Sefer Aşır Eraslan

Sefer Aşır Eraslan

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye-Rusya ilişkileri ve kirpi teorisi

A+A-

Tarihte hep Rusya ile muhalif olmuşuz. Fatih döneminde bir devlet dahi olamayan, bir aşiret özelliğinde olan bu ülke şimdi bir kutbun lideri olduğu Sovyetler zamanını aratmayan hatta daha ileri derecede bir güce sahip olan ülkedir. Bu da normaldir. Çünkü uzaklardaki bir ülke sorunsuz yaşarken yakındaki ile hemen yanındaki ile problem yaşarsın. Üstelik içerisinde Tatar, Ahıskalı, Azeri, Çeçen, Çerkez… gibi Müslüman ve Türk olan kavimleri barındırırsa elbette sıkıntılar da olacaktır. Nitekim uçak hadisesinden hemen sonra Putin “Çeçen olaylarının arkasında da bunlar vardı” demiştir. Yani şimdi hesaplaşmak zamanıdır manasında bir ifadede bulundu.

Bu günkü açmazlarımızı sıralarsak Kırım’ın ilhakı, Azerbaycan’ın işgalinde Ermenilere verdiği destek, Kafkasya’daki olaylar, Çeçen, Dağıstanlı ve Osetya problemleri gibi pek çok mesele vardır. Ancak unutmamak gerekir ki batı tarafından dışlanan iki ülkenin beraber olma güç gösterisinde bulunma istekleri bir mecburiyetten öte gidememiştir. Nitekim AB ve ABD Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna olayları sebebiyle Rusya’ya yaptırım kararı aldıklarında ilk koşup geldiği ülke Türkiye’dir. Gideceği başka yer yoktu. Batılıların, bize “bu ambargoya siz de katılın” demelerine rağmen bir desteklemedik, katılmadık. Bu, Rus lider Putin’in hoşuna gitmiş, dönüşünde “Bu Erdoğan yiğit bir adam” demişti. Batıya karşı oluşumuz sebebiyle bunu söylemişti.

Uçak hadisesinden sonra bozulan ilişkilerin düzeltilmesi çok zaman almasa da batılıların tahmininden erken olsa da hala ilişkiler düzelmemiştir. Son seyahat de bekleneni vermemiştir. Putin kendi işine gelen “Güney Akımı, Türk Akımı” ile nükleer santral konusunu konuştuklarını söylemiştir. Hatta uçak olayından sonra adeta etrafımızı füze sistemleriyle donatarak ablukaya almıştı. Bu sebeple uçaklarımız uçamamıştı. İşte bu boşlukta Türkiye düşmanları ABD ve AB ile mesafe almışlardı. Bu düzelme süreciyle başlayan görüşmelerden sonra Halep Rusya’ya bırakılırken Rusya da bizim “Fırat Kalkanı Harekatımıza destekler mahiyette ses çıkarmamıştır. ABD ve AB de sessiz kalmak mecburiyetinde kalmışlardı.

Fırat’ın doğusunu ABD işgal ederken batısındaki Azez’i de Ruslar işgal etmiş vaziyettedir. Burada Rus bayraklarıyla dolaşan askerler askeri malzemeler vardır. Bu husustan duyulan rahatsızlık da Putin’e iletilmiştir. “Nasıl olmuşta yapmışlar. Bizden habersiz yapamazlar” deme küstahlığını göstermiştir. Evet dünya alem biliyor ki bunları sizden habersiz yapamazlar sizin izninizle yapmaktadırlar. Bizim de inanamadığımızı bilseler de yapacak bir şeyimizin olmamasının da farkındadırlar. Çaresiz, çözümsüz ve adeta bir bunalmışlık içerisindeki devlet adamlarımızın iç politikayı sükunete erdirmek için gayret ettikleri malumdur. Muhtemel bir Kürt devletinin kurulacağı varsayımı ile hareket eden ABD ve Rusya olası bir gerçekleşmede bu devletin hamisi banisi olmak için koskoca bir Türk devletini göz ardı etmektedirler. Hani pek bilmiş sol siyasetçilerle yine solcu paşalar her konuşmalarında “ABD’nin birkaç çapulcu teröriste koskoca Türkiye’yi feda etmeyi göze alamazlar” derlerdi ya işte göz ardı etmek mi gözünüze sokmak mı bu iş? Batı senin büyüklüğüne değil kendi çıkarlarına bakar ilişki kurduğu ülkeyle.

Uçuşa yasak bölgelerin oluşturulmasında masada olan Türkiye bu yasağın denetlenmesinde de görev alacağı için kendisine masada bir yer açmıştır. Bu yasak PYD’nin hoşuna gitmemiştir. Çünkü buradaki sükunetin kendi üzerlerine çevrilen bir projektör olacağına inanmaktadırlar. Buralarda zaman kaybetmeyen Türkiye ve Rusya alakasını PYD üzerinde yoğunlaştıracaktır. Bugün PYD hem Rusya hem de ABD tarafından paylaşılamamaktadır. İşte Rusya buradan da ABD etkisini kırmak için sahiplenmektedir.Tıpkı yirminci asrın ikinci yarısında İran’ı işgal edip burada bir Kürt devleti kurdurtmak isteyen o zamanki Rusya ile İngiltere’nin Mehabat’ta kurulan ve altı ay yaşayan Kürt devletinin İngilizlerin önce, Rusların da sonra çark etmeleriyle yıkılan devleti ve ortada kalan Molla Mustafa Barzani’nin akıbetini hatırlatıyor. Bu olayda Sovyet orduları İran’ı işgal etmişler ancak Turuman rest çekip çıkmalarını istemiştir. İşte bu olaydan sonra hep bir sömürge olarak bakmıştır ABD İran’a.

Ayrıca uçuşa yasak bölgeleri, çatışmazlık alanlarını ABD tanımamaktadır. İran taraf olduğu için muhalif gruplar da karşıdır bu anlaşmaya. Ayrıca ABD, “Teröristin olduğu her yere girer her yere müdahale ederiz” demektedirler. Yani bu işin de ABD olmadan alınan bir karar olması sebebiyle bir işe yaraması pek muhtemel görünmemektedir. Zaten çatışmazlık alanları gibi uçuşa yasak bölgelerin sınırları da henüz net olarak belirlenmemiştir. Şunu da belirtmeliyim ki uçuşa yasak bölge çatışmazlık alanları fikri ABD’nin sinsi planlarına, Bosna’daki oyunlarına benzer oyunlara engel olacağa benzemektedir. Rusya ikili oynamasa bölgedeki ABD’nin kirli oyunları, sinsi planları boşa çıkacaktır.

Ticari ilişkilerin birden bozulması en fazla Türkiye’ye zarar vermiş gözüküyor olsa da Rusya daha fazla etkilenmiştir. Bizim onlardan aldığımız yıllık bir buçuk milyar dolarlık buğday alıverişini kesmemiz bile etkilemiş hatta unutamayacak kadar tesir etmiştir. Buna bir bağlı olmak ne kelime mahkum olduğumuz gaz bağını da kesersek bakın siz Rusya’nın haline. İşte işin o noktaya gelmemesi için Rusya ağırdan alıyormuş gibi yapsa da aslında zordadır. “Şu domates satan ülke” diyerek Türkiye’yi aşağılayan Putin zordadır. Birkaç turist gelecek diye duaya çıkan ahmaklar da biliyorlar ki Rus turist para harcamaya değil para kazanmaya geliyor. Bunun mekanı da otellerdir. Onlar da paylarına düşeni almaktadırlar. Oysa iç turizm veya batı ve Rus dışındaki bir Japon, Arap, Hint… gibi turistlerin davet edilmesi bu konuda yoğunlaşılması meselenin halline yardımcı olacaktır. Geçen yıl da ağlayarak karşıladıkları bu malum turistleri bu yıl dua ile karşıladılar. Bedavacı bu haysiyetsizlere birisi çıkıp artık hesapsız kazanç için her olumsuzluğa razı olarak kazanmak yerine daha namuslu bir kazancın peşinde olunuz dese ne güzel olur. “Bizim domatesimiz de çok lezizdir” sözü ile maksat hasıl olmamış ancak, elbette leziz ama yeri değildi.

Alman düşünürü Arthur’un kirpi teorisi vardır. Türkiye ile Rusya’nın ilişkileri tamı tamına bu kalıba uymaktadır. İki kirpi vardır. Arkadaştırlar. Soğuk havada birbirine yakın olmasalar, birbirini kucaklamasalar soğuktan donacaklar. Birbirine yakınlaşınca da kirpilerin dikenleri batmaktadır. Ya dikenlerin batmasına razı olacaklar. Bir başka tercih de soğuktan donarak telef olmaktır. Donmaktansa yakın olmak, dikenlere katlanmak ama daha az acıtacak kadar yakın olmak en akıllıca iş.

Türkiye, Rusya ile ilişiklerini bu kirpi teorisi ile yürütmelidir. Aradaki mesafeyi iyi ayarlayarak dikenlerden en az zararla ilişkilerini devam ettirmelidirler. Uzakta olurlarsa donacaklarını sonucun yine ölüm olduğunu unutmadan mesafeyi koruyarak dikkatle hareket ederek iki ülke de kendi çıkarlarını korumalıdırlar. Yıllarca batılılara ve NATO’daki ortaklarımıza biz “dost ve müttefik” dedik. Oysa şu yakın zamanda onlar “Biz Türkiye ile dost değil müttefikiz” dediler. İşte bizim de müttefiklik ile dostluğun manalarını kavrayacak feraset sahibi, strateji sahibi, idrak sahibi idarecilerimiz de olsa.

Unutmamalıdır ki Rusya bizim onlara mahkum olduğumuzdan daha fazla konuda bize mahkumdur. Onların Kürt ayartmacılığına, Kürt kartına bizim vereceğimiz karşılık daha ağır ve etkileyici olacaktır. Sahip olduğumuz değerden haberimiz yok gibidir. Kürtler de tarihteki başlarına gelenlerden ders almalıdırlar. Huzur ve sükun içerisinde farklı mensubiyetlere rağmen inanç beraberliği gibi önemli bir argümanla hareket etmelidirler.

Türkiye’nin eli, eskiye nazaran daha güçlüdür. Bu güç Astana’da ve St. Petersburg anlaşmalarıyla da tescillenmiştir. Daha dikkatli daha radikal ve daha büyük cesaretle gelecek bizim istediğimiz gibi şekillenecektir. İnşallah gerçek olur. Adam gençliğinde çok yaramazlık yapmış.İçki, kumar, zina, hırsızlık her şey var. Elli yaşından sonra tövbe etmiş. Çocukları da babalarının bu ellili yaşlardaki halini biliyorlar. Adam yetmiş yaşında hastalanmış. Yatalak olmuş. Son günlerini yaşamaktadır. Çocukları moral olsun diye “Baba sana ne var cennetliksin” demişler. Babaları da geçmişteki yaramazlıklarını düşünerek” neredeee evlatlarım güvenemiyorum” demiş.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.