyada iken kim kendisine yol gösterecek kâmil insandan kaçarsa o; devletten, mutluluktan kaçmış demektir, Kâmil insan, insandaki manevi hastalıkları gideren bir tabiptir. Manevi hastalıklar kalbîdir. (Hırs, şöhret, şehvet, hased, kin, garaz, hiddet, cimrilik v.s.) gibi menfi duygular beden şehrimize hakim olabilecek duygulardır. Bu hastalıklar kalbimizde olduğu müddetçe bizim hakikati görmemiz mümkün değildir. Perde olan bu engellerin, yakılması veya yırtılması gerekir. Bu noktada kâmil insan yardıma yetişir. Hakk'ın kendisine verdiği manevi imkanla (sohbet, nazar, gönlüne girme, v.s.) bu hastalıklar tedavi edilir. Ahiret için çalışırsak Allah dostları ile olursak Allah’ın rahmeti çevremizi kuşatır. Her nefesin geri gelmesi mümkün değildir nefeslerimiz azalmaktadır. Günümüzü istenilen yönde götürmek .;’’ Ay doğmuyorsa yüzüne ve güneş vurmuyorsa pencerene, Kabahati ne güneşte; ne de ay da ara...Gözlerindeki perdeyi arala!.’’ Şeyh Sadi-i Şirazi de: Kalpde sirayet konusunda; “Ashab-ı Kehf’in köpeği sadıklarla beraber olduğu için büyük bir şeref kazandı. Öyle ki, Kuran-ı Kerime ve tarihe geçti. Lut peygamberin karısı ise fasıklarla beraber olduğu için küfre duçar oldu.” Cehaletin hızlı büyüdüğü memlekette, önce, akıl sonra insanlık ölür. Ya Rabbi! Hazret-i Peygamber (s.a.v) ile sahabe-i kiram arasında tahakkuk eden sohbetlerdeki güzellikleri bizim kalplerimize de ihsan eyle! Bizleri salihler cemaatiyle birlikte haşreyle! Selam ve duayla…

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.