Eski ve yeni çocukluklar

Eski ve yeni çocukluklar

Hani komşunun bahçesine girmenin hırsızlık sayılmadığı dönemler vardı ya. Bahçeye dalan var:) O dönemlerin ve kaybolan değerlerimizin, özlemi...

A+A-

Hani komşunun bahçesine girmenin hırsızlık sayılmadığı dönemler vardı ya. Bahçeye dalan var:) O dönemlerin ve kaybolan değerlerimizin, özlemi var içimizde. Çocuklarımız, komşu teyzenin ekmeğin arasına sürdüğü salçanın tadını bilmiyor. Çocuklarımıza kala kala, bir apartman dairesinde, hayatın tehlikeli, insanların güvenilmez olduğunu bilerek, bilgisayar oyunlarına gömülmek kalıyor. Sosyalleşmek için, hafta sonları saatlere bölünmüş paralı aktivitelere gitmeleri gerekiyor. Bilgisayar dışında hemen hemen hiç oyun oynamıyorlar. Saklambaç, körebe, ip atlama, sek sek, yakan top, beştaş ise onlar için bizlerin anlattığı birer anı olarak kalıyor. Çocukların becerilerini geliştiren bu oyunların işlevini yerine getirmek için çocuklar şimdi ya psikologlara gidiyor ya da kurslara… Hal böyle iken, yaşadığımız çocukluğu yeni nesillere göstermek, aktarmak, anlatmak istedik. Ve bizim yaşımızdakilere de hatırlatmak... Çizgi filmler çocukların düşlerine, zihinlerine etki eder. İzledikleri, yaptıkları her şey onların geleceklerini nasıl şekillendireceklerini belirliyor. Yalnızlaşma, dünyaya güvensiz olma yerine, sıcacık bir mahalle olgusuyla, paylaşımı, işbirliğini, sadakati, güveni ön plana alıyor. Eskiden oynadığımız oyunları öğretiyor. Geçmişten gelen, hani anneannelerimizin, babaannelerimizin “poğaçalar hazır sımsıcakkk, haydi gelin çocuklarrr” diye seslenmesi gibi. Yakın, huzur veren, güzelliği çağrıştıran, yaşamdan zevk alan ve öğreten. Yardımseverlik, duyarlılık, büyüklere saygı, başkaları için de düşünebilme, kendi işini kendi yapabilme ve bunun gibi pek çok değeri hikâyeler içinde verebilmeye çalıştık. Tüm bunların yanında yaptığımız yaramazlıklar da vardı değil mi? Onları yok sayamayız. Komşularımızın bahçelerine girip meyveleri toplayıp kaçmak mı dersiniz, mahalle aralarında torpil patlatmak mı dersiniz, su tabancası ile su savaşımı dersiniz, bunların hepsini çocukluğumuzda yaptık. Bugünlerimi özlemle anıyorum. Şimdi gelelim günümüz çocuklarının anne ve baba ile olan ilişkilerine. Günümüzde anne ve babaların hem aile hayatında hem de sosyal yaşamda çocukları için davranış sınırlarını belirleyemediklerini gözlemliyorum. Kişilik hakları demek, sınırsızca internete girmek, her istediğinde bilgisayar oyunu oynamak, gece istediğin saatte eve gelmek veya yatmak, her istediğinin yerine getirilmesi, son model tablet veya telefonun alınması, anne babaya eller havada bağırabilmek, istediğin dersi öğrenip istediğini öğrenmemek, canın istediğinde diş fırçalayıp, canın istemediğinde fırçalamamak, gittiğin yerin kurallarına uymamak veya kafanıza göre değiştirmek değildir. Günümüzde anne ve babalar maalesef çocukları için karar alamaz hale geldi. Mutlu çocuklar olsun diye anne ve babalar mutsuz, çocuklar ise doyumsuz oldu. Umarım, eski günlerimizi hatırladığımızda, geçmiş ve gelecek arasında nasıl bir denge oluşturabileceğimizin cevaplarını da yakalarız. Gününüz "Aydın" gazeteniz "Anadolu  "olsun değerli okuyucularım. Vesselam!

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.