Yapma hasetlik hemşerim!

Yapma hasetlik hemşerim!

Haset edenin, karnı doymaz, cebi dolmaz, ağrısı dinmez. Son günlerde çevremde ve sık sık yaptığım Kırşehir ziyaretlerinde köyde, cenazede ve camide...

A+A-

Haset edenin, karnı doymaz, cebi dolmaz, ağrısı dinmez. Son günlerde çevremde ve sık sık yaptığım Kırşehir ziyaretlerinde köyde, cenazede ve camide görmeye başladığım kıskançlık ve çekememezlik üzerine birkaç kelime de ben söyleyeyim diye düşündüm. Bunun için araştırma yaparken aslında bu iki kelimeyi içinde barındıran tek bir kelime olduğunu öğrendim; haset. Haset kelimesini birçok kez duymuştum ama pek dikkatimi çekmemişti doğrusu. Araştırdığımda ve öğrendiklerimi çevremdeki olaylarla karşılaştırdığımda ise ne kadar berbat bir şey olduğunu iyice anladım. Peki, ama nedir haset? Haset; bir kimsenin sahip olduğu mevki, sağlık, mal, mülk gibi özelliklerini çekememek, bunlardan rahatsız olmak ve o kişinin elinden bütün bunların gitmesini istemek demektir. Bu öyle bir duygudur ki, insanın içine girdiği zaman onu içten içe kemirir. “Neden bende değil de onda?” sorusu beyninde dolanır durur. Eğer kendince mantıklı bir sebep bularak bu soruyu yok etmezse haset, yeni kıvılcımlanan ateş gibi yavaş yavaş büyümeye başlar. Bir zaman sonra da öyle büyür ki insanın içindeki bütün duyguları yok eder.
En yakın arkadaşıymış, akrabasıymış, kardeşiymiş, hiç sorun değil. (Zaten en çok da bu tarz kişilerde görülür.) Hele bir de kendisini o kişiden üstün görüyorsa haset ateşi söndürülmesi imkânsız bir yangın olarak insanın içini cehenneme çevirir. Bu yangın o kişiyi yakar, yavaş yavaş eritir. Çünkü birisine haset edildikçe Allah haset edilenin nimetini artırır. Onun nimetinin artması da hasetçinin hasedini, dolayısıyla rahatsızlık ve sıkıntısını arttırır. Hasetçinin içi daralır, uykusu kaçar. Haset edilenin perişanlığı istenirken, hasetçi perişan olur. Bunun yanında haset edilen kimsenin durumunda bir bozulma, bir kötüleşme olmaz. Biraz düşününce, haset edenin aslında karşısındaki kişiye değil de Allah’ın takdirine kızdığı, onu kabullenmediği anlamı çıkar. Çünkü her şeyi veren Allah’tır ve bizim bilmediğimiz şekilde herkese adil bir dağıtım yapmaktadır. Eğer kişi bunu düşünmez ve başkasının elindekine göz dikerse bu sefer kendi elindekinden de mahrum olur.
Hasedin en kötü yanlarından birisi karşıdaki kişi bir sebeple hasedini açığa vurmadıkça bunu bilememektir. Çok yakın birisidir, yediğin içtiğin ayrı gitmiyordur ama aslında içten içe seni çekemiyordur. İşlerin kötü giderken sana şirin görünür. Ama şansın döner de o kişinin önüne geçmeye başlarsan gerçek yüzünü gösteriverir.
Diğer bir kötü yanı da; sen göze batmamak istersin, umursamazsın, arkadaşının da seninle sevineceğini düşünürsün. Hatta mutlu olur diye heyecanlı heyecanlı anlatırsın. Ama bu yaptıkların karşındakine ters yansır. Çeşitli bahaneler ileri sürerek uzaklaşmaya başlar. Hele bir de onun el attığı yerler kurur da senin sahip olduklarına sahip olamazsa… İşte o zaman o kişiyi tanıyamazsın artık. Şöyle bir örnekle bu hissin ne kadar acımasız ve anlamsız bir his olduğunu vurgulayalım… Tarih kitapları bu konuyla ilgili ilginç bir hikâyeden bahseder. Anlatıldığına göre halifelerden biri döneminde oldukça zengin bir adam, bir gün pazarda bir köle alıp evine getirir. Kölesine bir köle gibi değil tam bir efendi gibi davranır; en güzel ve en pahalı elbiseler alır ona, en nefis yiyecekleri ikram eder, bol bol para verir, dilediğince harcamasını ister. Kısacası adeta öz oğluymuş gibi davranır. Ancak kölenin dikkatinden kaçmayan bir nokta vardır, ona bunca iyi davranan efendisi hep düşünceli haldedir, daima kederlidir. Bir gün efendisi, ona yapabileceği en büyük iyiliği de yapar, kendisini azad edeceğini söyleyerek iyi bir iş kurup sermaye olarak kullanabilmesi için yüklüce bir para vereceğini bildirir. Kölenin sevincine diyecek yoktur. O gece adam kölesini yanına çağırıp kendisiyle dertleşmek istediğini söyler ve içini döküp anlatmaya başlar: “Bak evladım” der, “Sana bunca ummadığın iyiliklerde bulundum, hatta azad etmeye ve sermaye olarak kullanabileceğin yüklüce bir para da vermeye niyetlendim. Bütün bunları niçin yaptım biliyor musun?” Köle “Hayır” der, adam “Sana bunca iyilikte bulundum, karşılığında bir ricam var sadece” der, “Bu ricamı yerine getirecek olursan sana verdiğim her şey helalin olsun derim, ancak ricamı yerine getirmezsen hakkımı helal etmem sana. Üstelik isteğimi gerçekleştirmen halinde bugüne kadar verdiklerimden kat kat daha fazlasını vereceğimi de bilmiş ol!” Köle “Emriniz baş üstüne; siz benim efendimsiniz, her emrinizi yerine getirmeye hazırım. Siz yeniden hayata kavuşturdunuz beni, ne isterseniz yaparım…” diye cevap verince, adam, “Yok, öyle olmaz” der “Bana söz vermen lazım; istediğimin ne olduğunu öğrendikten sonra vazgeçmenden korkarım!” Bunun üzerine köle ne isterse yapacağına dair yemin edip söz verir, adam ondan söz aldıktan sonra “Şimdi iyice kulak ver bana” der ve ekler: “Benim tayin edeceğim bir zaman ve mekânda başımı keseceksin, tamam mı?” Köle hayretten donakalır, kulaklarına inanamaz, “Aman efendim! Nasıl olur?” der de fayda etmez, efendisi kararlıdır. Böyle bir şeyi kabul edemeyeceğini anlatmaya çalışır, fakat efendisi kendisine vermiş olduğu sözü hatırlatarak köleyi ikna eder. Gece yarısına doğru adam gidip köleyi uyandırır, eline keskin bir bıçak verip ardı sıra gelmesini söyleyerek evin damına çıkar, oradan da atlayıp bitişikteki evin damına çıkar, oradan da atlayıp bitişikteki dama geçerler. Adamın komşusunun evidir bu. Oracıkta para dolu bir keseyi kölesine verip “Bu para senin olsun” der, “Benim başımı burada keseceksin işte; daha sonra dilediğin yere gitmekte serbestsin artık.” Köle şaşkınlıktan donakalmıştır. “Neden sizi öldürmemi istiyorsunuz? Diye sorar, efendisi “Üzerinde durduğumuz bu dam, komşumun evinin damıdır” der ve ekler; “Ben bu komşumu fena halde kıskanırım, gözüm götürmez işte, adamı görmeye bile tahammül edemiyorum, ölürüm daha iyi! Biz birbirimizin rakibiydik ticarette. Ama herif beni geride bıraktı şimdi, her hususta benden ileri! Hırsımdan yanıp yanıp kül olasım geliyor, tahammül edemiyorum ben bu adama! Sonunda bu çareyi akıl ettim, kendimi öldürmek suretiyle onun üzerine bir cinayet yüklemeye karar verdim; böylece onu zindana atacaklar bende rahatlamış olacağım nihayet. Başka türlü rahatlayamam… Bu cinayet muhakkak onun üzerine kalır, çünkü birbirimizin rakibiydik. Yarın cesedi bulduklarında “filancanın evinde bulduk, zaten rakiptiler birbirlerine; o halde kesinlikle bu öldürmüştür adamcağızı!” diyerek onun yakasına yapışacak ve cinayet suçuyla idama götüreceklerdir sonunda. Benim istediğim de bu zaten!”  Köle duydukları karşısında hayretten donakalır. “Bir insan ancak bu kadar alçalabilir; senin gibi ahmak ve alçak birinin hakkı da ölümdür zaten” diyerek onun isteğini yerine getirir, başını kesip paraları da alarak uzaklaşıp gider. Çok geçmeden cesedi komşusunun damında bulurlar. Adamcağızı yaka paça tutup zindana atarlar. Fakat bir yandan da “Eğer katil bu adamsa onu niye kendi evinin damında öldürsün ki?... Bu işte bir iş olmalı” demektedir herkes. Nitekim çok geçmeden olayın iç yüzü anlaşılır. Vicdanı rahatsız olan köle, kadıya başvurup gerçekleri anlatır. “Yakaladığınız adam suçsuzdur, onu kendi isteğiyle ben öldürdüm, bu adamcağıza katil damgası vurabilmek için planladı her şeyi. Kıskançlıktan yanıp tutuşuyordu, sonunda kendi hayatına kıyacak kadar ileriye götürdü işi” der. Mesele böylece anlaşılınca katil zanlısı komşu ve köle serbest bırakılıp, olay da tarihin sayfalarına geçer bütün enteresanlığıyla. Bu olay bir gerçektir, işte bu hastalıktır; kıskançlık hastalığıdır bu, hasettir… Bütün bunlara karşın peygamberimizin şu sözleri ne kadar anlamlıdır… “Zinhar dedikodu ile ömür tüketmeyin; başkalarının kusurlarının takipçisi olmayın, birbirinize karşı çekememezlik ve kıskançlığa girmeyin ve sakın kin gütmeyin” Şurası muhakkak ki bütün dinler ile birlikte İslam dininde de şefkat, hoşgörü ve iyilik esastır. Şefkat ve merhamet, gıptayla yaklaşmayı ve dostluğu öngörür, hasedin önünü keser. Allah bizleri “haset edenlerin şerrinden” korusun. Allah bu tür insanları “ıslah” etsin.(Amin)

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.