Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim

Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim

İnsanlığın kurtarıcısı, son peygamber, gözümüzün nuru sevgili Peygamberimiz yukarıdaki hadisi söylerken elbette dindar olmaktan önce ahlaklı olmayı...

A+A-

İnsanlığın kurtarıcısı, son peygamber, gözümüzün nuru sevgili Peygamberimiz yukarıdaki hadisi söylerken elbette dindar olmaktan önce ahlaklı olmayı anlatmak istiyordu. Dini tamamlamak veya yaymak veya muhafaza etme için” demiyor güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. Bu demektir ki ahlaksızın dini olmaz. Ahlaksızdan dindar olmaz. Önce ahlaklı olacaksın sonra dini yaşamaya temsil etmeye dini etiketle etiketlenmeye hak kazanacaksın. İstediği kadar dindar olsun, dini kuralları bilsin Kuran’ı ezberlesin ahlakı yoksa hepsi boştur. İşte örneklerini görüyoruz. Ensar vakfında sadece geçenlerde yaşanan değil daha önce de aynı sapıklık yaşanmıştı Çorum’da. Çalıştığım bir lisede kızları halk oyununa çalıştıran öğretmen,  solcu arkadaşlarına öğretmenler odasında kızların arasına girip göğüslerine dokunuşunu ahlaksızca ”taş gibi” diye tasvir ederek ağzından salyalar akıtarak anlatıyordu. Tanıdığım ve sevdiğim bir ailenin kızı, dersine girdiğim kızı da vardı bu ekipte. Akşam ağabeyine söyledim, bu ekipten almasını istedim. Aldılar kızı. Ama kız da benden bildiği için küstü. Derslerimde parmak kaldırmadı bir daha. Bir başka sol görüşlü öğretmen de beden eğitimi dersinde kızlara ters takla attırmak için özellikle kızların bacaklarından tuttuğu şekli anlatıyordu. Bir başka öğrencimin babasıyla konuşup kızlarına rapor alıp o sapık öğretmenin dersine sokmadılar. Yani ahlaksızlığın bir guruba ait olmadığını anlatmak isterim. Bir imam efendi “öpüşen gençlik mi secde eden gençlik mi” diye nasihat ederken bir gün sonra caminin alt katındaki kız Kuran kursu öğretmeni bayanla öpüşürken yakalanıyor. İşte dindar ama ahlaksız adama örnek. Bu yazıyı esasen birilerinin ahlaksızlıkları üzerine ahkam kesmek için değil bu gün yazılarının hiç birisini baştan sona okumadığım okumaya değer bulmadığım Ahmet Hakan’ın yazısı üzerine yazmak istedim. Başkalarının ahlaksızlığı bizi ne kadar alakadar ediyorsa o kadar da rahatsız eder. Ama esas rahatsız eden şey kendi inancımızdaki adamların ahlaksızlığıdır. Bir eski Genelkurmay başkanının “paralel ile ancak Erdoğan mücadele edebilirdi” sözü üzerine Ahmet Hakan’ın, neden MHP’nin mücadele edemeyeceğini yazdığı yazı sebebiyle yazmak istedim. Her yerde ifade ettim ki ”ben milliyetçinin ahlaklısını severim” diyerek makamı, koltuğu ne olursa olsun ahlaksızları sevmediğimi söyledim. Ahmet Hakan, ”MHP mücadele edemezdi paralel ile. Şayet o kasetçilerden sonra mücadeleye kalkışsaydı en az 40 kaset daha çıkacağını bunun da MHP’yi bitireceğini” yazmaktaydı. Yani “MHP ahlaksızlar topluluğu gibi “ demek istiyordu sanki. İşte bu ahlaksızlar topluluğu asla bizim anlayışımızı temsil edemezler. Demek ki kasetçilerden daha çok ahlak fukarası varmış deşifre olmayan. Her kim ise bunlar da keşke deşifre olsaydı da kiminle dans ettiğimizi bilseydik. Paşa’nın anlatmak istediği bu yazıya göre “diğerlerinin kasetleri daha açıklanmayan kasetleri vardı. Onlar bu sebeple mücadele edemezlerdi, ancak bu konuda temiz olan, açığı ve kaseti olmayan Erdoğan mücadeleyi göze alabilirdi” demek istemiştir. Bütün ahlaksızlara lanet olsun. Hangi kılıkta aramızda olurlarsa olsunlar bütün ahlak fukaralarına yuh olsun. İkinci olarak da paşa, “paraleli en iyi bilen onların damarlarına kadar girebilecek tek insan Erdoğan olduğu için o mücadele edebilirdi” demek istemiş olabilir. Üçüncüsü de devlet imkanları elinde olduğundan ancak Erdoğan onları dize getirebilirdi” demek istemiş olabilir. Aslında yazımın başlığını Atatürk’ün “ben sporcunun ahlaklısını severim” sözünü koyacaktım ancak daha mükemmeli son anda aklıma gelince değiştirdim. Bütün ahlaksızlara bir defa daha lanet olsun. Ne saç sakal ne kılık kıyafet, ne de ünvanlar ahlaksızlığı kamufle edemez. Bir zaman sonra farkında olamadan veya gücü yetmeden bu ahlaksızlığı faş olabilir. Aynen MHP kasetçilerinin ortalığa dökülen hayvanlıkları gibi. Birazcık insani haysiyeti olan varsa ortalıktan çekilip kayboldu. Hem ahlaksız hem de arsız olanlar hala sıkılmadan ortalıkta dolaşıp fırsat kollamaktadırlar. Kendisini “Dindar” olarak lanse edip insanların güvenini kazanarak devletin, kamunun malını çalan namusuna göz diken adamdan, görevli olduğu camide Kuran kursu öğretmeniyle öpüşen insan kılıklı mahluklardan hacı-hocayım diyerek güvenli olduğunu iddia edenler, ne dindar olur ne de ahlaklı insan olur. Önce ahlak sonra ahlak ve her zaman ve ilk önce ahlak lazım. Dindarlık sonraki iş. Zaten ahlaklı adam dindar olursa sırıtmaz rahatsız etmez. Helal bir kazancı olmayan, ihale adına devleti soyan adamların on beş yaşındaki Suriyeli kızlara talip olmaları da diğer bir ahlaksızlıktır. ”Allah ile aldatanlar” işte ahlak fukarası ama dindar olan alçaklardır. Yanındaki sekreterine göz koyan her kim olursa olsun ister dindar, ister milliyetçi, isterse de solcu olsun en alçak adamdır. Üç kuruş kazanıp geçimini sağlamak için çalışmak isteyen zavallıya ahlaksızlık tuzağı kurmak Lut Gölü kadar bir alçaklığın bir çukur şahsiyet oluşun ispatıdır. Allah bu sapıklardan neslimizi korusun! Etrafımızdaki insanların tamamını ahlaksız olduklarını düşünerek bir paranoya içine girmemek lazımdır. Kötüler çoktur ama iyiler de elbette vardır. Kötünün kötü kokusu hemen yayıldığı ve rahatsız ettiği için daha tesirli olmaktadır. Bunca tutuklamalara, parasal hareketlerden sorumlu tutmalara rağmen o beğenilmeyen paralelcilerin ne yurtlarında ne okullarında ne de cemaat evlerinde bir taciz, bir ahlaksızlık haberine rastlamadık. Demek ki paraya dayanamayan bu adamların ahlakı tam dini tamdır. (Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim-Hadis)

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.