Kadın ve erkek nasıl eşitlenir?

Kadın ve erkek nasıl eşitlenir?

“Kadın eşit ama mutlu değildir, bu gün”der Sezai Karakoç. Kadını erkekle eşitlemeye uğraşmak yerine kadına ve erkeğe eşit davranmak, adaletli davranmak,...

A+A-

“Kadın eşit ama mutlu değildir, bu gün”der Sezai Karakoç. Kadını erkekle eşitlemeye uğraşmak yerine kadına ve erkeğe eşit davranmak, adaletli davranmak, her ikisinin hukukuna riayet etmek, daha güzel değil mi? Elbette güzel olanı bu. Yolda yürürken beli tabancalı, üniformalı kadın hiç de korkutucu olamamaktadır. İlk bakışta yine kadınımsı özellikleriyle kabulleniyoruz. Hani kadife yumruk” derler ya üniformalı kadın da yumruk içinde kadife adeta. Günümüzde kadın ile erkeği eşitleme gayretleri yüzünden zarar ören hep kadınlar olmuştur. Yani siz siyah renkli bir kadınla beyaz renkli kadını nasıl eşitleyemezseniz, kadın ile erkeği eşitlemek de o kadar zor olmaktan da öte boş bir iştir. İşittiğimize göre bazı Afrika ülkelerinde rengini beyazlatma için, koyu siyahı az da olsa açmak için çamaşır suyu kullananlar, hatta ameliyat olanlar varmış. Ama yine de beyazlaşamıyor. Hatta bunca ölüme, bunca işkenceye rağmen İngilizlerin beyaz yapamadığı Güney Afrikalılar. . Mandela’nın dahi siyahlaştıramadığı İngilizler… Hep ayrı, hep mesafeli, hep başka başka dünyaların insanları. Beyazı siyah yapmak, siyahı beyaz yapmaya uğraşmak yerine her ikisine adaletli olup, insanca davranıp, insan olma haysiyetiyle kendi özelliklerini koruyarak yaşasalardı. İşte kadın ile erkeği eşitlemek işte beyaz ile siyahı eşitlemek, birbirine benzetmeye çaba sarf etmek kadar beyhude bir iş, sonucu olmayan bir iştir. Kadın ile erkeğin eşitlenmesi batıdan gelen bir alakasız istektir. Çünkü kadın ile erkeğe adaletli olup, herkesin kendi yaratılış özelliklerine göre yaşaması yerine onca farklılığa rağmen zorla, zorlayarak eşit etmeye çalışma boş bir iştir. Yani uzun boylu birisiyle kısa boyluyu nasıl eşitlersin? Çekmekle olmaz, sündürmekle olmaz, zorlamakla olmaz. Ancak hile ile ayaklarının altına bir şeyler koyarak eşitlemek de kandırmaktan ileri gitmez. İşte kadın ile erkeğin eşitlenmesi imkansızdan da ötedir, kandırmacadır. Varsa eşitlendiklerine inananlar yanılmaktadırlar. Bu eşitleme zorlaması beraberinde erkeğimsi kadınları, kadınımsı erkekleri de meydana çıkardı. Adına ister “geçim ehli, kılıbık” desinler isterse de “uyumlu” desinler kadına benzeyen erkekler, kadının yaptıklarını taklit eden, onlar gibi yapmaya çalışan, yaşamaya gayret eden kadınlar, kadınımsı erkekler türedi. Elbette kadınların da adına ister “dominant” desinler, isterse de “erkek gibi kadın” desinler, hatta” Osmanlı bir kadın” da desinler hep erkeğe hükmeden, erkeğin işlerini yapan erkek gibi eğlenen, erkeğin gittiği yerlere giden bir kadın tipi ortaya çıkmıştır. “Osmanlı kadını” ifadesi de elbette bir erkek rolü çalma hevesinden değil sarayda kadınlar gurubuna hakim tek güç olmalarından gelen güzel bir benzetmedir. Hatta “eli sopalı” kadın tiplerinin hep erkeğe benzeme, erkekle eşitlenme “arzularının tatmininden ortaya çıkmış ama yaratılış özellikleriyle çatışan bir kadın tipi…” Erkek Fatma, eli maşalı” tipi de erkeğe benzeme arzusunun başka bir tezahürüdür. Kadınca işler görenler, kadınca giyinen, görünen erkekler ayıplanırdı. Kadının erkek gibi olması her ne kadar kadını mutlu etse de fıtrata aykırı olması sebebiyle “haddi aşma” olarak değerlendirilirdi. İnsanın rengi Allah tarafından boyanarak yaratılmıştır. Bunu değiştirmek nasıl imkansızsa kadını erkeğe eşitlemek de o kadar imkansızdır. Zaten batının maksadı kadını mutlu etmek değil yaratılışa müdahale ederek rayından çıkarmak, yaratılış gayesinden uzaklaştırıp erkeğin kölesi, oyuncağı yapma arzusudur. “Pozitif ayrımcılık” adıyla kadına yapılan hürmet, ikram da memnun ve mutlu etmemiştir. Çünkü ayrımcılığı isterse olumlusu olsun bu bile eşitlenme sevdasındaki kadının rahatsız olmasına sebep olmuştur. Çünkü zoraki bir eşitlik, zorlamalı bir eşitlik onu kayrılma, erkekler aleyhine bir aldatmayla karşı karşıya kalmasından rahatsızdır. Kadını eşitleyeceğiz diye ya kapitalizmin esiri yapılmış veya sosyalizmin kölesi olarak rol verilmiştir. Her iki hal de kadının biyolojik varlığına aykırıdır. Müslüman kadını ise hep “anadır, baş tacıdır, cennetin ayakları altına serilmiş” bir varlıktır. Atilla İlhan, “Avrupa medeniyetinin kadını erkeğe, erkeği kadına benzetmeye çalıştığını, geleceğin dünyasında kadınımsı erkekler ile erkeğimsi kadınların varlığına şahit olacağız. Kadın ile erkek rolleri icabı birbirine yaklaşacaktır” der. Bu arada unutmayalım ki kadına benzemeye çalışan kadına ve kadına benzemeye çalışan erkeğe lanet edilmiştir. Osmanlı döneminin hareme sözünü dinleten, tek hakim olan kadınlarına benzeyen akıllı ahlaklı, hürmetkar, muhabbet dolu kadınlarına benzeyen kadınlara “tam bir Osmanlı kadını” deriz. Bu birilerine benzeyen değil geçmiş gelenekten gelen eski kadın anlayışını günümüzdeki yansıması olarak algılanır ve saygı duyulur, hürmet gösterilir. Kadının ilgi alanları da kendi yaratılışına uygun, nezaket içerisinde bulunulan bir iş olmalıdır. ABD başkan adayı eski dışişleri bakanı Hillary Clinton, “Siyasete atılacak kadının dersinin kalın olması gerekir” der. Demek kendi kulvarının dışında başkalarının çekemediği bir sahada arz-ı endam etmektedir. Spor müsabakalarında jimnastik ve atletizm ne kadar uyuyorsa ne kadar uyumluysa boks ve güreş gibi erkeğe ait sporlar da bir o kadar uygunsuz, yakışıksız, iticidir. Bunlar hep erkekleşmeye heveslenen kadının hazin halidir.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.