Abdullatif Acar

Abdullatif Acar

Yazarın Tüm Yazıları >

Vefa Yokuşu-I

A+A-

Merhum Muhammed Âkif Ersoy, kızının nikâh akdine çok sevdiği dostlarından Bosnalı Ali Şevki Efendi'yi de davet etmiş. Yaşlı hoca bu davete biraz geç gelmiş ve gecikme sebebi olarak da 'Vefâ Yokuşu'ndan' çıkışının biraz vakit aldığını söylemiş. Âkif de bu mazereti yerinde bir hakikat ile mezcederek (karıştırarak)mütebessim ve bir o kadar manidar bir şekilde cevaplamış: “Hangi Vefâ Yokuşu'ndan bahsediyorsun hoca efendi? Şimdiki nesil, o yokuşu çoktan düzledi" der.

“Ah vefa ah!..” Bugünlerde en çok muhtaç olduğumuz bir erdem, değil mi? Düzelmesini, aşınmasını bırakın, vefasızlarla imtihan olduğumuz bu asırda nice yokuşlar var ki esemesi bile unutuldu.

Birileri fiziki anlamda 'Vefa Yokuşu'nu' düzlerken bizler de vefa kavramının içini boşaltıp aşındırdık dibine kadar.

İnsanlık, içinde ki yokuşu aşamayıp benliğin çukurunda kayıp olduğundan ahdettiklerini hatırlamaz oldu. Özünü, özelini, değerlerini hatta dinini diyanetini unutuverdi.

Söz namustur, diyerek namus kadar söze değer verilmesi gerektiğini vurgulayan geçmişimiz, bugün başını kaldırıp halimizi görseydi söyleyecek söz bulamazdı herhalde. Çünkü namus mefhumu bile hassasiyet yokuşunda bir hayli aşındı.

Kırk yıl, diye bedel biçilirdi ikram edilen bir fincan kahveye. Bu günlerde bir ömür boyu yükünü taşıdığınız insanlar bir tebessümü dahi çok görüyorsa o yokuştan nasıl söz edilebilir.

Bir harf öğretenin kölesi olmayı vefa derinliğinde işleyenler bununla neyi anlatmak istediler de bir türlü anlamaya istekli olamadık.  

Peki, bize ne oldu ki; bir ağacın gölgesinde biraz oturduktan sonra ağaçtan helallik dileyip elinde ki suyu ağacın köküne döktükten sonra kalkan “ Eşyayı dahi incitme!” diyen bir nesilden insan katleden, kan içen, vahşilikte sınır tanımayan, hak hukuk ihlalleriyle ve kötülükte bir biriyle yarışan nesiller haline geldik.

Dostun dostuna karşı bile vefayı emreden bir dinin mensubu müminler için vefa hangi vicdanlara saklandı da göremiyoruz, hangi semtlere isim oldu da bilemiyoruz.

Kurda kuşa, canlı cansız her şeye vefayı görev addeden ecdadın torunları anne ve babasına, hısım ve akrabasına; eşi ve dostuna vefalı olmayı sırtlarında yük görüyorlarsa bu yükle hangi yokuşlardan çıkabilir, hangi engellerden aşılabilir.

İçimizde ki yokuşlar nedeniyle bitmeyen yorgunluğumuz ve sinemize yüklediğimiz anlamını yitiren ağırlıklar nedeniyle değimlidir ki; her yokuşu bir bahane, her engeli bir mazeret görüyoruz.

Gitmediğimize, hal hatır sormadığımıza, yapılan iyilikleri unuttuğumuza, verilen sözleri umursamadığımıza bir yokuş uyduruyoruz. Yani kendi yokuşumuzda yoruluyoruz aslında.

Bunun için vefa yokuşundan önce nefsin yokuşlarını, enaniyetin engellerini, bencilliğin çıkmazlarını aşmalıyız.

“Acıma acınacak hale gelirsin sözü ile vurdular merhamet duygularımızı. "merhamet etmeyene merhamet olunmaz" uyarısı tecelli etti saadet yokuşu dünyamızda. Vefa çok gerilerde kaldı, zulüm moda oldu. Güçlünün haklı olduğu bir dünya zifiri karanlığa büründü, ne yokuş ne yol görünüyor artık.

Ey dost! Sen, gamlar içinde bulunduğun halde neşeli ol; vefasız olan, vefa nedir bilmeyen şu dünyada, sen vefalı ol!” derken Mevlana Celaleddin-i Rumi aslında o yokuşu anlatır gibidir.

Vefasızların yaptıkları belki kalbimizi sızlatır. Yaptığımız iyilikler karşılık bulamayınca bir yokuş uzayıp gider zihnimizde, yorulup kalırız bir köşe başında. Ama yetişeceğimiz bir randevumuzun olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

Unutmamalı ki; yokuşlar zor değildir inanmış insana. Gerçek mümin olanın ne vefasızın engeli azmini kırar ne de vefalının iyiliği rehavete sürükleyebilir.

Gözünüzü kırpmadan o yokuşu tırmanacaksınız! Öncelikle kendinize güveneceksiniz. Sonra insanlar size güvenecek; düşmanlarınız bile yutkunup duracak, sizin vefa ve sadakatinizi asla inkâr edemeyecekler...

Devam edecek…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları