Selami Mutlu

Selami Mutlu

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Virüs içimizde!

A+A-

Virüsü yaşam tarzımızla dünyamızı kirleterek biz yarattık. Doğa intikamını bizden Virüs yoluyla almaya çalışıyor. Bizim doğa ve hijyen anlayışımız duyarsız davranışlarımız yüzünden virüsle mücadele eder durumdayız. Ne aklın ve bilimin verilerine değer veriyoruz ne de uyguluyoruz. Çevremizi talan edercesine ranta kurban verip yağmalıyor, tahrip ediyoruz. Adeta virüse davetiye çıkardık. Altın arayan çok uluslu şirketler yurdumuzda ne orman bıraktılar ne ova ne de dağ. Maden çıkaracağım diye kullanılan siyanür doğayı ve insanlarımızı katlediyor. Sonra da ortaya çıkıp kansere ilaç bulduk diye övünüyor işi ranta dönüştürüyorlar.

Akarsu kir tutmaz dedik bütün atıkları attık derelerimize, nehirlerimize, göllerimize. Ne göl kaldı ne nehir ne de içinde yüzen balık. Şehirler siteler kurduk plansız denetimsiz, kanalizasyonsuz. Kanalizasyonları bocaladık denizlerimize göllerimize. Şimdi girecek göl yüzecek deniz arıyoruz. Tarsus nehri üzerinde Hidroelektrik santrali kuruyoruz çevreyi köyleri talan ediyoruz. Aydın da incir ağaçlarını kesip jeotermal santral kuruyoruz, Kaz Dağların da altın aratıyor doğayı katlediyoruz ekolojik dengeler bozuluyor hastalıklar virüsler çoğalıyor sonrada çare arıyoruz. Kıyılar çetelerin istilasına uğramış sınırsız konut yapılmış, birinci derecede ki tarımsal sit alanlarına acımasızca yapılaşmalar kurulmuş sonrada kalkıp virüs nereden geldi diye ağlaşıyoruz. Virüs içimizde bizim duyarsız ve hijyen anlayışımızda. Onu biz davet ettik.

Kozak Yaylasına altın, bakır gümüş madeni aramak için talan ediyoruz. Kırklareli’nin %84 olan tarım arazisini %16 olan ormanlarını yok edip bölgeye termik santral yapmaya kalkıyoruz. Daha nice güzelliklerimizi talana açtık. Şimdi de kalkıp virüs var diye kurallar koyup ağlaşıyoruz. Virüs içimizde kafalarımızda yarattığımız yaşam ortamında kol gezer durumda. Böyle bir ortamı yaratırsanız her şeyin altında rant yatarsa insan arada kalır unutulur ve ezilir. Virüse de kansere de davetiye çıkarırsınız.

Eskiler ne ekersen onu biçersin derlerdi. Akıl ve bilim yolunu itibarsızlaştırırsanız virüs gibi salgın hastalıklarla mücadele etme gücünüzü de yok edersiniz. Muska yazarak okuyup üfürerek virüs kovulmaz. Virüsle mücadele ediyoruz diye insanlarımızı eve hapsedip tedbir diye bak konut kredilerini vereceğim, uçakların uçmadığı yerde KDV oranını %18 den %1’e düşürdüm diyerek insana değil sermayenin cebine para aktararak virüsle mücadele edilmez. Sadece Sağlık Bakanının gayretlerine bu iş bırakılamaz. Türkiye de bulunan bütün bilim kurumlarının katkısı ve birlikte oluşturacağı kararlarla yol alınmalıdır. Adam, kurum kuruluş ayırımı yaparak, her şeyi tek sese bağlayarak sonuç elde edilemez. Akıl ve bilimi kendimize rehber edinerek sonuç elde edebiliriz.

Yandaş müteahitlerin cebine para koyarak salgın önlenebilir mi? Hastaya müşteri, hastaneye gelir kapısı ve ticarethane gibi bakan, salgın hastalıklarla mücadele için kurulmuş ilaç ve önlem üreten Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü gibi kurumları kapatıp, askeri ilaç fabrikalarını kaldıran, SSK ilaç fabrikasını kapatan bir zihniyet salgın hastalıklarla mücadele edebilir mi?  Kendi milli ve yerli üretim kaynaklarını kapatanlar, böyle salgın ortamlarında etkin sınıflarında esiri olurlar.  Böyle parti-parti yasaklarla salgın önlenebilir mi? Bugün pazardan elle meyve sebze seçmeyi engelle, yarın berber kuaförleri kapat ertesi gün kahve ve toplu yerleri kapatmakla yol alınmaz. Varsa salgın belirtisi tüm tedbirler konur ve denetlenir Çin gibi.

Bütün tedbirler alınırken de şeffaf bir halde yalansız açıklamalar ile kamuoyuna güven verilir. Aytaç Yalman paşanın virüs nedeni ile ölümünü bile birkaç gün sonra bir gazetecinin araştırması sonucu öğrenen toplumda güven oluşmaz. Neredeyse virüsün tek sorumlusu olarak 65 yaş ve üstünü göstereceksiniz. İnsanları parklardan kovarcasına, bankları sökerek toplu taşım kartlarını askıya alarak tedbir oluşturulmaz. Bunun denetimi ve gözetimi yasal önlemlerle sağlanır. Devletin inandırıcılığı ile evinden çıkamayanlara yapılacak destek ile sağlanır. Parmak sallayıp tehdit ederek değil hiçbir güç öğle asarım keserim demek hakkına sahip değildir.

KORONA-19 Virüsünün toplumları evlerine kapadığı bir dönemde, bunu fırsat bilerek koruma altındaki alanları sessiz sedasız yapılaşmaya açması Mustafa Kemal Atatürk’ün halkına miras olarak bıraktığı AOÇ’da düğün salonunu el altından yapmaya kalkması, askeri bölgeleri, su ve orman havzalarından sonra Salda Gölü gibi doğal sit alanlarını yapama çabaları toplumun derdine çara bulmaktan öte kendi siyasi kampanyalarını rant tutkularını sürdürme çabalarından başkaca bir şey değildir. Halkın can derdine düştüğü bir döneme rast getirilmesi de affedilir gibi değildir.

Doğayı ve yaşam ortamlarımızı hijyen kurallarını hiçe sayarak biz katlettik. Şimdi baş gösteren salgın hastalığa karşı çare arıyoruz. Bunu da milli ve yerli olmanın ayıbı olarak dışardan temin etmeye çalışıyoruz. Umarız kirlenen yaşam dünyamızda ki ortamları büyük bir gayret ve hızla temizleyen yerel yönetimler çabalarını ve önlemlerini iyileşme sonrası da aynen devam ettirirler.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.