Eflatun Neimetzade

Eflatun Neimetzade

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Zaman gelir, Sovyetler de çökecektir (2)

A+A-

İki deha insan, Türk Dünyasının iki mağrur devi sayılan Atatürk ve Aytmatov Sovyetlerin çökeceği, yok olacağını önceden görüyordu. Atatürk çekinmeden bunu dile getirdi ve dedi. Ama Aytmatov bunu söyleyemezdi; çünkü gerçekleri söylediğine göre 1938 yılında babasını kurşuna dizmişlerdi. O zaman onun altı yaşı vardı… Fakat ne yaptı, bunu güçlü ve yenilmez bir atın timsalinde; ismi Gülsarı olan mağrur atın yaşam öyküsünde kaleme aldı. Bu bir gerçektir, çünkü Sovyetler de çok güçlü ve “yenilmez” olarak bir anda XX. yy. evvellerinde ortaya atıldılar, hızlı, atak, kahraman olarak harekete geçtiler. Adil, demokratik ve hurr toplum vaat ettiler, fakat kan döktüler, ortababları, tüccarları, ekonomiyi yüceltenleri; Çar II. Nikolay’ın aile fertlerini, doktorları, aşpazları, öğretmenleri, hatta çocukları da kurşuna dizdiler. Böyle adil sistem, böyle hümanist sistem nasıl yaşaya bilirdi? Yahut ta yaşamını sürdürecekti? İşte bu soruların cevabını alamayan yazar; babasının neden öldürmüş olduklarını anlamayan altı yaşındaki çocuk Çengiz ve milyonlarla insanlar yazarın bu romanında sistemin yaşamayacağını anladılar. Anladılar da, ama dile getiremediler. Sustular, sustular… Beklediler.

DİKTATÖR LENİN, KATI TÜRK DÜŞMANIYDI

Bu sebeptendir ki, kahramanının adını Gülsarı adlandıran bu at, bana göre kahramanlıklarla süslenen, fakat kanla, ölümlerle ortaya atılan ve kendilerini kahraman ilan eden “Sovyet sistemi”nin kurucularıdır; başlarında ilk önce hepimizin adil, hayırsever, hatta hümanist bildiğimiz, ama gerçekte tam bir diktatör olan Vladimir Lenin’in ta kendisi olmalıdır. Çünkü ölüm günlerinde Lenin de günlük yazmıştır, eski günlerini hatırlayan Lenin, hasretle öten yılların ona vermiş olduğu şanı, şöhreti unutamıyor, Çar II. Nikolay’ın aile bireylerini, çocuklarını, doktor, aşpaz, öğretmenleri nasıl kurşuna dizdiğini hatırlar cani diktatör ve bu hayaller dünyasında dünyasını değişiyor.

İki deha adam, Türk Dünyasının iki mağrur devi sayılan Atatürk ve Aytmatov Sovyetlerin çökeceği yok olacağını önceden görüyordu. Atatürk çekinmeden bunu dile getirdi, Cumhuriyetin 10. Yılı nutkunda söyledi. Ama Aytmatov bunu söyleyemezdi, çünkü gerçekleri söylediğine göre 1938’lerde babasını kurşuna dizmişlerdi. Fakat ne yaptı, bunu güçlü ve yenilmez bir atın timsalinde, ismi Gülsarı olan yenilmez atın yaşam öyküsünde kaleme aldı. Bu bir gerçektir, çünkü Sovyetler, çok güçlü ve yenilmez olarak bir anda XX. yy. evvellerinde ortaya atıldılar, hızlı, atak, kahraman olarak harekete geçtiler. Adil toplum vaat ettiler, fakat kan döktüler. Rus devriminin mimarı Almanya oldu. Öten yıl TRT’de yayınlanan bir belgeselde kendim de izledim. Almanya devleti Lenin’e 385 milyar mark rüşvet verdiğini belgeleriyle ekranda göstermiş oldu. Bu parayla alınan silahlar, insanlara dağıtılan paralar sayesinde Lenin, Çar II. Nikolayı devirdi ve özellikle Türk devletlerinde toplu katliamlar yaptı.

Aytmatov anlıyordu ki, böyle “hümanist”, “adil” sistem yaşayamaz, yaşamını sürdüremezdi. Pek çok soruların cevabını anlamayan yazar, babasının neden öldürdüklerini idrak edemeyen altı yaşındaki çocuk Aytmatov ve milyonlarla insanlar yazarın bu romanında sistemin yaşamayacağını anladılar. Anladılar da, ama dile getiremediler o yıllarda.

Bu sebeptendir ki, kahramanının adını Gülsarı olan bu at, bana göre kahramanlıklarla süslenen, fakat kanla, ölümlerle ortaya atılan ve kendilerini kahraman ilan eden “Sovyet sistemi”nin kurucularıdır. Başlarında ilk önce hepimizin adil, hayırsever, hatta hümanist bildiğimiz, ama gerçekte tam bir diktatör olan Lenin’in ta kendisi olmalıdır. Çünkü ölüm günlerinde o, günlüğünde hasretle öten yılların ona vermiş olduğu şanı, şöhreti unutamıyordu…

TÜRK DÜNYASI YAZARINI YİTİRMİŞTİR, ÖKSÜZ KALMIŞTIR…

Şimdi düşünüyorum da “Elveda Gülsarı” romanını okuyanlar onu derhal Lenin’le kıyaslaya bilirler. Sadece isim değişikliği vardır. Bu ismi vermiş olmasaydı, dünya yazarı Çemgiz Aytmatov 2008 yılında değil, 1960’larda uzak Sibirya’da, tek bir kurşunla dünyasını değişmiş olacaktı.

Bu bakımdan gerçekten ünü, şöhreti hemen-hemen dünyanın bütün ülkelerinde Türk Dünyası için şeref ve kurur kaynağı olmuş Aytmatov, dünya insanlarının da sevgisini kazanmış bir dehadır. Onun “Yüzyüze”, “Erken gelen Turnalar”, “Cemile”, “Oğulla Buluşma”, “Toprak Ana”, “Yıldırım Sesli”, Manasçı”, “Gün Uzar Yüzyıl Olur”, “Dişi Kurdun Rüyaları”, “Kasandra Damgası” gibi romanları Türkiye okurları için manevi kaynak ve eğitim derslikleri olmuştur. Aytmatov’u mutlaka okumak gerekiyor.

Çünkü Çengiz Aytmatov, büyük yazar, büyük filozof, büyük düşünür olarak Türk Dünyasının Todor Drayzeri, Cek London’u, Mihail Çehov’u, Mopassan’ı, Lev Tolstoy’u sayılıyor. Onun kahramanları her ne kadar Kırgız Türkü olsalar da beşeri fikirleriyle, evrensel duygularıyla, çağdaş, modern dünyanın istek ve arzularına cevap verecek nitelikte güce, birikime, fikir yürütme yeteneğine sahipler. Bu bakımdan Çengiz Aytmatov, Türk Dünyasının deha yazarı olmakla kalmıyor; ele almış olduğu konuların genişliği, derinliğiyle kaleme alınması bakımından evrensel boyutlarıyla, fikir ve felsefi derinliğiyle çağımızın ötesinde bir yazardır. Dünyanın 140 ülkesinde eserleri basılmıştır ki bu her yazara nasip olmuyor.

Deha yazar Sovyetler İttifakının bütün üstün ödüllerini almış, “Sosyalist Emeği Kahramanıdır”. Şu kadar Ermeni öldürülmüştür demiş olsaydı iki defa Nobel ödülüne layık görülecekti.

Bana sorsanız şöyle derim: Politbüro, Aytmatov’u 1990 yıllarında Bruksel’e Büyükelçi gönderiyor. Bana göre gitmemeliydi; daha sonra Kırgızistan’ın AB, NATO ve UNESKO nezdindeki büyükelçilikleri yürütüyordu, gitmemeliydi ve bu yaptıklarını yanlış buluyorum. Oturacaktı doğulduğu o güzel köyde (onun doğmuş olduğu dede baba köyüne gittim, gördüm, beni büyülemiştir o yöreler), tabiatın, doğanın mucize güzelliklerini içine çekecekti, romanlarını yazacaktı, ömrünü uzatacaktı. Tıpkı büyük Rus yazarı Lev Tolstoy, Mihail Şolohov gibi; tıpkı ünlü bestekâr Cüzeppe Verdi gibi köyünden, tabiatın koynundan ayrılmayacaktı ve yazarlığını yapacaktı, yeni-yeni romanlarıyla okurlarının ruhunu okşayacaktı, ömrünü uzatmış olacaktı. Bizleri öksüz bıraktı, çok yazık oldu Türk Dünyasına…

DÜNYA İNSANLARI YOKSUN, ÖKSÜZ BIRAKILMIŞTIR

Birileri nasıl olsa diplomasiyi yürütüyordur şimdi, fakat bizler, dünya insanları büyük yazarını yitirmiş olduk. İşte buna acıyorum… Ona, onun derin ruhuna bu gün ihtiyaç vardır.

Acıdığım, üzülmüş olduğum önemli bir husus da vardır: Türkiye’deki basın, medya kuruluşları, sıradan bir pop şarkıcısına, düdük çalan yabancı müzisyene, “1 milyon Ermeni ve 30 bin Kürt öldürülmüştür” diyen yazar için gazetelerde peş-peşe sayfalar ayırıyor, hâlâ da seri yazılar yazıyorlar, onları gündemde tutuyorlar. Fakat bir dünya yazarı için sadece haber vermekle yetindiler (“Hürriyet”, “küçük” yazıyla dünya yazarını hatırlamış oldu). İşte Türkiye’deki basın kuruluşlarının kendi Türk Dünyası yazarına sahip çıkmamaları; daha çok yabancılara hizmet verdiklerini, promosyon için çalıştıklarını gördüm. Buna nasıl da yüzmeyelim?

“Ankara İl Gazetesi” Şubat ve Mart 2008’de üç sayfa yazı ile yazarın ismini Türkiye okurlarına tanıtmış oldu. Daha sonra da tekrar-tekrar Aytmatov hakkında seri yazılar basmış oldu. İşte size örnek teşkil edecek hizmetler. Türkiye’deki gazeteler, Türklere mi, yahut ta kimlere hizmet ediyor?

Azerbaycan’da faaliyet alanının ufuklarını dünya haritasında genişletmiş olan ATXEM (Türk dilli ve Azerbaycan Türkçesini Konuşan Dünya Merkezi), 23-26 Şubat 2008 tarihlerinde Bakü’de, Türk Dünyasının Büyük Yazarının doğumunun 80 yılını büyük coşkuyla Azerbaycan halkına ve dünyaya hatırlamış oldu, böylece tarihi bir olaya imza atmıştır. Ben Üniversitedeki dersler ve çalışmalarımdan dolayı bu muhteşem organizasyona gidemediğimin acısın şimdi de yaşıyorum. O anlamlı ve tarihi günlerde Azerbaycan Cumhurbaşkanı, Sayın İlham Aliyev, Dünya yazarının doğumunun 80 yılı şerefine kendisine, yeni tesis etmiş olduğu, 1 nolu “Dostluk” Ödülünü kendi eliyle Aytmatov’un yakasına taktı ve ona başarılar diledi. Azerbaycan, aynı kandan, aynı milletten olan kendi evladına, dünya yazarına sevgisini, saygısını böylece dile getirmiş oldu.

AZERBAYCAN, AYTMATOV’U BAĞRINA BASMIŞTIR

Şunu da söylemeliyim ki, Türk Dünyasında bunu ilk Azerbaycan yapmıştır, çünkü Türkiye’de bildiğim kadarı büyük yazarın 80 yılı jübilesi Kasım ayında planlanmıştı. Ne yazık ki bunu zamanında yapamadık ve ana vatan kendi evladının 80 yılı jübilesine geç kaldı… Ama kim bile bilirdi ki, büyük yazarın ölümü onu yollarda yakalayacaktır?

Kendi baba yurdunda değil, bir zamanlar diplomasi missiyasını yürütmüş olduğu yabancı ülkelerde gözlerini kapatacaktır?

Yıllar, asırlar ötecek, dünya yazarı eserleri nice-nice insanlara ve insanlığa ufuk açacaktır, hayatın, yaşamın manasını gelecek kuşaklara anlatacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yazarın Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.