Cemal Kayı

Cemal Kayı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Yeniden Viyana 

A+A-

Babamın köydeki evinin önü taşlık ve aşağı doğru meyillidir. Her yıl traktörler dolusu kum karışımı çakıl getirilip serpilir. Yağan yağmurlar, esen rüzgarlar bu karışımı alıp İğdelinin dereye doğru sürüklediğinden bu aşınma (Erozyon)bir türlü önlenemez. Bu yılki karışım Gülüveren köyünün dağında maden arayanların çıkardıkları mıcır benzeri renkli taşlar olduğundan, bizim eski evin önü kuraklık yüzünden terkedilmiş bir GALAKSİ fotoğrafı görünümündeydi... 

Evin hemen on metre önünden iğreti bahçe duvarı başlar. Bahçe duvarı kenar uzunlukları eşit ve düzgün olmayan bir DİKDÖRTGEN biçimindedir. Ev tarafından sol üst köşede küçük bir sulama havuzu susuzluktan kurumuş boş gözlerle sizlere bakar...

Köyün muhtarı diğer bazı köylerin de muhtarları gibi, kendi seçmeninden ya da yakınlarından su parası toplamamış, geri kalanlardan topladığı paraları da boğazına geçirip, ilgili yerlere yatırmadığından, parası ödenmeyen MEDAŞ adlı ilgili kuruluş su pompasının elektriğini kestiğinden köy susuz bırakılmış, havuzlar boş, çamaşırlar makinalarda kalmıştı... 

 Ta rahmetli babamdan, anamdan kalan havuz ‘un gene sol üst köşesinde elli santimetre çapında ve düzgün olmayan şekilde üst üste konulmuş, yıllarca ineklere koyunlara TUZTAŞI görevi yapmış iki taş durur. Bu iki taş bu evde geçen acı tatlı nice yaşamlara tanıklık etmişliğin bilgeliği ve ağırlığıyla sanki UNUNU ELEYİP ELEĞİNİ ASMIŞ gibi sizi seyreder...  

Şehirde yıkayıp getirdiğim pırıl pırıl olmuş arabamı sağ taraf iki kapı arasından bu çokbilmiş taşlara sürtüp yaraladıktan sonra, suçu KEMGÖZLERE yükleyerek ertesi gün tamir için kaportacılara bırakıp, tekrar köye dönmek için Akpınar dolmuşuna bindim... 

Uzun yıllardır binmediğim dolmuşu Çelebiuşağı’nın Akpınar'a yerleşmişlerinden Mamadın İsmail'in oğlu sürüyordu, benzeterek sorup öğrendim... Dolmuşta her kesimden insan vardı. Yol boyunca ilginç olaylara tanık olacağımı düşündüm.

Oniki, onüç kişi olduğumuzu tahmin ettiğim dolmuş, Askerlik Şubesinin önünden epeyce kilolu ve iri yarı bir kadınla, susuzluktan kurumuş pırasa sapına benzeyen bacaklarıyla sallanarak yürüyen, orta yaşlı bir erkeği de tuvaletten çıkararak alıp hareket etti... 

Şehir Terminalinin önünde,* O MÜTHİŞ ATATÜRK POSTERİ* ile karşılaştık... Poster hem şehir çıkışı hem de şehir girişi tarafından iki yönlüydü. Bizlere bakıp sanki;

*ÜLKENİZE SAHİP ÇIKIN, DİNİ POLİTİKAYA ALET EDENLERE İNANMAYIN...! SİYASAL İSLAMCILARA TAVİZ VERMEYİN...!

YIKICILARIN BÖLÜCÜLERİN YANINDA YER ALMAYIN, BU ÜLKEYİ TALAN EDENLERDEN HESAP SORUN... Der gibi bakıyordu...

Hemen arkamda annesiyle beraber oturan beş altı yaşlarında çok tatlı bir kız çocuğu;

Çok güzeeel...!

Dedi... 

Özbağ'a yaklaşırken yan taraf bir sıra arkamda oturan şişman kadın, ATATÜRK posterinden ve yeni yönetimin HIRSIZLIKLARI, YOLSUZLUKLARI açığa çıkarmasından rahatsız olmuş, hesap sırasının galiba kendine de geleceğini düşünerek;

*Allah görendiiiir...!, Allah bilendiir...!

İçki içip davul zurna çalıyorlar, üç aydır hani ne yaptılar vb. gibi KARA PROPAGANDA yapıyordu... 

Karşı çıktım. Tüm yolcular benimle olup;

*Bu ülke bizim, bu ülkenin kurtuluşunda ve kuruluşunda bizlerin ataları, dedeleri bedel ödediler, emperyalist uşaklarından da, ülkeyi talan edenlerden de, yıkıcılardan da bölücülerden de hesap soracağız* dediler korkusuzca...

KARA PROPAGANDA'cı kadın yalnız kaldı, kem küm etti, boğuldu... 

Ülke lider bekliyor…

Saygılarımla...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları