Eflatun Neimetzade

Eflatun Neimetzade

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Tanrının cennet mekânına bir çınar uçtu…(2)

A+A-

Çok kadim dostumdu, sırlar hazinem, gönül kardeşimdi Babek! Bir dünya insanıydı, sevgi, barış ve dostluk mücessemesiydi. Fevkalade sade ve hoşgörülüydü. Dosta da düşmana da sadıktı, hiç zaman kin ve nefret duygularını görmedim dostumda. Elli beş yılın zaman diliminde düşman saydığı kişiler hakkında sadece şöyle derdi: “Allah bu adamı şeytan yaratıp, onu doğru yola getirmek mümkün değil. Onu böyle kabul etmemiz lazım ki, kendimize çeki düzen verelim”. Babek’i tanıyan insanlar onun nasıl bir şahsiyet olduğunu iyi biliyorlar. Olağanüstü üstün zekâya, derin bilgiye, geniş fanteziye malik büyük filozof, güzel müzisyen ve üst düzeyde derin bilim adamıydı. Babek’in okumadığı kitap yoktu; eline ne düştüyse mutlaka, ama mutlaka okumalıydı. Böyle bir huyu vardı. Okumak, onun en üstün keyfiyet alametiydi. Dünya edebiyatına derinden nüfuz etmiş, ayrıca müzik edebiyatı, dünya bestecilerin senfonileri, opera ve balelerini bile ezberden biliyordu. Çünkü Babek Azerbaycan Devlet Konservatuarının bestekârlık bölümünden mezun olmuş besteciydi ve Piyano için pek çok eserleri, prelüt ve konserleri yazmıştır.

DÜNYACA ÜNLÜ BİLİM ADAMIYDI

Fakat bilim ve felsefe ilmi onu alıp götürdü dünya filozofların sıralarına. Moskova’da Estetik üzerine doktorasını savunmuştu ve felsefe ve estetik onun ana uzmanlık alanı oldu.  Önce Azerbaycan Bilimler Akademisinde Estetik bölüm Başkanı oldu, Devlet Konservatuarında, Güzel Sanatlar Akademisinde Felsefe ve Estetik Bölüm Başkanlığını yaptı. Yüzlerce öğrencilere Yüksek Lisans ve Doktora Tez Danışmanlığı yapmış büyük bilim adamıydı. Öğrencileriyle baba evlat münasebetinde olmuş, hakiki dost, samimi kardeş ve babalık yapmıştır. Tam bu yıllarda onu yakından tanımak fırsatını buldum. Benim gazete ve dergilerdeki makalelerimi dikkatle okuyor, zaman-zaman güzel tavsiyelerde bulunuyordu. Bu dostluk kardeşçe pekişti ve biz gerçek kardeşler gibi bir-birimize sımsıkı sarıldık. Bazen her gün, en azı haftada beş günde bir ben yahut ta o arıyorduk bir birimizi. “Uyanış”(2007) Romanım dahil, “Opera Sanatı” (2002)  ve “Aktörlük Sanatı Eğitimi” (2005) dersliklerime giriş sözünü yazdı ve kitaplar hakkında Türkiye basınında derin analitik fikirlerini ifade etmiştir.

Hiç unutmam, Bişkek Devlet Akademik Opera ve Balesi sahnesinde “Köroğlu” operasını sergiliyordum, sabah-akşam sahne provaları yapıyordum, kendisini aramak imkânım olmuyordu. Zaman kısıtlıydı (2009). Aradı beni, “Neredesin kardeşim, böyle olmaz, çok çalışma, sağlığına dikkat et…” dedi, kutladı ve baya şakalaştık.

PARİS’TE, SAHNEDEYKEN BENİ YİNE ARADI

Paris’te, JUNESCO sahnesinde “Nevruz Şenliği” temsilini sergiliyordum(2010). Yine kendisini aramaya zaman bulamıyordum.  Sahnedeyken aradı ve şiirle başladı sözlerine… Babek, ünlü Azerbaycan şairi, Devlet Sanatçısı Osman Sarıvelli’nin oğluydu. Genetik olarak Babek de güzel şiirler yazıyordu. Tüm sahne çalışmalarımı, yurt dışı turnelerimi anbean takip ediyor, şiirler yazıyordu hayranlıkla. O aslinde benim sahne faaliyetimi dakika-dakika izleyen hayranımdı, şiirleriyle beni coşturuyordu, meftun ediyordu. Babek gönül dostumdu, bir-birimize, hayrandık. Ben onun ecazkar, etkileyici ruhuyla adeta coşuyordum, dünyalarca seviyordum kendisini. Tanrı kendisini sevgi, hoşgörü paylayan ideal şahsiyet olarak yaratmıştı. İlahi, ne kadar sevgi ve güzellik vardı onun manevi dünyasında? İlahi, bu ne insanlık mücessemesiydi, nefes aldığımız oksijende mikroplar dopdoludur, ama Babek’in ruhunda, sevgisinde, davranış biçiminde, dostluk ilişkilerinde tek kusur bulmak mümkün değildi. Tanrısal bir aşk, Tanrısal bir ruh ve iletişim hakimdi onun manevi dünyasında… Fakat ömrünün son günlerinde dostları, bir zaman onlara tüm iyiliklerini esirgemeyen, her türlü yardımlarda bulunan dost ve yakınları onu tek bıraktılar, onu ziyarette bulunmadılar, diye bilirim. Bana yazmış olduğu son şiirinde kendisi ifade ediyor. Babek’in evine son ziyaretimde, yakın dostum, bestekâr Serdar Ferecov da vardı. Onu çok canlı gördüm, ama gözlerinin derinliklerinde hüzün ve keder olduğunu göre bildim… Önce bana, Bişkek’e gönderdiği şiirde beni efsunluyor adeta:

Uzak Ola Bilir Hem de Könülden

Eflatun’a Şiir (Azerbaycan Türkçe ’si)

Yene de senetin ağır yolunda,

Çalışıb, çarpışıb külünğ vurursan.

Xalqımın manevi deyerlerinin

Zaman keşiyinde möhkem durursan.

Ölmez Üzeyirin eserlerini

Dünyada tanıtmak amacın olub.

“Arşın Mal Alan” da, hem “Köroğlu” da

Senin yorumunla, alın terinle,

Bir daha yeniden sanki doğulub.

Eşittim seferin yene bu yolda,

Yene hoş niyetle yola düşürsen.

Batı’da bizleri tanıtmak üçün

Elden ne gelirse onu edirsen.

Teatr seneti de canın-ganındır,

Onsuz keçmemiştir bir anın bile.

Burada senetçi dek yükselmisen sen,

İnan yaxın dostun havadarındır.

Tez-tez eşidirem xoş sorağını,

Bakı’dan, Daşkent’den hetta Paris’den.

Bahar bayramımız Novruzla goşa,

Gezirsen dünyanı güler üsle sen.

Sevinç getirirsen sen insanlara,

Her yerde zehmetin, alın terinle.

Xalgın yaratdığı elde ne varsa,

Vermek istemirsen onu yadlara.

Senete, xalgına hizmet edeni,

Her zaman onları uca tutanı,

İller, aylar bele keçse de inan,

Unutmaz heç zaman onu veteni.

Bir daha ucaldır şexsiyyetini,

 Maraglı kitablar, hem megaleler,

Bir de ki, “Ankara İl” gezetiniz

Günbe-gün artırır şöhret-şanını.

Göresen aziz dost, indi hardasan?

Bilmirem yüksekte, ya da dardasan?

Gözlemekden seni yoruldug yaman,

Sanki dayanmışdır günler ve zaman.

Göylerde uçsa da senetkar könlün,

Unutma bizleri, yaxın dostları.

Çoxları yaxınlıg gösterseler de

Bil ki, dostlar biler gedir hörmeti.

Cavab vermeyirsen bilmirem neden?

Neden dostlarını sen yâd sanırsan?

Gözden uzag olan – demiş dedeler –

Uzag ola biler hem de könülden…

06. 09. 2010. Gaziantep (Babek Gurbanov). 

…Bu şiiri Bişkek’de okuduğumda gözlerim sulandı. Baya sustum ve hemen aradım kendisini. Her ikimiz telefonda çocuk gibi ağlıyorduk. Özlemiştik bir-birimizi. Ona teşekkür ettim şiiri için. Baya konuştuk…      

Fakat en etkileyici son şiiri oldu. Bu şiiri acımasız hastalığın onu köşeye sıkıştırdığı anlaşılır.

Devamı vardır!

azer.jpg

Prof. Dr. Babek Gurbanov ve Prof. Dr. Eflatun Neimetzade Ankara Ulus Meydanı. 2006.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.