Mustafa ALTINTAŞ

Mustafa ALTINTAŞ

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

TÜRK SİYASETİNDE KADININ YERİ

A+A-

Bugün ülkemizde kadınlar, erkeklerin belirlediği siyasete ancak eklenti olmakta, siyasetin kurucu öznesi olmaktan çok birer nesnesi konumundadır. Bu da kadın-erkek eşitliğinin sağlanması sürecinde kadın hareketinin siyasal boyuttaki etkisini azaltmakta, cinsiyete dayalı kamusal politikaların ve toplumsal ilişkilerin dönüştürülmesini geciktirmektedir. Öte yandan bugün ülkemizde erkek merkezli siyaset biçiminin demokrasi, özgürlük, insan hakları, kişilerarası saygı ve tartışma kültürü gibi olguları geliştirebilen bir niteliğe sahip olduğunu söylemek zordur. Çünkü -erkek- "güçlü olmak" üzerine inşa edilmiş olan eril siyaset biçimi, toplumda daima güçlü olmaya odaklanmakta, bu süreçte zayıf olanları, söz söyleyemeyenleri göz ardı edebilmekte; bu da demokrasi ve özgürlük bakımında ciddi sorunlara yol açmaktadır.

Siyasi liderlerin her geçen gün dozunu arttırarak sürdürdüğü tartışmaları ve polemikleri, kullandıkları düzeysiz üsluplar, topluma ve siyasi parti tabanlarına olumsuz yansımaktadır. Şiddet içerikli üsluplar toplumsal şiddetin de artmasına neden olmaktadır. Toplum, liderlerin tavrıyla özdeşleşebilmekte, kendi tavırlarına bunu yansıtabilmektedir. Sosyologlar ve psikologlar, "Siyasetteki sert üsluplar toplumsal şiddete yol açıyor. Bunun önüne geçmek için siyasetçilerin mutlaka üsluplarını kontrol ve denetim altına almalı" diyorlar. Ayrıca eğer bir kadın siyasetçi bu davranışları gerçekleştirirse, kadının toplumdaki yerini meydana getirmiş olmaz, eril bir şekilde siyaset yapmış olur.

Kadınlar, toplumsal düzenin temeli olan ailenin, milletin ve devletin bekasının sembolik sürdürücüsü, Türk anası olarak tanımlanır. Bir diğer yandan kadınlar, toplumun eşit ve özgür bireyleri ve demokratik katılımın vazgeçilmez öğeleri olarak eşitlikçi bir şekilde tanımlanır. Son olarak da özgürleşme ve demokratik yeni düzen kurmanın aktif öğeleri sayan ve kadınların kendi adına konuşması, onların en önemli özelliklerindendir. Bu saydığımız özellikler dışında da kadınların özellikleri bulunmaktadır. Kadınların doğal yetenekleri, ahlaki eğilimleri, savaşa karşı doğal nefretleri, kadın merkezli siyasette temel dinamiklerini oluşturur. Kadın sezgisi olaylar arasındaki görünmez ilişkileri derinden kavramaya müsaittir ve bu kadın zihnini daha bütüncül bir kavrayışa götürür. Kadınların değişim karşısındaki tavrı da erkeklere göre çok daha olumludur. Kadınlar yeni durumlara, hayatın sürprizlerine daha kolay adapte olabilirler. Kadın zihninin bu özgün yapısı, annelik içgüdüsünün hayatı besleyen doğal kaynağı ile birleştiğinde topluma, kamusal alana çok şey katar. Dünyanın da bu bakışın özenine ve bu içgüdüsel zenginliklerine ihtiyacı vardır. Siyasette mücadeleye, çatışmaya, güç savaşımına yönelik sert dil ve üslubun değişmesi olanağı, büyük ölçüde yukarıdaki nitelikleri sergileyebilen kadın siyasetçiler sayesinde mümkün olabilir.

Özel olarak siyaset, genel olarak da kamusal alanda kadınların kendi koşullarının belirlenmesi sürecinde aktif ve etkili biçimde yer almadıkça, bu alanlarda eril bakış açısının ve pratiklerinin değişmesi olasılığı çok azdır. Siyasette kadınların varlığı, kadınlara karşı uygulanan cinsiyet ayrımcılıklarının önüne geçmek ve eşitliği sağlamaya yönelik yasal ve yönetsel düzenlemelerin yapılarak, pratiğe geçirilebilmesi bakımından önem arz etmektedir.

Kadınların siyasetteki yeri yaygın olarak tartışıldığı üzere "nicelik" ile ilgili değildir. Kadının siyasetteki yeri, ancak onun siyasetteki "anlamı" ile bütünleşirse siyasette kadın var olabilir. Yani siyasette kadın oranın artması yanında, kadın sorununun farkında olan kadınlar tarafından siyaset yapılması ve bu bağlamda "siyasetin kadınsılaştırılması" na ihtiyaç olduğu söylenebilir. Geçmişten beri ülkemizde gerçekleştiği biçimiyle, kadın sorunlarını merkeze alarak ve "kadınsı değerler"e dayalı olarak siyaset yapma bilincine erişememiş kadın siyasetçiler, eril siyasetin güçlenmesini sağlamakta, siyasette kadınlar için köklü değişimler yaratılması olanağını ortadan kaldırmaktadırlar.

Ülkemizde barış ve hoşgörüye dayalı, insan merkezli bir siyasetin meydana getirilebilmesi ve buna uygun dil ve üslubun geliştirilebilmesi adına, kadınların siyasetteki varlığının bir "fırsat" olduğunun bilincine varmak gereklidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları